Tık Ettirmiyor!

Abone Ol

Meşhur hikâyedir; karmaşık makineleri bulunan bir fabrikada arıza baş göstermiş. Ne kadar usta gelmişse, yapamamış. Sonunda meşhur bir ustayı çağırmışlar. Usta şöyle bir bakmış, daha sonra çantasından çekici çıkartarak stop eden tezgâhın bir yerine tık tık diyerek vurmuş ve tezgâh tıkır tıkır çalışmaya başlamış. “Borcumuz ne kadar?” demişler. Yüklü bir meblağ söylemiş. “Ama usta sen ne yaptın ki, sadece çekiçle bir tık ettin!” demişler. Ustanın cevabı şöyle olmuş: “Evet bir ‘tık’ ettik ama nereye vurulacağını öğrenmek için elli senem gitti. O ücret aslında bir tık artı elli sene için…”

Bu ülkede yaşayan herkes hissediyor: Dehşetli sıkıntılarımız var. Sistem arızalı. Aslında problem basit. Çözüm, ustanın bir “tık”ına bakıyor. Ama gelgörelim ki rejim ağa tık ettirmiyor.

Doktorlar hastayı muayene ederken ya stetoskopla hastanın kalbini, göğsünü, iç organlarını dinler, ya da elini koyar diğer eliyle tık tık diye vurup dinler, tepkiyi ölçer, bu şekilde hastalığı teşhise çalışır. Gelgörelim ki bazı hastalar, el dokunmasını istemezler, huylanırlar. Parmağınızın ucunu dokundunuz mu gıdıklanırlar, rahatsız olurlar. Dolayısıyla doktora da el vurdurmazlar. Öyle adamın hastalığına da sağlıklı teşhis konulamaz. Bizim rejim ağa da o huylu hasta gibi, vücuduna el vurdurmuyor, tık ettirmiyor.

Bir de hikâye anlatalım: Vaktiyle zamanında, bir köye cami yapılmış, ancak imam olmadığından uzun zaman ezan okunmamış. Sonunda köye bir imam tayin edilmiş. İmam ezan okumuş. Ezanı ilk defa duyan köyün ağası, adamlarına sormuş: “Bu nedir?” Adamları cevap vermiş: “Bu ezandır ağam!” Ağa tekrar sormuş: “Bu ezanın bizim keçilerimize, sürülerimize bir zararı var mı?” Adamları cevap vermiş: “Yok ağam!” Ağa şöyle demiş: “Öyle ise okunmaya devam etsin!”

İşte bu misaldeki gibi bizim rejim ağa da, koyduğu sisteme dokunulmadı mı sesini çıkarmıyor. Yok, en ufak dokundurma karşısında huylu hasta gibi başlıyor rahatsızlığını belli etmeye ve parmağının ucunu dokundurmaya çalışanları cezalandırmaya… İyi de bu durum ne zamana kadar devam edecek? Belli, ortada bir hastalık var: Dış politikada, ekonomide, gelir dağılımında, sosyal adalet anlayışında, hukuk sisteminde, seçim sisteminde, eğitimde, sosyal hayatta, borçlanma politikasında, kaynakların değerlendirilmesinde vs…

Dört bir yanımız ateş çemberi ile çevrilmiş vaziyette. Dost görünümlü düşmanlar habire kuyumuzu kazmakta. Rejim ağa bu dehşetli vaziyet karşısında bile, “dediğim dedik, çaldığım düdük!” diyor. İyi de tek parti-tek şef devrinden kalma bu anlayış ne zamana kadar devam edecek?

Akıl akıldan üstündür. Bırakın âkıller konuşsun, hâzık hekimler stetoskopla dinlesin, eliyle şöyle bir yoklasın, tık tık etsin. Reçete acı da olsa kulak verilsin. Şifalı ilaçlar alınsın, ihmal edilmesin.

Peygamber Efendimizin (S.A.V.) çok dikkat çekici bir hadis-i şerifi var. İnsanlık âlemini bir gemide yolculuk edenlere benzetmekte. Kimi geminin üst katında, kimi alt katında bulunmakta. Alt katında bulunanlar, “Sık sık yukarı çıkıp su alacağımıza şuradan bir delik açıp denizden alalım” derse, geminin diğer yolcuları bu teşebbüse mâni olmazlarsa, ne olur? Gemi batar, gemideki herkes boğulur. Bu misaldeki gibi, rejim ağa burnunun dikine gitmeye devam ederse, illa gemide delik açıp suyu oradan alacağım derse ne olur?..

Evet, problemlerimiz var. Ancak çözülemez değil. Bizim unumuz var, şekerimiz var, diğer malzemelerimiz de var. İş, bu malzemelerle helva yapmakta. Evet, makine takur tukur ses vermekte, sık sık arıza yapmakta, ama çözümü de basit. İş bir “tık”a bakıyor. Mahir usta bir tık edecek, o kadar! Ama arkadaş, gel sen bunu bizim rejim ağaya anlat! Elini vurdurmuyor, tık ettirmiyor… Tıpkı huysuz hastalar gibi…