Geçmişte Barak Obama’nın ‘Değişim’ (Change) üzerine mebni seçim kampanyası daha sonra Demokratların iktidarında iyice uç verirken, bunun sonucu olarak ortaya çıkan Donald Johm Trump’ın beklenmedik zaferi ve Cumhuriyetçilerin, Temsilciler Meclisi ve Senato’daki başarıları küresel ölçekte büyük şaşkınlığa (puzzlement) neden oldu.
Trump’ın, ABD’yi en kuvvetli ekonomi yapma konusundaki iddialı sözleri, küresel bağlamda daha etkin aktörler olarak yer almayı amaçlayan dev Amerikan tekelci ekonomik güçlerin iştahını iyice kabartırken, AB, Çin, Hindistan, Rusya gibi güç denge ve parametrelerinde ne gibi sonuçlar doğuracağı doğrusu merak konusudur.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun, Trump konusunda ortaya koyduğu net görüş ise, yakın gelecekte Ortadoğu’da, İsrail ve ABD etkileşim gücünün olası yansımalarını şimdiden ortaya koyması bakımından önemli bir stratejik hamlenin ayak sesi olarak ortaya çıkmaktadır.
ABD’nin yeni ekonomik politikasını oluşturan hamleci kilit noktalarının, küresel dinamikler ve Ortadoğu gibi bölgesel dengeleri nasıl etkileyeceği ve küresel ekonomik güç dengeleri üzerinde nasıl bir ‘ekonomik güç statükosu’ oluşturacağının hesapları şimdiden yapılmaya başlandı.
ABD’de sekiz yıl aradan sonra yeniden hem yasama hem de yürütmede güçlenerek çıkan Cumhuriyetçi Parti’nin, küresel ölçekte keskinleşen ve ABD aleyhine dönüşen ekonomik güç dengesini yeniden boyunduruk altına almaya yönelik hamlelerinin nasıl sonuçlar doğuracağı ve ne gibi ekonomik darboğazlara ve durağanlıklara sebep olacağı ileride daha mübeyyin olacaktır.
Obama yönetiminin uyguladığı politikaların başarısızlıkları Trump’un beklenmedik başarısına zemin hazırlayan en önemli etmenler olmuştur. Trump’un rasyonel gerçekçilikten uzak, Müslümanları aşağılayıcı politikalar ile gündeme oturan söylemleri ise, kuşkusuz yeni dönemde İslam Dünyası ile olan ilişkilerinde hep ihtiyatlı bir yaklaşımla değerlendirilecektir.
Trump’ın, başkanlık seçimi kampanyası sırasında, İslamofobia’yı aratmayan davranış biçimiyle, başkan olması halinde Müslümanların Amerika’ya girişini yasaklayacağı yönündeki ifadeleri, siyasi üslupla bağdaşmayan talihsiz ve bir o kadar da hayal kırıklığı yaratan ve yeni ayrışmalara zemin hazırlayabilecek negatif bir yaklaşım şekli idi.
Trump’ın göreve başlayacağı 20 Ocak 2017 tarihine kadar, ABD seçim sonuçlarının ve olası küresel etkilerinin çokça tartışılacağı bir gerçektir. Obama, seçim sonuçlarını değerlendirirken; “Kendi tarafı seçim kaybedince insan üzülür, fakat hepimiz aynı ekipte yer alıyoruz. Seçimler ise, kurumlar arası mücadeledir (intermural scrimmage)” şeklindeki yaklaşımı ile aslında ABD’nin ortak stratejisini de ortaya koymuş oldu.
Türkiye, ABD ile olan ‘stratejik ortaklık’ konumu ile bağlayıcılık vurgusuna sürekli vurgu yaparak yeni yönetime mesaj vermeye çalışsa da, ABD’nin Ortadoğu bağlamında değişmeye yüz tutan Türkiye stratejisi ile yeni dönemde nasıl bir seyir izleyeceği üzerinde çok düşünülmesi gereken bir durum olsa gerek.
ABD’nin, Ortadoğu’da uygulamaya çalıştığı ve Türkiye’nin jeostratejik konumunu tehlikeye sokması muhtemel ‘kasdi’ ve ‘zecri’ uygulamalarla yakın gelecekte Türkiye’nin başını çokça ağrıtacağa benziyor.