Siyah beyazlı günlerde… İktidar değiştikçe TRT’nin ağzı, dili, rengi değişirdi.
Sık sık hükümetler düşer, hükümetler kurulurdu. Bir yılda birkaç genel müdür gelir giderdi. Her iktidarın temsilcisi, genel müdür olarak kendini gösterirdi.
Kim iktidar, TRT onun himayesinde olur, kimin ekmeğini yiyorsa, onun kılıcını çalardı.
Yıllar geçti, TRT’nin bu huyu değişmedi. Dünya değişti, coğrafyalar değişti... Yeni yeni ülkeler ortaya çıktı. Almanya birleşti, Sovyet Rusya çöktü. Avrupa Birliği çatırdıyor… TRT’de tık yok.
Yetmişli yıllardaki yapısı ve görüntüsü, huyuyla, suyuyla hayata devam ediyor.
Eskiden, üç dört ayda bir ağız değiştiren TRT, şimdilerde on yedi senedir aynı ağızla aynı şeyleri tekrar ettiğinden ötürü, yeni gençler, bu durumun normal olduğunu sanabilirler… Yanılırlar.
TRT bildiğini yapmaya devam ederken, sırtımıza binmese, sadece oflayarak bu tünelden çıkmak mümkün olabilirdi. Lakin sırtımıza yapışmış, bizi sömürmeye devam ediyor.
Varlığını, vergilerimize borçlu olduğunu unutarak, millet için, memleket için bağımsız, özgür, milletten yana bir yayın sürdürdüğünü ben bugüne kadar görmedim. Adam, parasıyla özel televizyon kurmuş… Yayın politikasını parayı veren belirliyor. TRT’de bu durum geçerli değil... Parayı veren değil, iktidar olan, hükümet olan düdüğü çalıyor.
TRT’nin patronu millet değil… Hükümetler.
Bu tabloyu değiştirmek mümkün olur mu bir gün, bilmiyorum. Hâlbuki memleket için bu tür kurumların, her dönem, her zaman tarafsız, millet için, istikbal için yayın yapmaları beklenir… Hükümetlere göre biçimlenmek, renklenmek, manalanmak yerine, kalıcı, her daim aynı hizada duran, doğruları söylemekten geri kalmayan, millete açık, aleni, sağlıklı haber sunan bir platform… Hayal mi?
Kati bir şey diyemiyorum.
Zira gücü elinde tutanların, her geçen gün yeni yeni medya kurumlarına ihtiyaç duydukları ortada… Baksanıza, Trump… Amerika’nın yeni başkanı, kendi medyasını kurmak için kolları sıvamış durumda.
Önce, Facebook üzerinden yayın yapan bir sistem kurmuş… Başka medya kuruluşlarına güvenmediğini söylüyor… Bundan böyle, kendini doğru anlatan, eleştirmeyen, alkışlayıp görsel ve yazılı kuruluşlara yöneliyor.
Bu dünyanın her yerinde böyledir… Doğru mudur peki?
Yukarılara çıktıkça, eleştirilmeyi, tenkidi, farklı düşünceyi sevemez oluyoruz.
Boyumuz uzadıkça, pazularımız güçlendikçe, kendimizi doğruluğun merkezi yapıyoruz. Böylelikle, renklerin, farklılıkların gözünü oyuyoruz.
Bu yüzden, TRT’nin içinde bulunduğu durum, aslında demokrasimiz açısından, hukuk açısından, doğru bilgilenme hakkı açısından numune niteliğindedir.
Şimdilerde, TRT payı çoğaltılıyormuş… Direkt ya da dolaylı vergilerdeki TRT payı zamlanıyormuş. Milletin sırtına yeni yükler gelecek böylelikle.
Niçin?
TRT daha iyi yayın yapsın, memlekete, insanlığa, vatana hizmet etsin diye… Böyle mi peki?
Birçok ülkede devletin televizyonu var… Bir zamanlar ihtiyaçmış… Şimdi ihtiyaç mı? Varın siz sorgulayın.
Fonksiyonu, hali, icraatını didikleyin, araştırın, sonra da gerekli olup olmadığına karar verin… Zaten, her hükümetin medyası, gazetesi, televizyonu var… Milletin parasıyla hayatını devam ettiren kanallara ihtiyaç var mı yok mu?
Deli Dumrul gibi, geçenden bir akçe geçmeyenden iki akçe alan TRT’nin varlığı sorgulanmalıdır. Deli Dumrullara razı değilim… Kişisel olarak…