Truva atı” bir efsane. Hikâye bu ya: Akhalılar 9 yıl boyunca Truva (Troya) şehrini kuşatırlar. Bir türlü ele geçiremezler. Sonunda Komutan Odysseus bir plan yapar: Plana göre sözde geri çekileceklerdir. Ancak geri çekilirken geride tahtadan yapılmış kocaman bir at bırakacaklardır. Bu atın içinde de kendisi ve seçme birliği olacaktır. Planı uygularlar. Bir gece gemilerle geri çekiliyormuş gibi yaparlar ve Bozcaada’nın arkasına gizlenirler. (Truva, Çanakkale yakınlarındadır.) Truvalılar tahtadan atı ganimet diye kaleye alırlar ve düşmanlarının geri çekilmesini de zafer olarak kutlarlar. Onlar zafer sarhoşu olmuşken koca tahta atın içindeki askerler çıkar ve sarhoş olmuş Truvalıları devre dışı bırakıp kalenin kapılarını açarlar. Böylece geri çekilir gibi yapan diğer askerler de gelir ve Truva şehri ele geçirilir.
Bu hikâye, “kaleyi içerden fethetmenin” en çarpıcı örneği olarak anlatılır. Ne var ki bu hikâye, yalnızca kitap sayfalarında kalmamış, bazı ülkeler ve bazı komiteler tarafından uygulanmıştır. Mesela Osmanlı’da, meselâ Irak’ta… Mesela daha birçok ülkelerde… Geliniz bu tarihî hâdiselere hülasa olarak bakalım:
Osmanlıyı yıkmak, Osmanlı’nın hâkim olduğu toprakları ele geçirmek ve Hilâfet Müessesesi’ni ortadan kaldırmak isteyen güçler (bunların başını İngiltere ile Yahudi komiteleri ve onların kurduğu mason teşkilatları çekiyordu) Osmanlı içerisinde nüfuzlu kimselere el atmışlardı. Askerî ve sivil bürokratlar ile başta gazeteciler olmak üzere aydın kesim onların tuzağına düşmüşlerdi. Birçoğu Selanik’teki mason localarına kaydolmuştu. Osmanlı’nın kalburüstü takımına ilk önce “Jön Türkler” deniliyordu. Sonradan legal hale geldiler ve İttihat Terakki Partisi’ni kurdular. O ekip 31 Mart darbesinde mühim rol oynadı. Sultan Abdülhamit’i devirdiler, iktidarı ele geçirdiler. Böylece “proje parti”nin “proje adamları” iktidarı ele geçirmişlerdi. Gerçekte ise onlar “iktidar olduk” zannediyorlardı. Asıl iktidar ise başkalarıydı. Onlar çalıyor, bunlar oynuyordu. Yani onlar planı, projeyi sunuyor, bunlar ise harfiyen uyguluyorlardı. Peki, ne oldu? 9 yılda 14 ülke kaybedildi. Bunlardan 5’i Balkan Savaşları’nda, 9’u Birinci Dünya Savaşı’nda kaybedildi. Sadece ülkeler kaybedilmedi, yüz binlerce insanımızı şehit verdik. Yüz binlerce insanımız yurdundan yuvasından oldu.
Balkan Savaş’ını ve bu savaş öncesinde, savaş esnasında yapılan ihanetleri anlatsak, öfkeden saçınızı başınızı yolarsınız. Birinci Dünya Savaşı’nda, hele Filistin, Suriye ve Irak’ın kaybedilmesi esnasında sergilenen ihanetleri anlatsak, yazılanları okurken bu ihaneti yapanları derin öfke ile hatırlarsınız ve sizi hafakanlar basar. Osmanlı için uygulanan “Truva Atı projesi” uygulanmadan önce; Sırbistan, Romanya, Bulgaristan, Karadağ, Yunanistan, Mısır, Irak, Kuveyt Suriye, Filistin, Ürdün, Suudi Arabistan, Libya, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar (bütün körfez ülkeleri) bizimdi. İçimizdeki hainlerin marifetiyle, bir kısmını dört yüz yıl yönettiğimiz topraklar elimizden gitti. Projenin mimarları bazı ülkeleri çok rahat bir şekilde ele geçirdiler ve o bölgelerin servetlerine de, petrolüne de el koydular.
Yerimiz daraldı. Diğer Truva Atı projesine gelelim. Irak’ta uygulanan projeye. Yine Osmanlı için proje üreten ekip bu defa Irak için benzer proje ürettiler. “Kesnizani Tarikatı”nı kurdurdular. Düşünün Saddam’ın eşi bile bu tarikatın üyesi idi. Ordunun en üst seviyeden generalleri bu tarikatın üyesiydi. Netice ne mi oldu? Dünyanın en güçlü kara ordusu denilen Saddam’ın ordusu ve Saddam’ın özel ordusu mahiyetindeki Cumhuriyet Muhafızları hiç direnmeden koca ülkeyi işgalcilere teslim etti. Çünkü Truva Atı projesi devredeydi ve kale içeriden fethedilmişti.
Siz siz olun, hikâyeleri, masalları, efsaneleri de dikkatli okuyun. Elin oğlu, hikâye ve masal kitaplarından ne projeler üretiyor. Beş-on, elli-altmış, her ne kadarsa “proje adam” yetiştiriyor, anlattığımız örnekte olduğu gibi beş, on ülke birden alıyor. Ya da Irak örneğinde olduğu gibi koca ülkeyi hamuduyla (yani petrolüyle) birlikte yutuyor.