Toprağı sevmek iman, putlaştırmak helâktir

Abone Ol

Bir Müslüman, Allahu Teâlâ’nın yarattığı bir güvercine bakıp,
“Allah’ım bunu ne güzel yaratmışsın!” dediğinde aslında Allah’ı büyütmektedir.
“Celle celaluhu ne azim bir Rab!” demektedir.

Aynı şekilde bir bitkiye, bir meyveye, bir dağa bakıp hayran olmak da böyledir.
“Bu ne güzel!” demek, Yaratan’a duyulan hayranlığın ifadesidir.

Şu dağları, bu manzaraları sevmek suç değildir. İnsan doğduğu toprakları sever. Hatta doğmadığı yerleri bile sever. Çünkü buraların sahibi de Allah’tır.

Bu büyük ve muhteşem manzaralardan Allah’ın adını çıkarabilmek, bu güzellikleri secdeye dönüştürebilmek… İşte müminin farkı budur. Mümin, manzaradan Allah’a gider.

TOPRAĞI SEVMEK AYRI, PUTLAŞTIRMAK AYRI

Ancak burada ince bir çizgi vardır.

İnsanın doğduğu toprakları sevmesi fıtridir. Fakat o toprağı putlaştırması tehlikelidir. Eğer bir insan,

“Bizim topraklarımız daha faziletlidir, daha değerlidir.”
“Burada doğmayanlar ikinci sınıftır.”

mantığına kayarsa, bu artık masum bir sevgi değildir.

Bu bakış, insanı tehlikeli bir noktaya götürür. Bu “Yahudi gözlüğüyle dünyaya bakmak” olur. Kendini Allah’ın özel ve ayrıcalıklı kulu, diğerlerini ise ikinci sınıf görmek… Bu çirkin bir anlayıştır.

Hepimiz insanız.
Hepimiz Adem’in çocuklarıyız.
Elhamdülillah hepimiz Müslümanız.

Bu güzellikler, ırkçılık yapalım diye değil; Allah’ı tanıyalım, anlayalım ve O’na ibadet edelim diye vardır.

Eğer işi ırkçılığa kaydırırsak, cennete götürecek bir nimeti cehenneme gidiş vesilesi yapmış oluruz. Yanlış biletle yanlış yere gideriz.

PEYGAMBERİMİZİN VEDA HUTBESİNİ UNUTMAMAK

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Veda Hutbesi’nde ne buyurmuştu?

“Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız.”
“Bir tarağın dişleri gibi eşitsiniz.”

Topraktan yaratılmış bir babanın çocuklarıyız. Üstünlük, ırkta, şehirde, coğrafyada değildir.

Bugün bir genç evleneceği zaman,
“Nerelisin?”
“Filan yerden.”
“Oradan kız alınır mı?”

gibi sözler söylemek; toprağa göre insanı değerlendirmek, Peygamberimizin uyarısını anlamamaktır.

Allah bizi ormanlık yerde de yaratabilirdi, çorak yerde de, çölde de. Rızkımız neredeyse gideriz. Ölünce cenazemizi binlerce kilometre öteden “bizim dağlara” taşımayı vasiyet etmek, eğer özel bir dini anlam taşımıyorsa, anlamlı değildir. Hiçbir toprak Medine-i Münevvere değildir.

Severiz ama putlaştırmayız.

DOĞAYI KORUMAK NİMETE SAYGIDIR

Mümin, Allah’ın yarattığı şehirleri, dağları, ormanları sever. Bu güzelliklerin kendisinden sonraki nesillere kalması için gayret eder.

Doğayı ve yeşili korumayı, Allah’ın nimetine saygı göstermek olarak görür.

Fakat iş putçuluğa, ötekileştirmeye, hor görmeye dönüşürse; insan ormanın kenarında yaşasa bile cehenneme daha yakın olabilir. Allah muhafaza buyursun.

Manzara güzeldir.
Ama mümin için, manzaraya bakınca Allah daha da güzeldir.

Rabbimiz bu toprakları ve ümmet-i Muhammed’in bütün topraklarını afetlerden, belalardan ve sonu gelmez sıkıntılardan muhafaza buyursun. Hepimize güzellikler ihsan etsin. Akıbetimizi hayreylesin.

Allah’a emanet olun.
Esselamüaleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.