Timsah Gözyaşları Ve Seçim Sandığı

Abone Ol

Özellikle TBMM’nde temsil gücü bulan siyasi partilerin, birbirlerine nazire yaparcasına buram buram fırsatçılık ve pragmatizm kokan politikaları gereği, stratejik çıkarları ön planda tutan seçim kampanyalarında, ucuz edebiyat türünden harcı âlem beyanlara sığınarak, asıl konulardan uzak sadece polemik üzerinden düşmanlık ve kamplaşmayı ihsas etmeleri anlaşılır gibi değil.

Maalesef çıkar çekişmelerini körükleyen bu politikalar, Türkiye’deki belirsizliğin yeni bir tezahürüdür. Siyasilerin, toplumun mahalli idarelerdeki beklentilerini bir kenara itip, sadece polemik üreten açıklamalara sığınmaları, beklenenin aksine yeni çözümsüzlükler ortaya çıkaracaktır.

Aslında, Türkiye’yi yeni bir ekonomik güç gibi göstermeye çalışan iktidar, içinde bulunduğumuz korkunç buhranların had safhaya dayandığının farkında değildir anlaşılan. Bu arada, güdümlü medyanın korkunç etkisiyle, seçim öncesi ana iletişim akışı da büyük tıkanıklığa uğramaktadır. Böylece, kamuoyu tek taraflı olarak yönlendirilmeye çalışılmaktadır.

Türkiye ekonomik açıdan değerlendirildiğinde ise, dış ticaret açığının gün geçtikçe korkunç boyutlara ulaşmakta olduğu ortaya çıkmaktadır. İmalata yönelik kapasitenin ortadan kalkması, ihracatın gayri mamul hammaddeden oluşması ve ithalata bağlı olarak lüks tüketim ve atıl kapasitelerin çokluğu nedeniyle, ekonomiye geri dönme olgusu da tamamen ortadan kalkmaktadır. Bu durum, ekonomik çöküşü hızlandıran nedenlerin başında gelmektedir. Göstermelik montaj sanayi dışında yeni istihdam sahalarının oluşturulamaması, ister istemez Başbakan’ı otomotiv imalatı için bir “babayiğit” arayışına sevk etmiştir.

D-8’in önemli aktörlerinden Bacharuddin Jusuf Habibie, bir kilo pirincin bir dolar, bir kilo uçağın 35000–40000 dolar ederi olduğunu ifade ederken, Türkiye gibi teknolojik olarak dışa bağımlı ülkelerin milli sanayi bakımından içinde bulunduğu darboğazı ifade etmesi bakımından önem arz etmektedir. Türkiye’nin ihracatını da bu zaviyeden değerlendirmede fayda mülahaza ediyoruz. Türkiye’nin ihracatının artmasından çok, neyi ihraç ettiği çok önemlidir.

Ne yazık ki iktidar partisi de, diğerlerinden farksız olarak sadece uydu politikalarla Türkiye’yi dış ticaret açığı, dış borç sarmalı, işsizlik gibi problemlerle yüz yüze getirmiştir. Bu seçim kampanyasında da, ortaya konulabilecek hiçbir hamle olmadığı için Jusuf Habibie’nin NATO için ifade ettiği; “No Action Talk Only” (Eylem Yok, Sadece Konuşma) benzetmesini şimdiki iktidar ve ana muhalefete aynen harfi harfine tatbik etmek mümkündür.

İktidar ve muhalefet, yel değirmeni misali soyut kavramlarla seçime giderken, Türkiye’yi yeniden imar etmek, işsizliği önlemek, yeni istihdam alanları bulmak, dış borcu azaltmak için ellerinde hiçbir somut çözüm bulunmayan iktidar ve ana muhalefetin sadece “ağız dalaşı”na yönelik düşük profilli siyaset anlayışı ile neyi hedefledikleri doğrusu merak konusudur.

Dış politikada, ellili yıllarda Ortadoğu’da büyükelçilik yapan ABD’li Raymond Hare; “Ortadoğu petrol yataklarının sıcaklığından asla uzak duramayız” sözünü doğrular nitelikte olan Kissinger’ın Ortadoğu Planı’nın kayıtsız uygulayıcısı ne yazık ki, bu hükümet olmuştur. Hükümet, dış politikada ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli dayanağı (pillar) konumuna gelmiştir. Libya’da, Mısır’da, Suriye’de, Afganistan’da, Irak’ta Müslümanlara karşı çatışma perspektifini en iyi çözüm yolu olarak gören ABD’nin politikalarını kayıtsız destekleyen Başbakan Erdoğan, medya gücünü de arkasına alarak mahalli seçimler öncesi bütün bunları unutturarak iç politikadaki popülaritesini farklı mecralarda artırma yoluna gitmiştir.

Şu da bir gerçek ki; bu politikalarla sandıktan zafer kazanma hesapları yapan politikacılar her zaman kaybetmeye mahkûmdurlar.

Gerçek manada Türkiye’yi sanayileşmiş, her tarafı mamur bir hale getirecek, işsizliği önleyecek ve en önemlisi mahalli idarelerde kaldığı yerden devam etmek gayesiyle seçimlere giren Saadet Partisi, malum çıkar çevreleri ve güdümlü medya tarafından adeta görmezden gelinmektedir.

Sandıklardan Saadet Partisi için çıkacak olan her oy, yeni Türkiye’nin önemli harcı olacaktır.