Toprak ağlıyor

Abone Ol

Fındıkçılar ne zamandır sıkıntılı. Basından takip edilebildiği kadarıyla bile üreticinin fiyattan memnun olmadığı anlaşılıyor. Bu nedenledir ki, TMO’nun piyasaya müdahale etmesi ve belirli bir fiyattan alım yapması isteniyor. Aksi takdirde, fiyatın düşeceği veya düşük kalacağı, bunun da üreticinin zararını derinleştireceği söyleniyor.

Fiyattan memnun olmayan bir üretici, tepkisini iktidar partisinin bir şehirdeki ilçe başkanlığı önüne fındık dökerek gösteriyor. Sesini duyurmayı umarken azar işitiyor, polislik oluyor ve şikayetlerinden (yani üreticinin zararından) ziyade olayın sansasyonel tarafları konuşuluyor.

Bu sıkıntılı hal, sadece Karadeniz’e has değil anlaşılan. Haberlere şöyle bir göz atmak bile tarımdaki, üreticiler tarafındaki netameli durumun çok ciddi bir hal aldığını gösteriyor.

Akdeniz’den gelen bir habere bakalım. Mersin’de domates üreticileri, domates fiyatının, maliyetlerini dahi karşılamadığından dem vuruyor ve mahsulü “tarlada bıraktıklarını” söylüyor. Bir sürü emek, bir sürü masraf ve neticesinde gül gibi nimet tarlada çürüyecek! Halbuki, domates Türkiye için hem ihraç geliri hem de hanehalkı tüketimi açısından kritik öneme sahip bir ürün değil mi? Bu ürünü yetiştirenler, başından itibaren neyle karşılaşacaklarını bilmeden, tamamen gözü kapalı bir şekilde üretiyorlar bunu? Tarım gibi bugünün dünyasında stratejik önemi her geçen gün daha da artan bir sektörde bu kadar mı tesadüfi bir yolda ilerlemekteyiz? Politika yapıcılar, yol gösteremiyor, bir istikamet çizemiyor, orta ve uzun vadeli politikalar üretemiyorlarsa, çiftçiler mi kendileri mi idare edecekler Türk tarımını?

Domates üreticileri, “4 lira 65 kuruşa mazot, torbası 70 liraya gübre alıyoruz. Girdilerin hepsine yüzde 40 zam yapıldı ama bizim sattığımız fiyatlar 5 yıldır aynı kaldı” diyor mesela. “Her geçen yıl daha kötüye gidiyoruz. Bu yıl ektiği domatesi hiç toplamayanlar var” diyor mesela. Bu feryada kulak vermek gerekmiyor mu?

Tepkisini parti binası önüne fındık dökerek gösteren üreticiyi neredeyse “attan düşmüşe çeviren” iktidar partisinin yerel yöneticisi gibi mi yaklaşacağız bu feryatlara? En önemli üretim alanlarından birisi olan tarımda, bunlara benzer daha birçok haberi yıl boyunca duyuyoruz. Para etmediğinden elma ağacını kesenleri duyduk mesela. Veyahut tarım arazisini satıp büyükşehre göç eden çiftçileri her gün gözlemliyoruz. Bu sağlıklı bir gidişat mıdır? Bu noktada ortada bir tarım politikasının varlığından bahsedebilir miyiz?

Bizimkinin bilmemkaçta biri kadar tarım alanına sahip olup çok ciddi ihracat geliri elde eden ülkeler var. (bkz. Holllanda) Elimizde hem ekilebilir tarım alanları hem de elverişli iklim bakımından büyük bir potansiyel olduğu halde, eldeki tarım alanlarını giderek kaybetmemizi nasıl açıklayacağız? Rant uğruna en bereketli üretim faktörü olan topraktan vazgeçmeye değer mi hiç?

Kendimizi üretken olmayan, sadece rant üreten imar ve inşaat sevdasından kurtaramadıkça, daha çok tarım toprağını kaybederiz. Tarım alanında orta ve uzun vadeli, üreticinin cebine “üretmeden para koymayı” değil de gerçekten “mantıklı” bir üretim silsilesini amaçlayan bir politika koymadıkça, birçok üründe daha ithalatçı konumuna düşeriz.

Ne kadar acıdır ki, bir zamanların kendi kendine yeten tarım ve hayvancılık ülkesi Türkiye’de bugün tarım ürünleri ithalatından, yüksek et fiyatlarından dem vuruyoruz hala. Ve işin daha da kötüsü, bütün bunları da kanıksamış durumdayız.

Bu işin 2 senede bir Tarım Bakanı değiştirmekle olmayacağını anlamak gerekiyor en başta.