Toptan yiter gideriz

Abone Ol

Olan kötü şeyleri kanıksamak, üzerine gitmemek, hatta üstünü örtmeye çalışmak kötülüğü yok edebilir mi “İyiliği emredip kötülükleri yasaklamak” emri, bu “görmeme” tavrının neresine düşmektedir Kötüye alışınca insan bir daha iyiye nasıl meyledecek

Çocuklara yönelik (söylemesi bile yakışıksız) tecavüzler, titreyip kendimize gelmemiz için bir imkan sağlamayacak da ne sağlayacak acaba Jargonu mümkün mertebe “nötr” hale getirip, hukuki bir tarafsızlıkla “cinsel istismar” demek, işlenen rezil fiilleri küçültmüyor mu Bu azgınlık ve ahlaksızlığa dur demenin zamanıdır attık. Amaç, bu ahlaksızlığın kökünü kurutmak ve suçluları cezalandırmak olmalı en önce, kurum ve kuruluşların itibarını korumak sonraki meseledir.

Aynı şekilde kadın cinayetleri de hayatımızın vaka-i adiyyelerine dönüşmüş dğil mi artık Faillerin mahkemeye kravat ceket gitmesi, hakim önünde edebe bürünmesiyle “iyi hal indirimi” alması, bu kötülüğe alışmamızı getirmiyor mu giderek Çocuk ve kadına karşı şiddet, başlı başına bir acziyet, köhnelik, kokuşmuşluk alametidir bir toplum için. Bunlarla yüzleşeceğimiz yerde, suçluları nasıl rahat ettirir noktasındayız. Mazlum, zalimin gerisine düşmüştür bugün.

Amenna, tek bir olay üzerinden kurum ve kuruluşlar tarumar edilmesin, yargısız infaza tabi tutulmasın. Ancak kamu yöneticileri de önceliklerini kurum ve kuruluşları kollamaktan önce büyük bir dehşeti yaşamış mağdurlara vermeli değil mi Bu tuhaf, korkunç, mide bulandırıcı hadiseler, mağdurlar yerine faillerin “iyi hali” dikkate alına alına giderek yaygınlaşıyor. İnanmayan, gazetelere, televizyonlara, haberlere bir baksın!

Kötülüğün kökünü kurutmanın yolu, üzerine gitmek, soruşturmak, çözüme yönelik eylem ve söylemlerde bulunmaktan geçer. Üstünü örtmek, yayın yasağı getirip konuşturmamak falan, bunlar çok acayip bir durumu işaret ediyor. Bu ülkede, çocuklar bile en aşağılık suçların mağduru haline gelebiliyorsa, bu memlekette huzur ve sükundan, vicdan ve insaftan nasıl bahsedeceğiz Fiillerin cezasız kalması türlü çeşitli sapıklığı ve sapkınlığı da teşvik ediyor bir yerde.

Bir toplumu ayakta tutan unsurlar imani ve insani değerlerdir. Ahlak, maneviyat, insanlık erdemleridir. Türk toplumunda gözle görülür bir yozlaşma var. Gözle görülür bir kültürel, toplumsal, ahlaki çürüme var. Propaganda makinesini gece gündüz çalıştırıp “Türkiye muhafazakarlaşıyor”, “dindar nesil yetişiyor” diye yaygara yapsanız da, öyle bir realite yok! Türkiye, git gide kendi değerlerinden kopuyor, müthiş bir ahlaksızlık, çürüme ve yozlaşmaya doğru sürükleniyor.

Misal, televizyonlardan açıkça pislik akıyor. Herhangi bir programdaki gıybet, dedikodu, çiğ çiğ tavırlar, en pespaye haller, en bayağı seviyesizlikler reyting arttırmıyor mu Televizyon dizilerinde devamlı surette gayri meşru, gayri ahlaki ilişkiler, zina, yasak aşk vb kepazelikler, “halk istiyor” denilerek sunulmuyor mu Bu rezilliklerin sergilendiği programlar sayıca çok mu az mı Halktan tepki var mı, yok mu Demek ki isteniyor ve işin kötüsü bu iğrençlikler toplumda da karşılık buluyor maalesef. Her türden iğrençlik artık toplumun en mazbut bilinen kesimlerine kadar inmiş vaziyette ve bu da toplumun temeline konan bir dinamitten farksız. Elbette tek suçlu televizyondur demek değil bu, ancak önemli bir etkendir neticede.

Bu kötüye alışma manzarası, “yiyor ama çalışıyor” zihniyetiyle kök saldı. Adam kayırma, torpil, iltimas, işi ehline vermemeyle sürdü ve artık “uçkur meseleleri”ne kadar düştü. Toplumumuzda namusluların, şereflilerin, haysiyet ve onur sahiplerinin, ahlak ve erdem sahibi kimseler, giderek tacizci, tecavüzcü, hırsız, uğursuz, namussuz kimselerin tasallutuna alışmak zorunda kalıyor. Bu zinciri kırıp atmazsak toptan yitip gideceğiz maazallah.