Toz Duman

Abone Ol

OLUP bitenler akıllara zarar verecek mahiyettedir. Bu

olanlar, Nisan Mayıs Haziran da olabileceklerin binde biri bile değildir.

Siyaset tam bir tımarhane Topyekûn bir sosyal çözülme

içindeyiz.

Kapalı kapıların ardında hıyanet planları yapılıyor.

Entrika entrika entrika Yalan dolan plan Hile ve mekir

Gaflet sisleri öyle koyu ki, birileri burunlarının ucunu

göremiyor.

Büyük ve topyekûn kalkışma planları yapılıyor. Ordu

bunları bastırmak için karşı planlar hazırlıyor.

Sünnî Kürt nüfusu iki ateşin arısında kalmış.

Zerdüştîler, Kripto Haçlılar, Kripto Yahudiler, Alisiz

Aleviler, Kapraduniler hummalı bir hazırlık içinde.

Şeytanî propaganda çarkları cehennemî bir hızla çılgınca

dönüyor.

Birtakım sahte dindarlar halkı uyutuyor.

Şadırvanlar şar şar Hoparlörler avaz avaz Cami halıları

pufla Kur an kursuna yardım!..

Selahaddinsiz, Şâmilsiz, İmam-ı Kebirsiz Müslümanlar

Lüks umre seyahati yapan, Mekke de Zam Zam Tower otelinde

kalan, Kabe ye yukarıdan bakan, ihtişamlı debdebeli tantanalı israflı masraflı

Müslümanlar.

Kimilerinin dini para, kıblesi karıdır

Bırak bu dedikoduları yahu, bak Sarı Hafız ne yanık

okuyor

Semada kara bulutlar arasında ruhbanlar uçuşuyor süzüle

süzüle Uçun ruhbanlar uçun

Birlik yok, Ümmet yok, İmam yok, tesânüd, uhuvvet, vifak

yok Bu yokluklar içinde ne çok baron var

Baron uçmaz, baron-perestler uçurur onları. Uçun uçun

uçun baronlar!..

Ah Selahaddin, ah Şâmil nerelerdesiniz

İhlâs kuşları hangi ufuklara uçtular

Seminere bekleriz. Konu: On yedinci asırda Anadolu da

kuyu çıkrıkları

Yunus Emre ne yanık okuyor Mehmed Âkif uyarıp duruyor,

yanan uyanan yok.

Süslüman kesimde bir telaş bir telaş ki sormayın.

Eski mücahid müteahhid oldu, ihale peşinde seğirtiyor.

Rap rap rap Rant rant rant   Mehter marşları çalsın, vursun kösler,

öttürülsün borazanlar.

Dolar hışırtıları, altın şıngırtıları, şapırtılar,

Osmanlı şerbetleri gluk gluk gluk içilsin

Nisan Mayıs Haziran  Edirne den Kars a, Sinop tan İskenderun a Gezi ler, kalkışmalar, toz

duman

1908 de ne olmuştu Kalkın ey ehl-i vatan sesleri afakı

kaplamıştı. Ehl-i vatan ayağa kalkmış, etrafa bakınmış, sonra yerine oturmak

istediği zaman bir de bakmıştı ki, yerlerine başkaları oturmuş.

Yurtta sulh cihanda sulh Ne yurtta ne cihanda sulh var.

Toz duman Nisan Mayıs Haziran kalkışma Gezi Maidan biber

gazı bombaları molotof kokteylleri ölü çocuklar timsahlar katıla katıla ağlıyor

demokrasi laiklik homurtular böğürtüler hıçkırıklar tehditler yutkunma sesleri

geğirtiler

Atam vatan millet Özgürlük mözgürlük laiklik maiklik Ah

Türkiye vah Türkiye

Şadırvanlar şar şar akar, hoparlörler avaz avaz Ortalık

toz duman

Hemşerim yatağını kenar ve kuytu bir yere serip öyle uyu

ki, ayak altında ezilmeyesin.

(İkinci Yazı)

Bakkal ile Tilki

(Bu yazımda zikri geçen tilkinin resmini görmek isteyen,

internette /Yusufeli tilki/ kelimeleriyle arasın, baksın.)

YUSUFELİNDE yaylaya çıkan yoldaki son köy Yazın

turistlerle birlikte nüfusu yazın 300 kişiye yaklaşıyor, kışın sadece 12 kişi

yaşıyor. Kar kış içinde ıssız bir yer. Orada pansiyonculuk ve bakkallık yapan

Naim Altunay isimli vatandaşın başından hayli enteresan bir vak a geçiyor: Aç

ve çaresiz kalan bir tilki köye inmiş, bakkal dükkânının etrafından dolaşıyor.

Zavallının karnı içine çökmüş, belli ki, epey zamandan beri bir şey bulup

yiyememiş. İyi kalpli bakkal acımış, tilkiye bir parça tavuk eti atmış. Tilki

sevinmiş yemiş, ertesi günü tekrar gelmiş Birkaç gün sonra günde üç kere gelip

yiyecek beklemiş, Naim bey de ikram etmeye devam etmiş. Tilki güven duymaya

başlamış, kendisini sevdiriyormuş.

Bunca nefret, düşmanlık, vahşet, acımasızlık, gaddarlık

içinde yüreğimi ısıttı bu güzel haber.

Keşke ben de birkaç günlüğüne orada olsam, tilkiye

ikramda bulunsam, alışınca kürkünü okşasam.

Tilki kışın rahat eder iyilik görür ama yaz gelince köye

inmesin sakın. Herkes elbette hain ve gaddar değil ama bakarsınız merhametsiz

bir avcı çıkar, silahını doğrultur, dan dan dan zavallı şirin hayvanı vurur

öldürür. Kurşunu ciğerine yiyen tilki kanlar içinde yerde debelenip can

çekişirken, taş kalpli avcı öldürmenin verdiği sevkle sadik ve isterik

kahkahalar atar, cep telefonu ile hayvanın ölüsünün resmini çeker, sağa sola

iftiharla gönderir, gösterir.

Halkımız genellikle merhametlidir ama az sayıda

merhametsiz insanlara, hayvanlara, yeşilliklere zulm etmektedir.

Şu âhir zaman yıllarında cinayetler vahşetler ne kadar

çoğaldı İnsanlara acımayanlar hayvanlara acır mı

Keşke bizim ülkemizde de, Japonya daki Nara şehri gibi,

insanlarla geyiklerin birbirleriyle sevgi, barış, güven içinde yaşadıkları

müstesna şehirler olsa.

Lütfen kimse çarpıtmasın, bendeniz ayılar, kurtlar şehre

insinler demiyorum. Japonya daki gibi geyikler olabilir, onlara benzeyen sakin,

saldırmayan, munis başka hayvanlar olabilir. Bunca timsah varken, cana yakın

hayvanlar niçin olmasın

Eskiden Boğaziçinde fok balığı yaşarmış

Leylekler İstanbul da niçin yuva yapmıyor Yuva yapacak

yer mi bıraktık. Her yeri betonla kapladık. En kötüsü kalplerin

betonlaşmasıdır.

Büyük şehirlerde, elbette, Nara da olduğu gibi geyikler

sokaklarda, meydanlarda, caddelerde dolaşamaz. Lakin bazı parklarda, korularda

pekâlâ yaşayabilir.

Hindistan da Mecusiler inekleri kutsal sayar, bazı

şehirlerde inekler kaldırımlara yatar geviş getirir, kimse onlara kışt diyemez,

hiç kimse onları rahatsız etmez.

Berlin de, öteki ağaçlıklı, yeşillikli, parklı, korulu,

sun î göllü Avrupa şehirlerinde insanlar, hayvanlar, bitkiler, kuşlar iç içe

yaşar. Büyük bir parka gidersiniz. Kuşların bazı ihtiyarların elinden yem

yediğini görürsünüz. Ağaçlarda sincaplar daldan dala atlar, bazen yere iner,

önlerine atılan fıstıkları kapar gider.

Biz öyle acınacak durumdayız ki, sayıları çok az kalmış o

güzelim yaban keçilerimizi, yaban koyunlarınızı zengin yabancı turistlere para

karşılığında resmen vurdurtuyoruz. Bu fakir böyle bir şeyi vatanseverlikle ve

millî haysiyetle bağdaştıramam.