Fillerin salınıp çimlerin bağlandığı bir zamanda Orwel’ın Hayvan Çiftliği’ni aratmayacak türden devasa bir fil çiftliğinde yaşandığı söylense yeridir. Önü sürekli doldurulmak zorunda olan görgüsüz filler ve kifayetsiz sahipleri, kurutulmadık yeşillik bırakmamaya yemin etmiş gibi davranır. Küçük ya da büyükşehir belediyelerinin lütfedip oluşturduğu parklarda, bahçelerde, “Çimlere basmayın!” uyarısı fillere yönelik olmadığından, doğa ve yeşil düşmanı yetkililerin her türden faaliyet için halka gönderdiği doymak bilmez filler, nerede bir yeşil alan görse oraya çöker. O çökmenin kamuoyunda adı imardır, iskândır, ihaledir. Çökme yahut çöreklenme eylemi nedense kimsenin başı olmayı üstlenmediği, görmezden ve de duymazdan geldiği mafyaya değil, olsa olsa köprü altında, duvar kenarında, karton üstünde gecelemek zorunda kalanlara izafe edilir.
Ahlâktan yoksun bir bakış açısı sabi sübyan demeden parayı verene düdüğü çaldırdığı gibi devlet dairesine girmekten, koskoca amirlerle, kurumlu memurlarla muhatap olmaktan çekinen gariplere jelatini üstünde, paketi açılmamış, sürprizi kaçmamış belalar getirir. Devlet dersinden hep sınıfta kalan, yetkililerden ve yetkisizlerden azar işitmek istemeyen gariban yurttaş o cihete yanaşmaktan korkar. Yine onlardan birinin kazara kopçasını koparsa hayatın zehir olacağını adı gibi bilir. Onun için de özellikle kopça kadar vicdana sahip olmayanlara saygıda kusur etmeyenlerin çaresizliği, kimsesizliği, satışa gelişi, güvendiği dağlara kar yağışı, hatta yağan karın üstünden hiç eksik olmayışı Timur ve güzide fillerinin fıkra edilişi kadar onlar tepiştikçe çimlerin ezilmesini anıştırır.
Eli yüzü düzgününe pek rastlanmayan ama her nedense memleket insanını betimlercesine sürekli anlatılan, icabında ders kitaplarında yer verilip okullarda okutulan, komik yahut hayreti mucip olmayan; aksine acıklı, yanlı, küstah görünen bu acayip anekdotlarda Timur ve hoca ve fil hep haklıdır, mazurdur. Bunların alayının insan hayatı üstünde tepişme, icabında ezip geçme hürriyeti vardır. Oysa fil denilen hayvan iri cüssesi ve aşırı ağırlığından olsa gerek öyle kolayca geçip gitmeyeceğinden uğradığı yerde iz bırakır. Sanki insana özgü emeğin, adaletin, ahlâkın üstünden geçmişçesine viran olmuş algılar, varlıklar, mekânlar bir fıkraya konu olmanın fevkinde tepişen fillerin ağırlığı altında ezilen zayıfları, kimsesizleri, güçsüzlüğü ele verir.
İbret nazarını dünyaya yöneltenler, devinen ve genişleyen bir zulüm çarkını fark etseler de nankörlük edeceğini zannedip statüko kutsayan fıkralara dadananlar bir hak ediş neticesi halkın dersini aldığını görür. Öyle ya temsilci seçtiklerini yalnız bırakmışlar, karşılığında mağduriyetlerinin giderilmeyip arttığını öğrenmişlerdir. Dolayısıyla güvendikleri kişiler yalnız bırakılmamalı, hep yandaş kalınmalı, ille de bir sıkıntı varsa topyekûn şikâyet edilmeli, hep birlikte hükümdar karşısına dikilip dayak yenmeli, soruşturma geçirilmeli, yaka paça dışarı fırlatılmalıdır. Böylece fil eksilmeyeceğine göre muktedir olanın hışmından nasiplenmeli; hakarete, koruma şiddetine, terör yaftasına maruz kalınmalıdır. Orada halkın güvendiği kişilerin satıcılığını, kaypaklığını, işbirlikçi tavrını görmek ne mümkün; her bir müteahhidin, iş adamının, ileri gelenin, hocaefendinin fedakâr tavrı takdir edilmelidir!
Halkın yararınaymış gibi görünen ve güya gücün övünç sebebi faaliyetler; yani ki bir müteahhidin, bir ihale kapanın şeytan hızında köşeyi dönmesini sağlayan ‘hizmetler’ çoğu zaman yokluktan başka bir şey getirmez. Çok çok var olanı sömüren, talan eden, şimdiki zamana değin halkın olanı halka geri satan, standart seyreden alım gücünü de adam akıllı düşürüp fahiş fiyatlarla oynaşan bir imha çalışmasıdır. Yaşadığı sürece bir adet havaalanının, iki adet köprünün, üç adet hastanenin, dört şeritli otoyolun belki hiç kullanmadıkları halde bedelini ödemekten gocunmayan insanlar, bir ömür tüketemedikleri borcu miras bilip kendilerinden sonra gelen nesillere, çocuklarına devreder. İtiraz etmek, karşı çıkmak, engel olmaya yeltenmek hadsizliktir; zira egemenlerin bağışladığı fil doyurulmalı, everilmeli, çoluk çocuğa karışması sağlanmalıdır.
Mazlumlar, filden ayrı sahibinden ayrı korkar. Kendilerine gönderilen file bir zarar ilişmesin için adeta diken üstünde yürür. O korku alıp onları haklarını arayacak birinin gölgesine düşürür. Neticede nükte, ders, ibret yoktur; selamet bekleyenlerin hayal kırıklıkları vardır. Yapabilseler herhalde Timur’un karşısına kendileri çıkacak, satıcılardan medet ummayacaklardır. Muhtemelen son söz yine mazlumlardan duyulur: “Allah kimseyi namerde muhtaç etmesin!”