Dolar frenlenemiyor. Faizleri düşürün diye azarladığımız Merkez Bankası’nın dolara müdahale için faizleri yükseltmesini bu sefer sessizce geçiştirdik. Ancak o da dolardaki ateşi düşüremedi. Şimdi artık başka çözümler aramaya başladık. Sağımız solumuz her şeyimiz dolarla, avroyla sarılmış durumda. Sanki bunu yeni fark etmişiz gibi “yetsin artık bu doların hâkimiyeti” diye söylenmeye başladık. Şimdi de ümidimizi Trump’ın koltuğa oturacağı 20 Ocak sonrasına bağladık. O tarihe kadar dalgalanmalara hazırlıklı olmalıyız diye telkinler yapıyoruz. Oysa öylesine bir kuşatılmışlık ve çaresizlik içindeyiz ki, dolar olmadan kendimizi ifade edecek ekonomik literatürümüz bile yok. Daha önce “Kimin İçin Yatırım?” başlıklı yazımızda da ifade etmiştik. Biraz detaylandırarak dolara olan bağımlılığımızın boyutlarını bir kere daha tekrar hatırlamaya çalışalım.
- Köprü vesaire geçiş ücretleri dolara bağlı. Neden? Çünkü yüklenici müteahhitlere devlet bankaları tarafından verilen kredi dolar cinsinden. Bütün bankalar yurtiçine kredi verebilmek için yabancı finans odaklarından dolarla borçlanabiliyor. Topladıkları TL mevduatların faiz hesaplamalarında dahi ana belirleyici dolar. Faiz gibi bir zulmün dayanağı da, diğer bir zulüm aracı olan dolar. Yani katmerli kölelik!
- Milli gelir hesaplamaları dolara bağlı yapılıyor. Kim ne derse desin AVM’lerde, parayı asıl elinde bulunduran çevrelerde işler dolarla, avroyla çevriliyor. Çünkü bu çevrelerin hem maliyetleri hem de tasarrufları yabancı para cinsinden. TL’de kalmayı saflığın ötesinde bir sıfatla tarif ediyorlar. Kimileri de vatandaşın cebindeki 3-5 dolarını bozdurmasıyla bu tansiyonun düşeceği gibi bir propagandayla hem kendilerini hem de halkı kandırmaya devam ediyorlar.
- Cari açık, bütçe açığı, dış ticaret açığı gibi ne kadar açık varsa hepsi dolar cinsinden hesaplanıyor. TL ile yapılan bilgilendirmeler dikkate bile alınmıyor. Bakan, bundan sonra devletin her alanda TL ile çalışacağını söylüyor. Bu da ayakları yere basmayan bir açıklama değil mi? Çünkü ekonomimizi üretim değil, sıcak paranın giriş ve çıkışları belirliyor. 700 milyar dolara yaklaşan borcumuz var. Nasıl olacak? Borç ödemelerimizi de TL ile mi yapacağız?
- Şu kadar ihracatımız oldu, bu kadar ithalat yaptık derken istatistikî bilgiler her şeyde dolar olarak açıklanıyor. Ekonomi yönetimi “yeter ki ülkeye döviz getirin nereden bulduğunuzu sormayacağız” diye demeçler veriyor. Bu açıklama içinde bulunduğumuz sıkıntının itirafı değil mi?
Bütün bunlara rağmen şimdi yine milli paralarla ticaret gibi aslında pozitif algısı dışında hiçbir katkısı olmayan konuya bir kere daha sarılmış olduk. Peki, bu mümkün mü? Şimdi bazı örnekler üzerinden bunun başarılı olup olamayacağına birlikte karar verelim.
Türkiye - Rusya ticaret hacmi 2016 Eylül itibariyle, 12,5 milyar dolar civarında. Bunun içinde Türkiye’nin ihracatı 1,2 milyar, ithalatı ise 11,3 milyar olarak gerçekleşmiş. Bu demek oluyor ki, ithalatımız kadar açıktayız. Denge için 5 milyar USD’nin üstünde ihracatımızı artırmamız gerekiyor? Sebze, narenciye ile bu açık kapanır mı, takdir sizin.
Türkiye – Çin ticaret hacmi 28 milyar dolar civarında. Bu miktarın içinde, Türkiye’nin ihracatı yaklaşık 3 milyar, ithalatı ise 25 milyar dolar olmuş. Durumu eşitlememiz için 12 milyarı aşan ihracat yapmamız şart. Peki, bunu sadece mermer satarak gerçekleştirebilir miyiz, siz karar verin.
Türkiye – İran ticaret hacmi ise 2015 sonu itibariyle toplamda 10 milyar dolar olarak bağlanmış. İhracatımız 4 milyar, ithalatımız ise 6 milyar USD olmuş. Yani İran’la ticarette de açık vermişiz. İhracatımız 1 milyar artarsa burada denge sağlanması mümkün. Peki, bu kolay mı? Bu şartlarda zor! Özellikle Suriye ve bölgesel sorunlardan dolayı bırakın ticaret hacmini dengelemeyi, mevcudu korusak bile başarı olarak kabul etmemiz gerekir.
Sonuç olarak, görüldüğü gibi milli paralarla ticaret kulağa hoş geliyor da, realitede bunun karşılığı yok. Ulusal paraların kullanımı ancak karşılıklı ticaret hacimleri birbirine eşit veya yakın olan ülkeler arasında bir çözüm olabilir. Ticaret dengesi baskın bir şekilde kendi lehine oluşmuş bir ülke TL’yi alıp ne yapsın, nerede kullansın? Yani bu iş de söylemden öteye geçmez. Çünkü Türkiye diğer üç ülke ile ticaretinde bu zamana kadar hep açık vermiş. Çünkü ekonomimiz tüketimi esas almış. Dışarıya bağımlı hale getirilmişiz. Buna bağlı olarak da şartları üretenin belirlediği bir durumda kendimize yol bulmaya, rol kapmaya çalışıyoruz. Bu mantıkla bu çok zor! Doların, avronun dışında da bir dünya var. Bunu görebilmek için durduğumuz yeri değiştirmemiz şart. Eğer gücümüz yetiyorsa, hadi hep birlikte dolar’a da, avro’ya da hayır diyelim. Bu ikisi dışında yeni bir rezerv parayı hayata geçirelim. Çin’in de, Rusya’nın da dâhil olabildiği İslam Dinarı’nı kullanmaya başlayalım. Var mısınız?