Toplumu zehirlemek insanlık suçu değil mi?

Abone Ol

MHP’nin af teklifi Meclis Başkanlığı’na verilmesi ile bir anda gündemin başına oturdu. Şu anda toplumun bir affa ihtiyacı var mı, varsa muhtevası nasıl olmalı sorusuna herkes farklı cevap verebilir. Bundan olsa gerek bu teklif de hangi suçların kapsam dışı bırakıldığı tüm gazetelerde öncelikli olarak verilirken hangi suçların kampsam içi olduğu üzerinde fazlaca durulmuyor. Sanıyorum, teklif Meclis’te grubu bulunan partiler tarafından incelendikten sonra muhteva daha bir netlik kazanacaktır. Ancak, gazetemizin dünkü manşetinde, “Salıverilecekler arasında 50 bini aşkın uyuşturucu taciri de var” cümlesi ciddi bir probleme dikkat çekiyordu.

Özelliklede son yıllarda uyuşturucu kullanma yaşının çok aşağılara inmiş olması, bir takım satıcıların okulların önünde ya da yakınında tezgâh kurmuş olmaları sebebiyle devletin bu işin peşine düştüğü düşünüldüğünde ve böyle bir mücadelenin başlatıldığı bir ortamda bu suçu işleyenlerin af kapsamına alınmış olması çelişki oluşturuyor. Elbette, uyuşturucu tacirleri denildiği zaman akla bu işin başındaki baronlarından sokaklardaki satıcılarına kadar geniş bir kesim giriyor. İçicilerin durumu da ayrıca önem arz ediyor. Çünkü devlet bir yandan uyuşturucu tacirleri (sokak satıcıları) ile ciddi bir mücadele verirken öbür yandan da uyuşturucu bağımlısı olmuş gençlerimizi bundan kurtarmak için yoğun çaba sarf ediyor. Bu mücadelenin kolay olmadığı bilinciyle, önemli olanın gençlerimizin uyuşturucu bağımlısı olmasını önleyecek her türlü tedbirin alınmasıdır. Bunun öncelikli yolu ise özellikle uyuşturucu baronlarının cezalarının ağırlaştırılmasıdır. İki gün önceki yazımda Sedanur’un öldürülmesi sebebiyle yazdığım yazıda af tartışmaları gündemi meşgul ederken, ‘İdam cezasının getirilmesi neden hiç akla gelmez?’ diye sormuştum. Bu arada uyuşturucunun toplumumuzda tehlikeli bir şekilde yaygınlaştığına dikkat çekerek toplumu bu tehlikeden korumak için öncelikli olarak bataklığın kurtulması gerektiğini, bataklığın kurtulması ise öncelikli olarak bu işin başındaki tüccarların(baronların) cezalarının artırılması, hatta idam cezasının düşünülmesi gerektiğini ifade etmiştim.

İkide bir idam cezasını gündeme getirişim, asılmış insanlar görme merakımdan değil elbette. Bir tek kişinin bile idam edilmesini istemem. Ancak, görünen o ki mevcut cezalar bir takım uyuşturucu tacirlerine, sapık ve canilere karşı caydırıcı olmuyor. Hemen belirteyim ki, idam cezası getirildiğinde istenmeyen olaylar hiç olmayacak denirse o da yanlış olur. Ancak, sanıyorum can söz konusu olunca insanlar atacakları adımı atmadan birkaç kez düşünmek zorunda kalacaklardır. Denebilir ki, uyuşturucu tacirleri idam cezasının olduğu bazı ülkelerde de faaliyet gösteriyorlar, yaptıkları işten kelleyi kurtarmak için bir takım yollar arıyorlar. Söz gelimi sokak satıcılarını küçük çocuklardan belirliyorlar. Zaten şu anda da torbacı olarak nitelendirilen uyuşturucu satıcılarının büyük bölümünü çocuklar oluşturuyor, nedense genelliklede işin baronları yakalıyı kurtarıyorlar. Böyle olunca da uyuşturucu ile mücadele sivrisinekleri yakalamaktan ibaret kalıyor. Hâlbuki bataklığın kurutulması gerekiyor. Bunun içinde yürütülen mücadeleyi sahada genişletmek şart. Bir yandan uyuşturucu ile mücadele genişletilirken öbür yandan tepedekilere ulaşmanın yolları aranmalıdır. Bu noktada sokak satıcısı çocukların genellikle dağılmış aileler ile yoksul çevrelerden çıktığı unutulmadan bu gençler daha uyuşturucu baronlarının eline düşmeden korunmalı, cezaevine düşmüş olanların ise çıktıktan sonra kendi hallerine bırakılmamasının yolları aranmalıdır. Yani bu çocuklar çocuk oldukları için af kapsamına alınıyorlarsa, hapisten çıktıktan sonra sokağa salınmamaları gerekiyor. Çünkü uyuşturucu baronları çocuklarımızı diğer çocuklar eliyle uyuşturucuya alıştırıyor ve bağımlı yapıyorlar.