2012 yılında bu köşede kaleme aldığım Suriye Kördüğümüne
Türk Kılıcı mı başlıklı yazımda şu ifadeleri kullanmıştım: ...Ve yine
farkındalar ki, Suriye krizi aynı zamanda Yeni Yalta Sürecinde yerini almaya
çalışan Türkiye nin başlı başına bir yakın çevre sorunudur ve bundan dolayı
da Ankara nın kırmızı çizgisi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Suriye
mevzuu, geldiği aşama itibarıyla, Türk dış politikası açısından önümüzdeki
süreçte etkisini daha somut bir şekilde gösterecek olan çok boyutlu bir kırılma
noktasına işaret etmektedir.
Bu yazımdan yaklaşık olarak dört yıl sonra, bu çok
boyutlu kırılmanın ne anlama geldiği netlik kazanmaya başlamış durumda. İlk
ciddi kırılma kendisini iç siyasette gösterdi. Nitekim son dönem Türk dış
politikasının mimarı olarak lanse edilen Başbakan Davutoğlu nun istifasında
Suriye krizinin etkili olduğuna yönelik yorumlar bu kapsamda ön plana çıkıyor.
İdealizmden realizme dönüş olarak da adlandırılabilecek bu yeni süreç, bu
bağlamda ilk kurbanını vermiş görünüyor.
Diğer önemli kırılma noktası ise, Suriye özelinden
hareketle Türk dış politikasında tekrar Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkesini
kısmen anımsatan dostları çoğaltma çağrısı. Bununla ilgili dikkat çekici
gelişme, Davutoğlu sonrası Başbakanlık görevini üstelenen Binali Yıldırım dan
geldi. Sayın Yıldırım ın göreve başlarken ifade ettiği Düşmanlarımızı azaltıp,
dostlarımızı artıracağız söylemi, bu bağlamda gerçekçi politikalara dönüş
sinyali olarak algılanmakta gecikmedi.
Yeni süreç her ne kadar yeni başbakan ile özdeşleştirilse
de, bunun ilk somut işaretini Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ın verdiği görülüyor.
21 Mart 2016 da PKK terör örgütü sempatizanlarının çadır açmasına izin veren
Belçika hükümetine sert sözlerle yüklenen Erdoğan aynen şu cümleyi sarf
etmişti: Böyle dost olur mu .. Dostları çoğaltmaya, düşmanları azaltmaya niyetliyiz
ama bilmeyene de haddini bildirmek hakkımızdır.
Dolayısıyla niyet daha öncesine dayanıyor ve Başbakan
Binali Yıldırım bu arayışı uygulamak üzere kendisi açısından zor bir görevi
üstlenmiş durumda. Zor diyorum, çünkü dostları çoğaltalım derken, etrafımızdaki
düşman halkaya yenileri ekleniyor. Son olarak Almanya örneğinde görüldüğü
üzere...
Düşünün, Türkiye nin 100 yıllık dostu olarak bilinen
Almanya bir çırpıda bizi satıverdi hem de ikili ilişkilerin Şansölye Merkel ile
zirve yapmaya başladığı bir dönemde. Bu da bizi bir kez daha Cumhurbaşkanı
Erdoğan ın Böyle dost olur mu .. Dostları çoğaltmaya, düşmanları azaltmaya
niyetliyiz ama bilmeyene de haddini bildirmek hakkımızdır. sözüne götürüyor.
Kim Dost, Kim Düşman
Biz dost olalım dedikçe, karşımızdakiler bizden ne
dost ne de post olur diyorlar. Daha da ötesi, bizim dost arama , dostları
çoğaltma politikamız bir zafiyet olarak algılanıyor. Karşı taraf, bu arayışa
ya da politika değişikliğine ancak ve ancak kayıtsız şartsız tam teslimiyet ile
yanaşacağı cevabını veriyor ve etrafımızdaki çemberi her geçen gün daraltıyor.
Hatta bir adım daha ileri giderek, bu tek taraflı
dostluğun kaçınılmaz bir hal almaya başladığını içeride patlatılan bombalarla
desteklemeye çalışıyor, hem de Ramazanda. Bunun için İstanbul da ve Midyat ta
patlatılan bombalar sonrası kimden ya da kimlerden Ankara ya işbirliği, destek
mesajı geldiğine iyi bakın. Aynı adreslerin büyük çoğunluğunun PKK terör örgütü
ya da onun Irak, İran ve Suriye versiyonlarını nasıl eğittiklerini,
donattıklarını ve hatta birlikte kol kola nasıl savaşlarını göreceksiniz.
Dolayısıyla, burada cevap bekleyen kritik soru,
çoğaltılacak bu dostlar hanesine kimlerin dâhil edileceği ya da düşman
hanesinden kimlerin çıkartılacağı.
Gerçekte kimin dost kimin düşman olduğu sorusuna
verilecek doğru cevap , hiç kuşkusuz Türkiye nin işini fazlasıyla
kolaylaştıracaktır. Fakat bu o kadar da kolay görünmüyor.
Diğer taraftan, mevcut gelişmelerin bu arayış içerisinde
bilakis düşman hanesindeki listeyi giderek kabarıklaştırdığı, buna karşılık
bizi tek bir dost a doğru sürüklediğini söylemek için de kâhin olmaya gerek
yok. Görünmez bir el ya da çokça kullanılan o üst akıl bizi hep tek bir
adrese zorluyor ve bütün yolların kendisine çıktığını kabul ettirmeye
çalışıyor.
Suriye merkezli Türk dış politikasındaki dönüşümü ele
almaya devam edeceğiz, özellikle de kırmızı çizgiler bağlamında...