Basından öğrendik ki bir bayan büyükelçimiz Troyalı Helen kılığına girmiş.
Uganda’nın başkenti Kampala’daki Türk Büyükelçiliği’nin 29 Ekim Resepsiyonu’nda meydana gelen olayı kişiselleştirmeyerek üzerinde durduğumuzda maalesef bu zihniyet hâlâ kimi yerlerde egemen.
Cumhuriyet Resepsiyonu’na gelen davetliler, bayan büyükelçi ve elçilik kâtibini Yunan mitolojisinden kıyafetleriyle görünce şaşırmışlar.
Hani davetliler bilmeseler Anadolu genetiğini, tarihini, geleneğini.
Bayan büyükelçimiz Selçuklu ya da Osmanlı giysileri giymiyor ille de Yunan mitolojisinden kostüm seçiyor.
Acaba Yunan büyükelçiliğinde böyle bir şey yaşanabilir mi?
Adamlar, “Topraklarımızda eskiden Osmanlı vardı, haydin kaftanlar, sarıklar, yaşmaklar, peçeler takalım” derler mi?
Ki Helen de öyle aklı başında ahlâklı bir kadın değildi.
Maceraperest, çapkın, entrikacı, kocasını aldatan, aşığı ile kaçan fena genetiği olan bir mitolojik kahramanı.
Fakat bayan büyükelçimizin Anadolu’nun, o şefkat yurdunun bütün merhamet sağanağı annelerini elinin tersi ile itip ille de Helen diye tutturması, zihniyet problemi olarak herkesi düşündürdü.
Destanlara, filmlere konu olan Troya Savaşı’nda herkes birbirine tuzak kurar, hile, oyun, krallar, ahlâksızlıkta, kan dökmede ihanette birbirleriyle yarışırlar.
“Dünyanın en güzel kadını” unvanını elinde tutan Sparta Kraliçesi Helen de kocası Kral Menelaos’u aldatıp Truvalı Prens Paris’e kaçar ve Troya Savaşı’nın çıkmasına neden olur. Ege kıyıları on yıl süren kanlı bir savaşa sahne olur, Truva yerle bir olur. Helen’in annesi Leda da eşini Zeus ile aldatmış, Helen bu ihanetten doğmuştur. Helen, daha çocuk yaşlarında kaçırılıp bir yere kapatılmış, evliliği olaylı olmuş, onca talip arasından seçim çok güç gerçekleşmiş, sonunda Menelaos da karar kılınmış. Derken bir kızı olmuş fakat rahat durmayan Helen, Paris’le kaçar. Kaçtığı Paris’te sapığın tekidir, zira Helen’in kocasının erkek yeğenine kötülük yapmıştır. Savaş sonunda kocası Menelaos Helen’i alır Sparta’ya götürür, hayatlarını burada sürdürürler.
Homeros’un İlyada isimli destanında geçse de Truva Savaşı, başka kaynaklarda pek izine rastlanmaz. Destan da olsa, Helen’in ihanetinin getirdiği bir savaştır.
Ve bu çok kötü anılan kadının kimliği neden bu kadar bizim uzak bir coğrafyada görevli olan elçilik görevlisini cezbetmektedir ki, ahlaksızlığın sembolü olan Zeus ve Helen karakteri bizim insanımız tarafından matah bir şeymiş gibi canlandırılmaktadır.
Ne var ki Anadolu insanı, hâlâ şefkat ve merhamet üzerine sağlam karakterini korumaktadır.
Önceki hafta dağların sonbahar kostümünü giydiği Kartepe’ye doğru yola çıktık, Arslanbey beldesinden geçerken liseli çocukların arabamızı durdurması ile meselenin farkına vardık. Meğer motorun üstündeki kapak düşmüş tekerlekler arasında sürüklüyormuşuz.
Gençler belki de İstanbul’da asla göremeyeceğimiz bir ilgi ile arabanın düşen parçasını yerine monte etmek için montlarını yere serip annelerinin kar gibi yıkadığı bembeyaz tişörtlerinin kirlenmesine aldırmadan uzanıp o kopan parçayı takmaya uğraştılar. Sonra onları arabamıza alıp tamirciye doğru giderken konuştum, derslerini, kitap okumayı sevip sevmediklerini sordum, kendimce bir tahminde bulunmuştum; “Garanti bu çocukların dersleri sorunludur, etraflarıyla bu kadar ilgiden derslere sıra mı gelir” diye.
Yanılmışım, takdir aldıklarını anlattılar, okudukları yazarları söylediler. Onlardan merhamet medeniyetinden isimleri duymak beni mutlu etti. Tamircide işimiz bitince bu fedakâr gençleri evlerine bırakalım dedik, okulları ile evleri arasında o kadar uzak mesafe vardı. “Nasıl gidiyorsunuz otobüsle mi?” dedim. Gururla, “Yürüyerek gidiyoruz, her gün otobüs parası ailemize ağır gelir” dediler.
Onlarla vedalaştığımızda sağlam karakterli bu çocukların tavrına hayran oldum. Muhtemelen onlar Helen kıyafetlerine tenezzül etmek bir yana, asla dönüp bakmayacaklar… Anadolu’nun tertemiz gelecek kuşakları olarak coğrafyalarına, tarihlerine, kültürlerine, medeniyetlerine sahip çıkacaklar.
Anadolu’nun ruh dirimiyle yetişen bunlar gibi gençleri şükranla, saygı ile selâmlıyorum.
Dualarım, evrensel inancı kuşanan bu gençler için…