Trajikomik mirasımız üzerine?

Abone Ol

ASLINDA gündemle alakalı bazı mevzular vardı anlatayım

istediğim. Notlarımı almıştım (âdetim değildir not almak). Sonra kendi kendime

bir öfke kontrolü yaptım. Evet öfkeliydim. Ahmaklığın sınır tanımadığını görmek

beni iyice çileden çıkarıyordu. Kalp kırarım kaygısıyla vazgeçtim

yazacaklarımdan. Biraz sakinleşmeyi bekleyeceğim. Bugün ise daha light bir

konuyu paylaşayım istiyorum. Önemli bir mesele yine elbette. Hafifliği bizim

verdiğimiz (yahut veremediğimiz demeliyim) önem ve değerden kaynaklanıyor.

Uzun zamandır Kültür Bakanlığı nın desteklediği filmleri

takip ederim (daha önce baş vurmuşluğum da var. Bana ödenek çıkmadı diye ayrı

bir uyuz olma durumum var lakin konu bu değil). Ne yapmaya çalıştıklarını

anlamaya çalışıyorum. Bu sene için toplamda 23 milyonluk bir bütçe açıklandığı

ilan edildi. Şöyle son 10 yıla baktığımda Helal olsun diyebileceğim bir

desteğini neredeyse görmedim. Zira geleneklerimizi eğlencesini kesmeden

beyazperdeye yansıtan bir işin rollcaption unda yoktu bakanlık logosu.

Çanakkale yi anlatan Son Mektup filmini hatırlatmak isteyebilirsiniz. O

filmle alakalı mevzuya daha önce yine gazetemizde değinilmişti. Burada tekrar

etmeyeceğim.

Ağırlıklı olarak festivallerde gösterilen filmler daha

kolay alıyor bu ödenekleri. Arkasında sağlam yapımcıları olanlar da. Bu

filmlerin ne kadarı takip ediliyor orası kafamı karıştırıyor işte. İç piyasada

gişe yapmayan ama bakanlıktan iyi paralar almış filmleri de görmek mümkün.

Benim cevabını aradığım soru şu; Kültür Bakanlığımız kültürümüzün tanıtımı için

mi ayırıyor bu ödeneği, yoksa festivallere gitsin reklamımız olsun durumu kâfi

midir Benim gözlemim virgülden sonrası yetiyor gibi bir durum mevcut. Hele

hele bu sene Fransa adına yarışan ve bakanlığımızın bütçe verdiği bir film var

ki, vebal olarak yeter denecek cinsten. İktidara yakın gazeteci ve yazarlar bu

filmi çok ağır bir dille eleştirdiler. Peki bakanlıktan ödenek aldığını

biliyorlar mıydı Biliyor da işin orasını kulak arkası ediyorlarsa bence zarar

veriyorlar. Bu mevzuları konuşarak, kamuoyu oluşturarak çözebiliriz. Altında

illaki hükümeti devirmek fikri yatmasına gerek yok. Bu etiket yüzünden belki

de hiçbir yanlışını kabul etmeyen bir iktidar var karşımızda. Her şeyi yanlış

anlayan, her muhalefette düşmanlık arayan bir psikolojiye bürünmüşler.

Yapmayın. Sağlığa da zararlı hem. Kulak verin biraz. Ne söylendiğine bir bakın.

Ortada hem yapılan yanlışlar var, daha acısı yapılmayanlar var. Kültür-sanat

bizim üvey evladımız. Kucağımıza ansızın düştü. Biz de hâlâ ne yapacağımıza bir

türlü karar veremedik. En iyi yaptığımız şey kitap kapakları ve ağdalı

söyleşiler. Birkaç tane sahabe tiyatrosu (haricinde yapılan istisnai bazı güzel

işler de var. Gözlerimi her perdeye kapatmış değilim). Sonrası laf kalabalığı.

Batılı ağızla yapılan eleştiriler, batılı kavramları ezberleyerek edindiğimiz

bir genel kültür. Elimizde kalan ise nereye harcayacağımız hâlâ bilemediğimiz,

bu yüzden mevcut oyun kuruculara aktardığımız paralarla Güzel oldu be. Bak kaç

tane ödül aldı. Biraz ahlaksızlık, biraz çarpıklık var ama görüntü kalitesi çok

iyi olmuş cümleleri kaldı elimizde.

Sinema uzaylı işi (bizim için). Sinema ile uğraşmaya

çalışan arkadaşlarım var. Batının ürettiği ve kattığı anlam üzerine, tanımları

matematik formülü gibi ezberleyerek, haricinde söylenenleri kayıt dışı kabul

ederek var olmaya çalışıyorlar. Oysaki öve öve bitiremedikleri o ünlüler farklı

düşündükleri ve katılan anlamlardan çok kendilerinin ne anladığını önemseyerek

yaptıkları işler sayesinde kendilerine yer edinmişlerdir. Bize bir yol gösteren

olmayınca, internetten yaptığımız araştırmalarla fikir sahibi olmaya çalışırsak

(araştırma bilgi edinmek içindir. Fikir kendimizin oluşturacağı bir mefhumdur)

ortaya çıkan tablo tanıdık oluyor ister istemez. İşin özü bizim sinema ile

alakalı bilgimiz var ama sinema üzerine bir fikrimiz yok. Var diyen yalan

söyler. Fikrimiz olsaydı eğer sinema ile alakalı; Avrupa Filistin de geçen

Omar isimli filmi yaptığında hemen karşısına gerçek bir Filistin hikâyesi

çekerdik. Belçika, Irak lı iki küçük çocuğu savaşı bitirsin diye Süperman i

aramaya gönderirken, biz Ebu Guraybın çığlıklarını çekiyor olurduk. Örnekleri

çoğaltabilirim. Sinemanın bir güç olduğunu anlamayan Bizim Mahalle Çağrı

filmini yeniden çekmeye uğraşadursun, atı alan Üsküdar ı geçedursun, dünya bir

garip, biz inadına tuhaf olmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Ben bu satırları

yazdığım için işi, gücü yok yaftası yemeye adayım. Biliyorum zor bir yol bu.

Bizim sinema ile barışmamız zaman alacak. Ben zaten bu nesilden kestim ümidimi!

Çocuklarıma bırakacağım bir fikir olsun diye taze tutmaya çalışıyorum

iştiyakımı. Ev, arsa bırakamayacağım gibi gözüküyor çocuklarıma. Onlara bir

dünya, bir coğrafya bırakacağım yaşayacakları, yaşamak zorunda oldukları. İçini

fikirle doldurabilirsem eğer; evden ve arsadan daha kıymetli olduğunu onlar

anlayacak. Siz şimdiki gibi sadece güleceksiniz.

Yeni bir dünya sadece pusuladaki evetle mi kurulacak

zannediyorsunuz

Hayırlı işler

Kalbinizin sahibine emanet olun

Eyvallah!!!