Türk kavramı ve Türkçü söylem

Abone Ol

“1 Kasım Seçimleri ve Saadet Partisi” başlıklı yazıma sevgili okurum Mustafa Bağcılar -Türkçü söylem kavramına- itirazda bulunuyor. “Sayın yazar, Saadet-BBP ittifakı Türkçü söylemle kaybetti diyorsun el insaf, sana şunu hatırlatayım ki Türk demek İslâm demektir. Türk kâfirle savaşmayı göze alan demektir. Eskiden Avrupa’da Türk oldu demek Müslüman oldu manasına gelirdi…” Burada sayın okurumun seçim sonuçlarından ziyade itirazda bulunduğu Türk kavramının İslâm ile özdeş olduğu düşüncesi. Zaten kendisi de “Eskiden” diye belirtiyor. Eskiden deyince bu yakın bir zaman değil. Osmanlı Devleti’nin yıkıldığı, İttihat ve Terakki’nin masonik zihniyetinin öncülüğünde Türkiye Cumhuriyeti ile özellikle Türk ırkı kavramı üzerine inşa edildiği dönem öncesidir. Medeniyetimizde, İslâm milleti bir bütündür. Irk kavramı geri plandadır ve bir önceliği yoktur. Doğrudur, Osmanlı Devleti zamanında Türk ile İslâm birbirinin özdeşidir. Endülüs’te de Arap ile İslâm özdeştir. İslâm’a hizmette bulunan hangi kavim ise Batılılar tarafından iki kavram birbirinin özdeşi olarak görülür.

İslâm’dan ve Müslümanlardan etkilenen Batılı edebiyatçılar, düşünürler üzerine yaptığım çalışmalarda Osmanlı Devleti ile ilişkili olan bütün topluluklar İslâm ile Türk kavramını bir arada değerlendirirler. Rus, Fransız, İspanyol, İngiliz, İtalyan, Alman edebiyat ve kültüründe bu kavram böyle anlaşılır.

Fransız ihtilalinden sonra Avrupa’da baş gösteren ırkçılık, Tanzimat hareketi ile bizim aydınlarımıza sirayet etti. İttihat ve Terakki mason iç içeliğinden sonra Türk ırkı kavramı merkeze oturdu. Türkiye Cumhuriyeti de bunun üzerine inşa olundu. Diğer kavimler yok sayıldı. Türklerin İslâm ile bağlarının kesilmesi için Türklerin Müslüman olmadan önceki pagan-putperest kültürlere götürüldü. Bu duygu oluşturuldu. Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal gibi mason ve batıcı aydınların izleğinde bir dalgaya dönüştürüldü. Dönemin hemen bütün aydınları bir kaçı hariç bu dalganın etkisinde kaldı. Selanik’te çıkarılan Genç Kalemler dergisi İttihatçı masonların etkisinde Müslümanlara ait kavramları, tarzları redde başladılar. Namık Kemal’in İbret’teki hemen bütün yazılarında Fransız pozitivizminin ve masonik düşüncenin yansıyan ürünleridir. Behçet Kemal Çağlar’ın, “Kâbe Arap’ın olsun Çankaya bize yeter” ifadesi bu düşüncenin bir sonucudur. Batı’dan bize sindirilen Türkçülük kavramı da bunlardan biridir. Yakın zamanlardaki Kürt kavmiyetçiliği de aynı düşüncenin ürünüdür. Kürtler de İslâm öncesi Mezopotamya’daki pagan-putperest kültürlere götürülüyor. Bu Arap, Arnavut, Acem, Peştu kavmiyetlerinin doğmasına neden oldu. Müslümanlar çok parçalı ve düşman hale getirildi.

Türk, Kürt, Arap kavmiyetçiliği yapanlar, İslâm’ı öncelemiyorlar. Kavim duygusu daha ağır basıyor. Yakın zamanda tırmanan Türk-Kürt çatışmasında uçurum alabildiğine derinleşmiştir. Türk kavmiyetçiler artık İslâm kavramını öncelemiyorlar, Kürt kavmiyetçiler de öyle.

Yakın zamanda özellikle Suriye çatışmasından sonra Kürtler IŞİD bahanesiyle İslâm’dan uzaklaştı. Müslümanlar bir tuzağın içindedirler. Türk, Kürt fark etmiyor. Üstünlüğü ele geçiren bir kavim diğerini asimile etmek ya da yok etmek için çabalıyor. Günümüzün en büyük bunalımı bundan kaynaklanıyor.

Millî Görüş hareketi İslâm milleti, medeniyeti ve ümmeti merkezli bir oluştur. Irk kavramı medeniyetimiz gerçekliğindeki kadarıyla hayatın içindedir. Veda Hutbesi’nde vurgulanan: “Arap’ın Aceme, Acem’in Arap’a üstünlüğü yoktur. Siyahın beyazdan beyazın siyahtan üstünlüğü yoktur. Üstünlük takva iledir.” Bu temel tez bütün İslâm milleti için geçerlidir. Günümüzde Türk kavramı bütünüyle İslâm’ın özdeşi değildir ve olamaz. Türkiye’de yaşayan ateist Türkler, kavmi Türkçüler, Batıcılar ve liberaller İslâm’ın özdeşi midir