Halk, bu sefer sistemin dışladığı ve liderinin yasaklı olduğu mağdur olan AKP’ye yöneldi. Bu partide bir anlamda Refah Partisi’nin izlerini de görüyordu. Ayrıca daha genç ve dinamik olmaları halkın teveccühünü kazanmıştı. Bir diğer düşünce de elit zümresinin Refah/Saadet oluşumuna iktidarı vermeyeceklerini bu nedenle bu oluşumun daha yumuşak bir geçiş sağlayacaklarını düşünmeleriydi. Gerçekten de ezici bir çoğunlukla AKP iktidara geldi.
Elit tabaka, yönetimi teslim etmemek için büyük bir direnç gösterdi. Bu iktidara karşı bütün kurumlar direndi. Elit tabakanın elinde son bir kale vardı. O da Çankaya idi. İşte bunu teslim etmemek için iç savaş bile çıkarmayı göze aldılar. Bu amaçla büyük bir senaryo uygulamaya geçti. Fakat halkın direnci ve inadı karşısında geri adım attılar. Ama bu onların uyuduğu anlamına gelmemelidir. Çünkü onlarda senaryo ve güç tükenmez. Onlar, dış güçler ve uluslararası örgütlerle iş birliği kurarak bir anda ses getirici projeler üretebilirler.
Bu senaryo, halkın kutuplara bölünmesi ve safların belirginleşmesiydi. Yani Cumhuriyetin kurulmasından beri perde arkasında olan elit tabaka çeşitli gösterilerle elde ettikleri kazanımlarını kaybetmemek için sahneye çıktılar. Bundan sonraki siyasi tarihimiz, halk ile bu seçkinler zümresi arasındaki mücadele olacaktır. Bu mücadelenin en kırılgan ve hassas noktası ise ordudur. Çünkü Türk siyasal tarihimizin en belirgin gücü ve iktidar nimetlerini dağıtan unsur ordudur. Ordunun desteklediği güçler iktidar olur. Bu nedenle Osmanlı ve hatta orta Asya geçmişimize baktığımızda bunu hep görürüz. Yeniçeri isyanları aslında belli bir kesimin yönetime talip olma veya gücü elden kaçırmama mücadelesidir.
Cumhuriyet Döneminde Partiler ve Darbeler
Yukarıda, ülkemizdeki yönetim ve iktidar mücadelesinin mantığını kısaca anlattık. Şimdi, bu mücadelede yer alan partileri ve onlara karşı yapılan darbeleri de anlatarak konumuzu bitirelim.
Türk siyasi tarihimizin en önemli partisi kanımca İtithat ve Terakki Partisi’dir. Bu partinin temelleri Avrupa’ya okumaya giden Türk gençleri tarafından atıldı. Jön Türkler de denilen bu hareket zamanla Avrupa tarzı bir yönetimi ve yaşamı ülkemizde de hayata geçirmek için örgütlenerek bu partiyi kurdu. Jön Türklerin yönetime yaptıkları ilk müdahale Sultan Abdülaziz’i öldürerek tahttan indirmeleri ve ardından Mithat Paşa’nın Meşrutiyet şartıyla II. Abdülhamit’i tahta geçirmesi ile başlar. Böylece Türk siyasal geleneğinde darbeler, yöneticiyi öldürmeler ve ardından her darbecinin kendi görüş ve ideolojisini yansıtacak olan bir anayasa yapma girişimini başlatır. Bu anayasaların da bir türlü kalıcı olmamaların nedeni de halkın sorunlarını değil, elit tabakanın sorunlarını ve yaşam tarzını yansıtmasıdır. Ayrıca, maddeler konjonktürel hazırlandıklarından kısa zamanda demode olmaktadır. Halbuki batı anayasa tarihleri hep halkla birlikte ve halkın gelenekleriyle barışık bir şekilde yürümüştür.
II. Abdülhamit’in Jön Türklere karşı darbe yapması ve Mithat Paşa’yı tasfiye etmesi üzerine bu hareket yer altına çekildi. Burada Osmanlı karşıtı (Yunan, Sırp, Mason, Siyonist ve uluslararası Ajanlar) her türlü fikirle zina yaptı ve sonunda veledi zina olan İttihat ve Terakki Partisi doğdu. Bu parti, kendi manevi babalarının destekleriyle güçlendi. İsyan çıkardı. Bunun üzerine Meşrutiyet tekrar ilan edildi. Fakat onlar ve manevi babaları, fikirlerini hayata geçmesini engelleyen en önemli gücün II. Abdülhamit olduğunu gördüklerinden onu tasfiye etmeye karar verdiler. Senaryo 31 Mart vakası ile uygulandı. Padişah hal edildi. Yönetim II. Abdülhamit’ten devralındı.
Böylece Türk siyasal tarihimizde, asker desteğiyle ve darbelerle iktidara gelme kapısı da açılmış oldu. Bu tarz siyaset yapmaya İttihatçı mantık denir ve bu mantığı günümüzde CHP temsil etmektedir.
Cumhuriyet döneminde devletin partisi olarak kurulan CHP’ye karşı ilk muhalefet hareketi olarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Kurucusu Kazım Karabekir, böyle bir partiyi kurduğu için yaptığı tüm çalışmalar silindiği gibi, unutulmaya terk edildi. Halbuki kurtuluş savaşının en önemli mimarlarından ve Atatürk’ün yakın silah arkadaşı olan bu şahıs maalesef unutturuldu. Tarih kitaplarımızda kendisinden bu partinin kapandığı 1925 yılından sonra hiç haber alamaz olduk. Yani tasfiye edildi. Böylece sisteme karşı çıkan ilk partinin akıbeti daha sonraki tüm oluşumlara örnek oldu. Bu partinin kapatılmasının en önemli gerekçesi “laiklik ilkesine karşı çıkmasıydı.” Bu gerekçe Refah Partisi’nin kapatılmasının da gerekçesiydi.
Ardından ısmarlama bir parti olan Atatürk’ün isteği üzerine Fethi Okyar tarafından kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı görürüz. Bu partinin kurulmasının temel amacı halkın görüşlerinin yansıtılmasından ziyade tepkileri azaltmaktı. Fakat,- halkın kahir ekseriyetinin bu partiye yönelmeye başladığı ve iktidarlarının sarsılabileceği anlaşıldığından bizzat Fethi Okyar tarafından kapatıldı.
1946 yılına geldiğimizde İnönü’nün batıya açılma politikası sonucu batının baskısıyla tekrar çok partili hayata geçiş görülür. Bu dönemde kurulan Demokrat Parti haliyle halkın büyük desteğiyle iktidara gelir. Fakat elit tabaka da boş durmamakta ve seçimle gelemedikleri yere ordunun desteğiyle gelmenin hazırlığını yapmaktadırlar. Ardından İnönü’nün desteğiyle 1960 darbesi yapılır. Bu darbeyle partinin üç önemli şahsı idam edilir. Böylece Osmanlı’dan beri gelen yöneticileri idam etme geleneği devam eder. Fakat ilginç olan, bu partinin diğer bir kurucusu ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a dokunulmamasıydı. Bazılar bu dokunulmazlığı Celal Bayar’ın mason olmasına bağlarlar.
Bundan sonraki süreçte ülkeyi belirsizlik ve kaos alır. Kaos siyasi belirsizlik 70’li yıllarda kendisini iyice hissettirir. 12 Mart, 12 Eylül askeri müdahaleleri yaşanır. Ardından ordu tekrar yönetime el koyar. Bir anlamda sisteme balans ayarı çekilir. Sistemin halka teveccüh etmesi ve halkın dini/milli değerlerine sahip çıkması üzerine 28 Şubat müdahalesi yapılar.
Zaten Türk demokrasi tarihi bir darbeler tarihidir. Ordu, demokrasi adına darbe yapmakta ve demokrasi adına özgürlükleri kısıtlamaktadır.