Aksa Tufanı, 7 Ekim 2023 tarihinde, HAMAS öncülüğündeki Filistinli grupların, Gazze Şeridi'nden İsrail işgali altındaki Filistin topraklarına yönelik çok kollu bir askerî taarruzdur. 2 yıllık süre zarfında birçok şey yaşandı ancak bazı hususların tekrar hatırlanması gerekir. Bakınız söz konusu taarruz, 1948 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra İsrail işgali altındaki Filistin topraklarını yeniden kazandığı ilk harekettir. Bu bağlamda işgalciler ilk defa işgal edildiler anlamına gelmektedir.
Yaşanan çatışmalar İsrail tarihindeki en büyük askeri ve siyasi kaybı da ortaya çıkarttı. Harun Bekiroğlu hocamız ifade eder. Filistinliler başta Mescid-i Aksa olmak üzere tüm ümmet için kendilerini feda ettiler. Bugün hâlâ katliamlar devam ediyor. “Ya genel bir çatışma ortamı yok, abartma” diyenlere saldırının sadece silahla olmadığını veya sadece vurarak olmadığını ifade etmek gerekir. İnsanlık tarihinin insan eliyle çıkartılmış en büyük kıtlığı ve yoksunluğu hâlâ Gazze halkını kemiriyor.
Bibi yine babası ile
“Bu Trump’a sempati duyanları anlamak mümkün değil” diye safça bir cümle kurmayacağım. Sempati duyanlar iyi niyetli değil. Sahada ve insanlık nezdinde kazanamadığı her şeyi diplomasi, ekonomi ve siyaset alanında kazanmak isteyen katil Netanyahu, beşinci defa Trump’la görüştü... Görüşmenin ana gündeminin Türkiye olduğunu Trump’ın sürekli Erdoğan ile ilgili "He's a Very Good Friend of Mine”, “Erdoğan benim çok iyi bir dostum” demesinden belli... Bakın, devamında, “Ben ona saygı duyuyorum. Netanyahu da ona saygı duyuyor. Aralarında problem olmayacak” dedi. Bunlar tesadüf mü, elbette değil. İsrail kendisi için asıl tehdidin Türkiye olduğunu ifade ediyordu zaten. Ancak artık bununla ilgili aleni harekete geçti. Düşen uçak, Rus İHA’ları Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Kesimi-İsrail yakınlaşması, bunların hepsi asıl hedef olan Türkiye’ye yönelmenin bir göstergesidir. ABD ne diyor ya yönelme biz anlaşırız, Türkiye bize lazım…
DEAŞ meselesi
DEAŞ terör örgütü, bir istihbarat operasyonu ile kurulmuş ve bu noktaya getirilmiştir. Bu örgütlerin hangileri olduğunu söylemeye gerek de yok aslında. Biraz ondan biraz bundan bazı bazı hepsinden… Siyonizm sadece dostunu değil, düşmanını da domine ediyor. Bu cümleyi duyarız. Ancak asıl olan, düşmanın düşmanı da, dostun düşmanını da, dostun dostunu da kendisi belirliyor ve yönetiyor. Bu bağlamda DEAŞ bir terör örgütüdür ve bunun sosyolojik kökleri hem Avrupa’da hem de bölgedeki kışkırtıcı hamlelerden Ebu Garip Cezaevi’nden tutun da yükselen ırkçılığa kadar geniş yelpazede oluşturulmuştur. Bugün fonladıkları, destekledikleri diğer bir terör örgütü olan SDG’yi de aynen bunun için PKK isminden de sıyrılma maksadıyla kurmuşlardır. Bakın bu SDG hem Suriyeli hem de demokratik diyerek DEAŞ’a karşı güç kazandırdılar. Peki, maksat da bölgede kendilerine bir yeni vekil kazandırmak…
DEAŞ durup dururken harekete geçmedi, neden şimdi tam da İsrail’in Türkiye’ye karşı harekete geçtiği zaman… Şehitlerimize Allah’tan rahmet dilerim. Bakın bu DEAŞ neredeyse hiç Batı’ya veya Siyonizm’e karşı saldırı yapmamıştır. Ya da yaptıysa belli maksatlarla özellikle de İslam düşmanlığını pekiştirmek için yapmıştır. Bunu kendi retoriğine göre “biz ilk başta fasıkları yok edeceğiz, sonra kâfirlere sıra gelecek” diye açıklıyorlar.
Bununla ilgili bir ilahiyatçı hocamızın bir hikâyesini anlatayım. Dizilerin başındaki gibi söylemiş olayım… İlk olarak hiçbir kurum ve kişiyi kast etmediğimi de özellikle ifade etmek isterim. Bir gün derste bir öğrenci şeyhi ile ilgili “şöyle keramet sahibi, şöyle uçtu, böyle kaçtı” diye anlatınca, dersin hocası kıymetli hocamız, “Gençler gözleriniz ile gördünüz mü bunları? Şahit olmadığımız kerametlere değil, İslam’ın aslına bakın, bunlara takılıp gerçeklerden uzaklaşmayın” der. Öğrenci dersten sonra bunu kıdemli müritlerden birine anlatır. Mürit de, “Bak hocana söyle, şeyhimizi küçük görmesin, şeyhimiz onu çarpar” der. Öğrenci sonraki derse gelir ve der ki, “Hocam ayağınızı denk alın, şeyhimiz sizi çarpar ha”. Bunun üzerine hocamız, “Söyleyin şeyhinize, beni çarpacağına gitsin Amerika, İsrail’i çarpsın. Ben bir garip hocayım, benle ne derdi olur” der.
İşin aslı bu; vakadaki gibi herkes birilerini çarpma derdinde. Kimse Siyonizm’e laf söyleme derdinde değil.