Son yüzyılda medya ve reklâm, toplumları yönlendirmede en
etkili güç. Bunlar da sermayeye bağlı oldukları için, sermaye çıkarlarını
önceler, olay ve durumlardan ne gibi çıkarımlar ve kazanç elde eder ona bakar.
Sermayenin tek hedefi kazanmadır. Böyle bir kazancın da sınırı, ilkesi ve
ahlâkı yoktur. Bu gibi durumlarda en olmadık bir olay veya durum olduğundan çok
farklı olarak gösterime sunuluyor. Bu gösterimler ise yanılsatıcıdır
çoğunlukla. Normal durumlar yaşansa, bu gibi yanılsatıcı güçlerin etkisi olmasa
toplum kendi kendisini çok daha sağlıklı yönetebiliyor. Bir anlamda toplumun
ortak vicdanı kendiliğinden devreye giriyor. Vicdan üzerinde de en etkili olan
şey bir milletin sahip olduğu ortak değerlerdir. Bu değerler sağlıklı bir
yönlendirmeye götürür.
Sermayeden söz etmişken örneğin insan sağlığı üzerinde en
zararlı olan nesneleri bile pazarlamak için bir topluma yutturmadan asla
kaçınılmaz. Silâh tüccarları, uyuşturucu maddeler, alkol, sigara tüccarları
etkilidirler. Bir devlet bile kumar gibi zararlı bir şeyi hem destekliyor hem
de uyguluyor. Devletin elde edeceği para, girdi bir gelir kapısı oluyor.
Devletin tekel kurumları bunun somut örneği. Alkolün zararları bilinir,
engeller konur, sigaranın insanı öldürdüğü duyurusu paketlerin üzerine yazılır,
ama bir yandan devlet üretir veya üreten özel şirketler desteklenir. Milli
piyango diye bir kumar oyunu var bizzat devlet bunu işletir. Bile bile halktan
para iç edilir. Elde edilenin çok azını oynayanlara dağıtır, geri kalan büyük
bölümünü kendisi alır. Bütün bu olumsuzluklar toplum vicdanını da kirletiyor
ister istemez.
Faiz denen olgu devletin korumasında. Ona karşı bir
kampanya bile yürütülemez. Çünkü faiz sermayesi veya patronları buna izin
vermezler. Bu gibi yönetimlerde devletin üzerinde sermaye veya holdinglerin
etkisi en belirleyici olanı. Bunlar toplum vicdanını alabildiğine kirletiyor ve
artık o da sınır tanımazlık anaforuna kapılıyor.
Bir toplumun asıl vicdanı aydınlarıdır. Aydınlar eğer bu
anafora veya kimi duygusal olayların peşine takılırlarsa o toplum sözcüsünü
yitirmiş olur. Asıl göstergeler aydınlardır. Bir milletin en karmaşık zamanında
ancak onlar yol gösterici olabilirler. Aydınlar katına manevi büyükleri de
katmak gerekiyor. Bugün tarikatlar ve kimi cemaatlerin iktidarlarla olan maddi
ilişkileri onları sınırlıyor. Bir dergâh ve cemaat öncüsü yurt ve yerleşim
olanaklarını kendi gücüyle ve halkın desteğiyle oluşturursa bu onu daha çok
özgür kılar. Tabii bu gibi girişimler salt yurt binası eğitim kurumu yapmanın
ötesine giderse ticarî bir kurum hâline döner. Ticarî kurumlar ise kâr
amaçladır. Bu kurumlar sistemin çarkına uymak zorundadırlar, değilse
yaşayamazlar. Bu ise kurumu yönetenin iktidar yani güç sahibi kimselerle
ilişkiye zorlar. Bu ilişikler de kurumu yönetenleri ödün vermeye zorlar.
Aydınlar, dernek yöneticileri, dergâh mensupları bu
ilişkilere girdiklerinde ise toplum sözcüsüz kalır. Kitleler de zaten bir
siyasal anaforun içinde savruluyorlar. Onları bu durumdan kurtaracak, çıkış
yapacak vicdan sahibi kimseler olmaz olur. Bir milletin sağlıklı ana damarları
kesilince onlar da etkisiz kalırlar. Çünkü başta kendileri edilgin
durumdadırlar.
Siyasal gücün sesi elindeki olanaklardan ötürü çok yüksek
çıkıyor. Medya da destek veriyor. O zaman aydınlar da zor durumda kalıyorlar.
Hitap etme alanları sınırlı. Topluma yön vermeye kalksalar iktidarın
politikalarına ters düşüyorsa dışlanıyor ve hatta karalanıyorlar. Siyasal
iktidar ve güç çıkar merkezidir, iş kapısıdır, çıkar kapısıdır. İnsanlar
iktidara yamanmak adına kendi ilkelerinden ödün verebiliyorlar. Bu, salt bugüne
özgün bir durum değil, insanlık tarihinin en önemli açmazı.
Toplum vicdanı sağlıklı olduğunda hiçbir güç onun
karşısında duramaz ve dayanamaz. Bunu Türkiye siyasal yaşamında çokça gördük.
Benimsemediklerini hiçbir zaman tutmaz, gerektiğinde devre dışı bırakabilir.
Bize böylesine sağlıklı olan bir vicdan lazım. Bu da Müslüman olma bilinciyle
sağlanabilir ancak.