Türk Sağının İsrail’le İmtihanı

Abone Ol

Herkes İsrail’in ilan ediliş tarihi olarak 1948 yılını bilir. Oysa bana göre bu tarih 1917’deki Balfour Deklarasyonu’dur. İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour, Siyonizm’in önemli ismi Rothchild’e yazdığı mektupta, “Majestelerinin Hükümeti, Filistin’de Museviler için bir milli yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır.” ifadesini kullanmıştı. 1917 yılındaki bir diğer önemli gelişme ise Osmanlı’nın Kudüs’ü terk etmek zorunda kalmasıydı. Yani 1897’de Basel’de ortaya konulan yol haritasına göre işlem tamamlanmış, engeller bir bir ortadan kaldırılmıştı. 

1948 yılına geldiğimizde ise iş sadece resmi olarak ilan aşamasına gelmişti. Lawrence gibi ajanların çalışmaları ile Arap ve Türk toplumu arasına ekilen nifak tohumları gereken etkiyi göstermiş ve zemin uygun hale getirilmişti. Oluşturulan en önemli algı ise Filistinlilerin kendi topraklarını Yahudilere sattığı propagandasıydı. Aslında bu iddialar bir dezenformasyondan ibaretti. 1948 yılında mevcut Filistin topraklarının sadece yüzde 6 -7’si Yahudilere aitti. Ayrıca “arkadan vuran Arap” tanımlaması Türk toplumuna çok seri bir şekilde telkin ediliyordu. Araplara söylenen ise “Peygamber sizden değil mi, Türklerin boyunduruğu altında yaşamak zorunda mısınız?” şeklindeki söylemlerdi. Kısacası böyle bir psikolojik altyapının üzerine, İsrail’i Mart 1949’da ilk tanıyan Müslüman ülkenin Türkiye olması kolaylıkla sindirilebildi.  Dönemin iktidarı CHP idi. Yani Türkiye’de İsrail’i devlet nezdinde meşrulaştıran sol olmuştur. Biraz sonra göreceğimiz şekliyle ise millet nezdinde kabul görmesi için de bu görevi üstlenenler sağ partilerdir.

Osmanlı’dan kurtulmak için! Batılıların vaatlerine inanarak, felaha erecekleri zannına kapılan Arap toplumunun rüyadan uyanması uzun sürmedi. Uyandıklarında Batılı ülkelerin sömürgeleri olmuşlardı. İsrail hem Türkiye tarafından tanınmış olmayı, hem de Soğuk Savaş’la ortaya çıkan sonuçları çok iyi kullandı. Kimi Arap devletleri, Batılıların sömürgelerinden kurtulmak için Sovyetler Birliği’ne yanaştı. Bu durumda NATO’yla beraber kendisini Batı kampına atan Türkiye ile karşı karşıya geldiler. Yahudilerin ABD’deki lobi gücünü abartılı bir şekilde sunan bazı çevreler, Türkiye’nin Rus tehdidine karşı ayakta kalabilmesi için ABD’nin korumasına ihtiyacı olduğu tezini sürekli dillendirdi. ABD ile yakın ilişkiler kurulması için de, Yahudi lobisinin desteğinin olmazsa olmaz olduğu bir varsayım üzerinden hareket edildi. Lobiyi de ikna edecek olan şey ise İsrail’le yapılacak olan işbirlikleriydi. Demokrat Parti İsrail’le 1955-60 arası adına “Hayalet İttifak” denilen gizli anlaşmaları yapan ilk sağ iktidar oldu. Bir taraftan halkın tepkisinden çekindiği için açıkça bunu ilan edemedi. Diğer taraftan ABD ile sürdürdüğü yakınlaşma politikası zarar görmesin diye İsrail’le gözden uzak, kapalı kapılar ardında görüşmeler ve anlaşmalar yaptı. Sonrasında Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Doğruyol Partisi yani kendilerini merkez olarak takdim eden bütün sağ iktidarlar, İsrail ile askeri, ekonomik, siyasi birçok anlaşmayı imzalamaktan çekinmediler. Bu süreçte Refah Partisi de iftiralarla karşı karşıya kaldı. 54. Hükümet’in güvenoyu alarak işbaşına geldiği tarih 28 Haziran 1996’ydı. İsrail’le yapılan geniş çaplı askeri, ekonomik ve siyasi anlaşmanın tarihi ise 23 Şubat 1996, yani 53. Hükümet dönemine aitti. Demem o ki, kimileri 1996 yılından yola çıkarak, farkında olmadan anlaşmaya Refah Partisi’ni de dâhil etti. Kimileri de art niyetli bir karalama kampanyasının taşeronu olarak görev yaptı. Ayrıca bu anlaşma ile ilgili de çok önemli bir tartışma daha var. Gerekçesini şimdilik açıklamayacağım ancak bu konu oldubittilerin, kural ve yasa tanımazlığın devletlerde nasıl yapılabileceğini gösteren önemli bir örnektir. Onu daha sonraki yazılarımızda sizinle paylaşmaya çalışacağım.

Gelinen nokta itibariyle AK Parti iktidarı da Mavi Marmara sonrası İsrail’le ilişkilerin düzeltilmesi serüveninde, hiç de şaşırtıcı bir şekilde hareket etmedi. Aynen diğerleri gibi geleneği devam ettirdi. 

Hatırlarsınız Fikret Kızılok’un Rahmetli Demirel’e atfen yazdığı bir şarkı vardı. “Süleyman hep Başbakan, Başbakan hep Süleyman” diye. Türkiye-İsrail ilişkileri de bundan farklı değil. “Kazanan hep İsrail, İsrail hep kazanan.”