Ekonomiden siyasete, yasal düzenlemelerden çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnamelere hemen her alanda toplum birbirine zıt bir takım iddialarla karşı karşıya kalıyor. Anayasa değişikliği kampanyası daha başlamadan oluşturulan kampanyada da aynı durum söz konusu. Şu ana kadar üç farklı görüş gündeme gelmiş durumda. Bir tarafta iktidar kanadının iddiaları diğer tarafta CHP’nin konuya bakışı. Bu iki görüşü dinleyen vatandaşın işin aslını öğrenmesi mümkün değil. Böyle olunca sandık başına gidecek olanların büyük çoğunluğu iradelerini ortaya koymada sahip oldukları bilgiden çok mensubiyet duygusu etkili olacak. Bu arada olaya bir de Saadet Partisi’nin yaklaşımı söz konusu. Saadet Partisi tartışılmakta olan Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı olmadıklarını ancak, yapılan anayasa değişikliğinde bazı hususların düzeltilmesi gerektiğine dikkat çekerek, yanlış bulduğu hususları toplumla da paylaşmaya çalışıyor. Ne var ki, evetçiler ile hayırcıların sesleri ortalığı öylesine kaplamış ki, toplumun bu farklı yaklaşımı duyması, duysa bile anlaması mümkün değil. Öyle anlaşılıyor ki, evetçilerin ve hayırcıların varmak istedikleri sonuçta bu. Ondan sonra da halk sandık başına gidip oyunu kullandıktan sonra ortaya çıkan neticeye millet iradesinin tecelli etmesi olarak bakılacak. Demokrasilerde millet iradesinin tecellisinde tek yol sandık olduğuna göre, ortaya çıkan neticeye de kimsenin itiraz etmemesi gerekir. Çünkü, itiraz sisteme itiraz, sistemi beğenmemek anlamına gelecektir.
Netice itibariyle millet iradesinin sağlıklı bir şekilde tecelli edebilmesi için en çok bağıranların dediğinin olması yerine toplumun, sesi kısılmış olanların düşüncelerini de öğrenme hakkı olduğu unutulmamalıdır. Halk iradesinin sağlıklı tecellisinin başka yolu da yoktur. Bir başka husus da siyasi kadroların birbirlerini toptan reddetmek yerine atılan adımların, alınan kararların yanlışı ve doğrusunu birlikte millete sunabilmeleri gerekiyor. Ne var ki, ülkemizde böyle bir alışkanlık söz konusu değil. Toptan kabul ya da ret gibi bir yaklaşım hâkim. Bir başka ifadeyle topluma sesini duyurabilme imkânına sahip partiler birbirlerinin dediklerini toptan reddetmek gibi bir yaklaşım sergiliyorlar.
Anayasa değişikliği kampanyası kapsamında CHP getirilen değişikliği rejim değişikliği, yani cumhuriyete son verilmesi olarak takdim ederken iktidar kanadı, rejim tartışmalarının ülkemizde 1923’te son bulduğunu, yani kimsenin cumhuriyet ile bir kavgasının olmadığını ileri sürüyor. Esas konu olan cumhuriyetin muhtevası hiç gündeme gelmiyor/getirilmiyor. Kimse, krallığa dönelim demiyor ama cumhuriyete yüklediği anlam farklı olabiliyor. CHP’nin cumhuriyetten anladığı ile diğer partilerin anladığı farklı olabilir. CHP öyle bir yaklaşım sergiliyor ki, onlar cumhuriyete nasıl bir muhteva yüklerse herkesin aynı anlamı yüklemesini bekliyor, bunun aksinin konuşulması ve tartışılmasına bile tahammülleri yok. Böyle olunca da toplum neyin tartışıldığını anlaması bile zorlaşıyor. Böyle olunca anayasa değişikliği kampanyası sırasında olsun, hiç olmazsa savunulan cumhuriyetin özellik ve esasları tartışılsa sanıyorum insanlar birbirlerini daha kolay anlayacaklardır. Çünkü dünya üzerinde adında cumhuriyet olan diktatörlüklerden komünist yönetimlere, seçimli demokratik cumhuriyetlerden krallıklara kadar pek çok yönetim şekli var. Avrupa’da bunca krallığa rağmen kimse bu ülkelerde özgürlüklerin, halkın egemenliğinin yok olduğu gibi bir tartışma yapmazken sıra Türkiye’ye gelince ileri ülkeler arasına girebilmek için bize krallığı yıkmamızı tavsiye edenler kendileri hâlâ İngiltere gibi krallıkla yönetiliyorlar.
Hâlbuki bugün gelinen noktada artık siyasi rejim olarak geriyle dönmek söz konusu değildir. Yani, kimsenin cumhuriyeti değiştirmek gibi düşüncesi yoktur ama özellikle CHP’nin cumhuriyete kendine göre yüklediği anlama kimsenin itiraz etmemesini, bunun tartışılmasını bile yasaklayıcı tutumu CHP’nin kendi anlayışını kutsadığı anlamına geliyor. Bu ise bir yandan özgürlükçü, demokratik hukuk devletini savundukları iddiası ile çelişen bir durumun ortaya çıkmasına sebep oluyor. Sonuç olarak sürekli olarak insanımızın kafası kavram karmaşası ile meşgul ediliyor. Böyle olunca da bazı siyasi kadroların toplumun kafasını karıştırmayı iş edindikleri görüntüsü ortaya çıkıyor.