Travma ya da imtihanları nasıl okumalı

Abone Ol

Günlük dilde zaman zaman kullandığımız bir deyim var: Hayatın cilveleri.  Hayat, bilinen bir kelimedir; ‘cilve’nin ise hayatı tanımlayan terapötik bir karşılığı var.

Hayatın belirli dönemlerinde insanın önüne çıkan sıra dışı olaylar vardır. Beklenmedik olaylardır bunlar; bir tabiat afeti, yakınlardan birinin kaybı, ayrılık, hastalık, ya da bir şekilde özgürlüğün sınırlanması. Modern dilde travma dediğimiz bu durumlar, kişinin ruhsal yapısını olumsuz etkileyen ve aniden gerçekleşen olaylardır.

Kimi zaman acılar yerine güzel cilvelerle karşılaşabilir insan. Evlilikle mutlu olabilir, servet onun kapısına gelir,  statü veya terfi elde eder. Bunun gibi mutluluk tablolarıyla kişinin refahı artabilir. Bazen derununda gerçekleşen hallerle kimsenin tadamadığı derecelerde itminan sağlar. 

Aynı zaman diliminde kimi insan mutluluktan coşarken, kimi acılar içindedir. Her insan kendi hikâyesinde, cilveler yaşar. ‘Kahrın da hoş lütfun da’ deyimi, iki zıddın tek anlamda buluştuğunu anlatır. Acı ve mutlulukla sınanan kişiye yönelen bu dokunuş, bir mesaj içermektedir. Yaydığı soğuk ve sıcak ısı ile zıtlık içeren klima cihazı gibi aynı kaynaktan enerjisini alır. Ortamı buz gibi serinleteceği gibi, sıcaktan bunaltacak kadar ısıtabilir.

Klima serinliği ile hoşnut olan her kişinin yaz sıcağında aynı menfezden hararetli bir sıcakla karşılaşması mümkün. Travma ya da imtihan, adına ne derseniz deyin, anlamını çözmeniz gereken bir sır vardır. Sırlara düşkün bir dünyada, gizemli işlerle uğraşanların başlarına gelenleri çözmeleri gerekir.

Sınanmalar birer tecelli olarak insan üzerinde ilahi belirmelerdir. Örneğin kişi hayat rotasında tereddüt etmeden yol alır. Önüne birçok yol işareti çıkmış, uyarılar almıştır. Fakat işaret levhalarını yanlış yorumlayarak hatalarına devam etmiştir. Şu hikâyede olduğu gibi.

Eski zamanlarda yoksul bir adamın kerpiçten yapılmış harap bir evi vardır. Kendi anlayışına göre inanmış bir adamdır. Oturup eviyle pazarlık eder: Biliyorum, bir gün yıkılacaksın. Ama ne olur bana haber vermeden yıkılma, çocuklarım altında kalmasın der.

Hikâye bu ya ev dile gelir, adamın isteğini kabul eder.

Gel zaman git zaman, tavana doğru bir yerden evin duvarı çatlar. Adam hemen bir miktar çamur hazırlar ve çatlayan yeri sıvayla kapatır. Bir süre sonra başka bir yerde çatlak oluşur, adam orayı da sıvar. Üçüncü, dördüncü derken adam her defasında çamur sıvayarak meseleyi hallettiğini düşünür. Derken bir gün aniden ev çöker ve çocukları ve karısı yıkıntının altında kalır.

Adam çok üzülür, enkaza karşı seslenir: «Ey sözünde durmayan evim; hani seninle sözleşmiştik, bana haber vermeden yıkılmayacaktın, neden sözünde durmadın?» Evin enkazından cevap gelir: «Ben sana hep haber verip durdum. Ama ne zaman ağzımı açsam, sen bir avuç çamurla benim ağzımı tıkayıp durdun!»

Bunun gibi aynadan da ibret almamız gerekir. O bize kusurumuzu, kendinden bir şey katmadan gösterir. Ne ki kişi aynaya karanlıkta bakar. Kendisiyle yüzleşmek istemez. Koyulduğu geri dönülmez yolun parıltılarını aydınlık sanır. Öyle ki bu kendine güveni bazen Allah’a isyan ettirmeye vardırır. Şeytan yaptıklarını süslü gösterir.

Bir gün duvara toslama vakti gelir. Anlam veremez başına gelenlere. Hep kazan kazan anlayışındadır zira. Yorum denilen ayartı, düşünceleri otomatik bir bakışa hapsetmiştir. Gecekondu sevdasıyla kendinden geçmiş ve evini sağlam dayanaklar üzerine bina etmekten mahrum kalmıştır.

Her sınanmanın her musibetin ve her travmanın anlattığı mesajı okuyanlar, bir müddetle kayıtlı olan musibetten sonra aydınlığa çıkarlar. Sonra bela ile gelen bu uyanış için şükrederler.

İNSANDIR SINANIR

Doğumla birlikte her insanı bekleyen zorlanmalar vardır. Daha doğru bir tabirle ‘sınanma’ diyebileceğimiz travmalar, insana takdir edilmiş ve onu hayata hazırlayan bir süreçtir. Bazı özel durumlar dışında başlıca üç sınanma/travma yaşanır. Henüz bebek yaşta geleceğin imtihanlarının provasıyla karşılaşılır. İnsanın potansiyellerine dair ipuçlarıdır bunlar. Çocuk yaşta tecrübe edilen sınanmalar rastlantısal olmayıp kişiliğin oluşmaya başladığı bir dönemde ruhsal yapımıza kodlanır. Bebek yaşta karşılaşılan bu ‘belirmeler’, ilahi bir dokunuşla her insanı hayata hazırlar.

Olumsuz gibi görünen bu durum yanlış davranışlar için bir uyarı olabilir. Travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon, kişinin iç görü kazanma sürecidir. Kalbin sınır tanımaz ilgilerine stop! denilmiştir. Güç yetiremediğimiz içgüdüler tecelli eliyle durdurulmuştur. İç görü kritiği yapmaksızın, yaptıklarını gözden geçirmeksizin ilaç ve terapilere başvurmak, eski benliği onarmaya çalışmaktır. Halbuki farkında olmadan birçok soruna zemin olan benliğini yenileme ve güçlendirme fırsatı doğmuştur. Benliği tecdit etmenin en kısa yolu olumsuz deneyimlerden ders çıkarmaktır. Rehabilitasyon, bir bozukluğu olan kişiyi fiziksel ve ruhsal olarak yeniden hayat akışına döndürmek için yapılan rehberliktir. Oysa yapılması gereken şey ameliyattır. Bilincimizi yitirmeden yaşadığımız sorunlar düşünme ve ders çıkarma dönemleridir. Müsekkinler vücudun ağrı iletisinin sesini kestiği gibi, mana krizlerinin de uyarılarını keserler.

İÇ KAZI ÇALIŞMASI; İÇ GÖRÜ

İç görü en genel anlamıyla da derin bir düzlemde öz kavrayıştır. Terapi bağlamında, kişinin semptomların varlığının anlamını, kaynağının ve hastalığın ortaya çıkmasında oynadığı rolün farkına varması anlamına gelir. İç görü tek başına hastalığı iyileştirmesi de kişinin kendi rahatsızlığını duygusal düzlemde kabul etmesi anlamlı değişimlerin ve semptomların hafiflemesinin sıklıkla ön koşuludur. (Budak,2000)

Sıkıntı yaşayan kişi doyum ve hazla avunmayı terk edebilirse mana sularında huzurla seyreder. Alışkanlıklar nedeniyle benliğine yerleşen habis unsurlara karşı kazı çalışması yapacaktır. Zorluk ve esenlik gibi sınanmalar kişiyi bu hedefe götürür. Doyum kaçamaklarının örttüğü iç görü ancak bir kazı çalışmasıyla kazanılır. Bu imkân hemen yanı başındadır ve kapı hep açıktır. Bu kapıdan girdiğinde iç aynasıyla karşılaşır. Manası ile buluşmuş ve kalbini görme imkânı bulmuştur. Yöneldiği öteki yansımalar ayna kadar gerçeği göstermediği anlaşılmıştır.  İçine çeki düzen vereceği ayna ile barışık kalmaya sabredebilirse yol açılacaktır. Fakat iç görü aynasına bakmak yetmez kendini değiştirmek gerekir. Bu yolda ona rehberlik edecek, sığınılacak bir melce, kalıcı tatmin duygusu edineceği birini bulmalıdır.