Trump, Bagram Hava Üssü’nü Neden İstiyor?

Abone Ol

Takvimler 2019 yılını gösterirken Trump yönetimi ile Taliban arasında yapılan Doha görüşmeleriyle ABD askerlerinin Afganistan’dan çekilmesi kararlaştırılmıştı. 2021 yılında, çekilme için verilen tarih gelip çattığında ise yalnızca yirmi yıllık bir savaşın sonu gelmedi; Washington için küresel güvenlik stratejisinde derin etkileri olacak yeni bir dönemin başlangıcı ilan edildi.

Amerikan ordusunun, “Sonsuz savaşlardan çıkış” sloganıyla başlattığı çekilme süreci, Kabil Havalimanı’ndaki kaotik tahliyeyle ABD’nin bütün bir PR çalışmasına ağır bir darbe indirdi. Ancak kaybedilenler itibardan ibaret değildi; Asya’nın merkezindeki en stratejik kale de bu çekilmeyle elden çıkmış oldu.

Taliban’ın birkaç hafta içinde ülkenin önemli bir kısmında kontrolü tamamen ele geçirmesi, Asya jeopolitiğinin yeniden kurgulanacağı ve güç dengelerinin yeni bir düzlemde değerlendirileceği anlamına geliyordu. Ancak asıl soru Asya’dan yükselen Çin tehlikesinin bu boşluğu nasıl kullanmak isteyeceğiydi. O günden sonra bölge, küresel güçlerin yeniden mevzilendiği bir satranç tahtasına dönecek; bu tahtada hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Bagram’ın önemi nereden geliyor?

Bütün bu tablo içinde en çok konuşulan konulardan biri ise Bagram Hava Üssü’ydü. 1950’lerde Sovyetler Birliği’nin inşa ettiği ve Kabil’e olan yakınlığıyla bölgeye hızlı sevkiyat ve keşif imkânı sağlayan bu üs, Sovyetler’in Afganistan işgalindeki en önemli lojistik merkezlerinden biri oldu. ABD’nin 2001 işgaliyle birlikte Bagram, bu sefer de ABD’nin bölgedeki en gözde üssü oldu. Yani üssün kaderi daha en başından belliydi; “işgalci kimse üssün sahibi oydu”.

Bagram’ın stratejik değeri aslında üzerinde bulunduğu coğrafyanın çok yönlü öneminden kaynaklanıyor. Yani ABD için Bagram, yalnızca Afganistan’ın içinde olmak anlamına gelmiyor; Bagram’da bulunan bir Amerikan varlığı ABD’nin Orta ve Güney Asya’da varlığını simgeleyen bir ileri karakol olarak değerlendiriliyordu. Çünkü Bagram, İran’dan Rusya’ya, Doğu Türkistan bölgesinden Pakistan’ın kuzeyine kadar uzanan bir bölgenin merkezinde yer alıyor. ABD, 11 Eylül saldırıları sonrası Afganistan’da hava harekâtının kalbinin Bagram olduğunu da işte bu yüzden vurguladı.

Peki, bu stratejik değer Çin’in mevcut konjonktürdeki yükselişiyle birlikte değerlendirildiğinde ne anlama geliyor?

ABD’li güvenlik uzmanları, üssün Çin’in Lop Nur nükleer tesislerine bir saatlik uçuş mesafesinde olduğunu, bu nedenle Çin’e karşı ileri bir istihbarat-nüfuz noktası olarak değerlendirilebileceğini her fırsatta belirtiyor. ABD için bir tür koordine merkezi potansiyelindeki Bagram, Orta Asya’daki diğer ülkelerin yanı sıra Çin’in kontrol edilmesi için de uygun bir nokta. ABD-Çin çatışması her ne kadar uzak ihtimal gibi görünse de her geçen gün derinleşen krizler, her iki tarafı da bu tip önlemler almaya yönlendiriyor.

Ticaret yolları ve Bagram

Öte yandan Bagram’ın Bir Kuşak Bir Yol, Büyük Avrasya Ortaklığı, CPEC (Çin - Pakistan Ekonomik Yolu) gibi ticari koridorların ve Hazar Denizi - Hint Okyanusu arasındaki kuzey-güney güzergahlarının hemen dibinde yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda, konunun askeri bir varlık gösterme meselesinin de ötesinde bir tür jeo-ekonomik çekişmenin de parçası olduğu görülüyor. ABD’nin çabasına karşılık Çin de bu stratejik değeri artırmak amacıyla CPEC için Afganistan’da Kabil-İslamabad hattı üzerinde çalışıyor. Yani her iki taraf da üssün değerinin farkında ve bütün bir dünya bu bölgenin üzerinde neler yapılacağını merakla izliyor.

Amerikan askerini “eve getirme” projesinin ABD’ye olan politik maliyeti görülmüş olacak ki Trump hükümeti Bagram’la birlikte bu projeye son verme veya bir tür istisna oluşturma niyetini defalarca dile getirdi.

Trump’ın “Üssü vermezlerse kötü şeyler olur” tehdidine karşı hükümet sözcüsü Zabiullah Mücahid’in ABD’den talebi yalnızca “realizm ve mantık” oldu. Mücahid’in bu söylemi, üssün kullanımının yıl dönümü kutlamaları ve ordu yürüyüşleri, Afganların yaklaşımını ve kararlılığını gösterisiydi.

Bütün bu çekişmenin ortasında Taliban hükümeti topraklarını herhangi bir dış güce “kiralamadan” ekonomik kaynaklarını artırmak ve diplomatik desteği büyütmek istiyor. Bu bağlamda Bagram’ın stratejik değerinin farkında olduğundan bunu kullanmak için kendince stratejiler üretiyor.

Rusya işin neresinde?

Bölgenin bir diğer küresel gücü Rusya ise ABD’nin bölgedeki boşluğundan ve Taliban hükümetinin net duruşundan faydalanarak nüfuzunu pekiştirmeyi hedefliyor. Yine bölge egemenliğini artırma yolundaki Çin ise Afganistan’la temas trafiğini sıkılaştırarak Taliban’la olan diyaloğunu bir ittifaka evirmeyi ve Afganistan’daki kıymetli maden projelerini Çinli şirketlere açtırmayı amaçlıyor.

Bütün bunları değerlendirdiğimizde ise karşımıza çıkan manzara ABD’nin ve dolayısıyla küresel Batı’nın bölgeden çekilmesinin ardından Çin, Rusya gibi küresel Doğu güçlerinin bölgesel yatırım ve jeopolitik nüfuz kazanma alanı olarak Afganistan’ı öncelediğini gösteriyor.

Trump’ın geçen iki yılın ardından Bagram’ı yeniden gündeme getirmesinin temelini işte bu durum oluşturuyor.

Yani Trump, “Çin’in nükleer silahlarını ürettiği yerden bir saat uzaklıktaki” bu üssü, hem bölgeyi Çin’e kaptırmamak için hem de Çin’i Asya’da kuşatmak için istiyor. Taliban hükümetinin tutumunun ne olacağı, Çin’in nasıl bir yol çizeceği gibi sorular da bu çok bilinmezli denklemi derinleştiriyor.

En nihayetinde Afganistan için en doğru seçenek, ne Çin’e ne de ABD’ye karşı tek taraflı tavizler vermeden yol almaya çalışmaktır. Bölgesel ittifaklarını güçlendirmek, güvenlik ve ekonomik işbirlikleri ile yeni Afganistan’ı inşa etmeye dönük adımlar atmaktır. Yeni Afganistan’ın inşası, dış aktörlerle dengeli, bağımsız ve uzun vadeli çıkarları koruyan bir strateji gerektirir. Bu durum zorlu ve kırılgan bir denge arayışı olsa da coğrafyanın geleceği açısından en gerçekçi seçenek budur.