Tevhit Sözleşmemiz

Abone Ol

Sözlerin ve sözleşmelerin en değerlisi, önemlisi ve üstünü, “Lâ ilahe illallah” (Muhammed/19) “Muhammed Resulullah” (Fetih/29) tevhit/şehadet sözleridir.

“En değerli ilim de tevhit ilmidir.”
İslâm’ın özü, çekirdeği, temeli olan tevhit; hilafet (vekâlet) ve kulluk sözleşmesidir; Allah Teâlâ ile insanlar arasında...

Tüm peygamberler tevhitle gönderilmiş, insanları tevhide çağırmışlardır. (Nahl/36)
İnsanlar üzerinde hükmetmek, emir ve yasak koymak hak ve yetkisi, ancak Allah Teâlâ’nındır.
Tevhit; kulluk, kimlik beyanı, namaz da tevhit eylemidir.
Tevhit; uluhiyet/rububiyet ile ubudiyet (kulluk) arasındaki sözleşmedir. Bir tarafta âmir (emirler), öbür tarafta memurlar (insanlar).

Bu sözleşmenin bir özelliği de, tamamen insanların lehine, yararına olmasıdır. Yaratan olarak yararımıza olan şeyleri emretmiş, zararlı olanları da yasaklamıştır.

Allah Teâlâ insanı “ahsen-i takvim” (Tin/4) üzere “eşref-i mahlûkat”, mükerrem yaratmış, esmasına mazhar kılmış, yeryüzüne -“hilafet” (Bakara/30) ve “kulluk” şerefiyle, göreviyle “emaneti” yükleyerek (Ahzab/72)- sınav için (Mülk/2, İnsan/2) göndermiştir.

Hilafet göreviyle yeryüzünde Allah Teâlâ’yı temsilen, O’na (C.C.) vekâleten, O’nun (C.C.) adına, O’nun (C.C.) hükümleri, buyrukları çerçevesinde yeryüzünde tasarruf edecek ve adaleti sağlayacak...
Vekâlet, kulluk sınırlarının dışına çıkmayacak. Yeryüzündekilere âmir, Allah Teâlâ’ya kul (memur)...
Hilafet; Allah Teâlâ ‘ya kullukla, ümmete O’nun (C.C.) adına hükümdarlık arasında bir makamdır.

Rabbimiz/Rahman, bize okumayı, kalemle yazmayı (Alak/1-5) ve beyanı (konuşmayı) öğretti. (Rahman/3) Bu nimetlerin şükrü, ancak itaatle, bu emanetlere riayetle ve şükürden acziyetimizi idrak ve ifadeyle -lütufla- ödenebilir.

Rabbimizin bize ihsan ettiği sayısız nimetlerinden birisi de konuşma/söz söyleme nimetidir; bu yetenek de ötekiler gibi emanettir. Emanetlerin, emanetleri verenin iradesine uygun kullanılması sorumluluğumuz; kulluğumuzun gereği... Dilimiz doğruyu söyleyecek, sözleşmelere vefa gösterilecek (farz). Yalandan, yalan şahitlikten, aldatmaktan, gıybetten, sövmekten, alay etmekten, yararsız konuşmaktan vb. kaçınacak; sözleşmelerimize/anlaşmalarımıza riayet edilecek. Sözlerimizden, sözleşmelerimizden sorgulanacağız; zaten kaydediliyor. (Kaf/18)

“Dil, kalbin tercümanıdır.” “Dilin yarası, kılıç yarasından daha acıdır.” “Söz zarf, anlamı mazruftur. Zarfı mazruf içindir. Sözler anlamların kabı, elbisesi gibidir.”

Rabbimizle yaptığımız “kulluk” sözleşmemizle (Araf/172) sınav için dünyaya indirilmişiz. (Mülk/2, İnsan/2) Yeryüzü O’nun (C.C.) mülkü. Orada O’nun (C.C.) rızasına, hükümlerine uygun bir hayat sürmek sorumluluğundayız. Emanetçi, misafir, yolcu gibi yaşamak... Yeryüzünü de imar etmek...

Bu taahhüdümüzü sözleşmemizi; kelime-i tevhidimizle/şehadetimizle anarak ifade, ikrar, ilan ve tekrar ediyoruz: Rabbimize olan ahdimizin üzerindeyiz. Biz, tevhitle O’nun (C.C.) egemenliğine/hâkimiyetine/kulluğuna giriyor, tağutlarınkini reddediyoruz. O’nun (C.C.) rızasına, emir ve yasaklarına uygun bir hayat sürdürmeyi taahhüt/kabul etmiş oluyoruz. O’nun (C.C.) dini/İslam’ı (yolunu, hayat tarzını, düzenini, emir ve yasaklarını, ölçülerini, ilkelerini, sözlerini, hükümlerini) beğeniyor, seçiyor, kabulle, tağutlarınkini de reddediyoruz. “Lâ ilahe illallah Muhammedür Resulullah.”

Bu taahhüdümüzü; günde beş vakitte (namazda/Fatiha/5) 40 kez, “Ancak sana kulluk eder, senden yardım isteriz”, namaz dışında hayatımızın her alanında (ailede, toplumda, ticarette, hukukta, siyasette, eğitimde, uluslararası ilişkilerde...) anıyor ve ifaya çalışıyoruz.