Tevhit okumaları-1

Abone Ol

Tevhit; o kadar önemli ve değerli bir konu/bir hakikattir ki, tüm "sahifeler", "kitaplar", "peygamberler" onunla gönderilmiş, ona çağırmıştır. İmtihanımız, dünya ve ahiret saadetimiz onunla ilgilidir. İmanın, İslam’ın, cennetin anahtarı; kâinatın/evrenin direği, ışığı, muhteşem düzeni onunla kaim.

  Öyle ki "kıyamet" denen hakikat da insanlardan ve dünyadan bu tevhit kaldırıldığında gerçekleşecek. Konuyu biz Müslümanların (ehl-i tevhidin) yeterince önemsemediği de ne yazık ki bir gerçek. Özünü, ruhunu, anlamını, hikmetini, kapsamını yitirdiğimiz bir gerçek... Elbette bu çapta/önemdeki bir konuyu yazmak; anlamaya, bilmeye çalışmak bizim gibilerin boyunu çok aşar. Ancak sadece konuyla meşgul edilmemiz bile O'nun bize lütfu, ihsanı, nimetidir... Bu sebeple ne kadar şükretsek, azdır. "Şükredebilmek de nimet" iken... Bu alandaki bilgilerimizin çok kısır olduğunun ve en önemlisi de böyle bir çalışmanın ihtiyaç olduğunun fark edilmesi/bir hakikat arama çabası/cüreti, bizi öncelikle konuyla ilgili ulaşabildiğimiz eserler, edindiğimiz bilgileri paylaşmamızı gerektirdi. Her işimizde olduğu gibi Rabbimizin tevfikine/yardımına güvenerek başladık. O (c.c.) Kâfi’dir, Vekil’dir, Veli’dir, Nasir’dir, Kadir’dir, Hâkim’dir. Başarı O'ndandır. "Vema tevfiki illa billah", "Hasbiyallah", "Bismillah" ile tevhidi okumaya başlıyoruz. Doğrular Hakk'a, yanlış okumalar da bize aittir. Eksiklikler bitmez. Eleştirilerinizi, özellikle de "yanlışlarımız" konusunda bizi düzeltmenizi bekliyoruz. Hem edindiklerimizi hem de önemli bir kısım zevatın konuyla ilgili değerlendirmelerini, okumalarını kısmen iktibasla/alıntıyla okuyacağız, inşallah.

   Tarih gösteriyor ki, tevhidi önemseyenleri, yüceltenleri Allah yüceltip aziz etmiş; bırakılıp terk edildiğindeyse zillete düşürmüştür. Zamanımızda "şirk" hastalığının sıkıntılarını yaşadığımızın farkında olabilsek?! Tevhidi bilmeden şirkten nasıl korunabiliriz?! Şirk derdine şifa/deva, tevhit ilacıdır. Koronavirüsten çekindiğimiz kadar en tehlikeli manevi virüs olan şirkten kaçınabilsek, karanlıktan da kurtuluruz, koronadan da... 

   İmamı Azam Hz. (r.h.): "En önemli/değerli ilim tevhit ilmidir." "Her şey zıddıyla bilinir. Adaletin bilinmesi yeterli değildir. Zıddı olan zulmün de bilinmesi gerekir ki karışıklık olmasın; hak-batıl, doğru-yanlış seçilebilsin... Kimi seveceğimiz, kime buğzedeceğimiz bilinebilsin."

   Tevhid de hem "lâ" hem de "illa" var. İki zıt kelime... Bunun iyi kavranabilmesi, bilinmesi, anlaşılması için Kur'an-ı Kerim'de geçen birçok kelime ve terimin anlamlarının (zıtlarıyla birlikte) bilinmesine ihtiyaç vardır: İlah, din, rab, ibadet, velayet, şirk, adalet, zulüm, tağut...

   Ayrıca zamanımızdaki birkaç yabancı kelime ve kavramın da ilaveten bilinmesi "tevhit”in kavranmasında yararlı olacak görüşündeyiz. Bunlar "lâiklik","demokrasi" olup, tevhitle zıt anlamlıdırlar. Tevhidin "la" kapsamındadırlar. Tevhidimiz bu iki batılı kavramla tahrif (reform) edildi, bölünüp parçalandı. Biz de tevhidimizle birlikte bölündük, parçalandık, çatışıyoruz. Tevhidin reddiyle üretilmiş tüm ideolojiler, felsefi, hukuki, siyasî vb. düzenlerin/görüşlerin tevhit karşısında konumlandırıldığı bilinmektedir. Tevhidi görüşü, yolu, düzeni reddedenler elbette yerine düzen üreteceklerdi. "Asr-ı Saadet’ten sonra tevhide aykırılıklara/saldırılara karşı savunma amaçlı silah olarak kelâm ilmi ortaya çıktı." (İmamı Azam Hz.). Zamanımızdaki tüm ideolojiler de tevhide karşı konumdalar. Ortak özellikleri nedeniyle de tevhidin "la" kapsamındadırlar.

   Tevhidi tersinden/soldan sağa yazmak zorundayız. Kur'an-ı Kerim'in mealleri ve tefsirleri bazı eserlerde soldan sağa, bazılarındaysa sağdan sola okunup, yazılıyor. Okumalarla yazmalar ters yönde?!

    Bu garabet dünyanın neresinde var?! Tevhidimiz Batılılaşma istikametinde harf devrimiyle de doğru anlaşılmasın diye; yanlış ve eksik bilgi ve algılamalarla tahriflere maruz bırakıldı. Sahiplenemedik... Tevhit nuru ile aramızda karanlıklar var. Karanlıkları da delemiyoruz. "Hak gelmeyince de batıl gitmiyor."

   Zaten devrimler de tevhidi ortadan kaldırmak için gelmemiş miydi? Bizim "lâ"mız "illa"ya, "illa"mız da "lâ"ya dönüştürüldü, devrildi tevhidimiz. Tevhit, ashab-ı kiramdan sonra tedrici olarak anlamı, kapsamı daraltılmış, sonra da parçalanmış, bölünmüş oldu.

   "Kamus, namustur." "İdeolojiler, idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir" sözleriyle Cemil Meriç'i; "Kemalizm bir Yahudi oyunudur" sözleriyle Alev Alatlı'yı, kurulan düzeni "ucube" olarak nitelendiren Nihal Atsız'ı minnetle; bir İngiliz tarihçisi Toynbee'nin: "Bundan sonra Türk kütüphanelerini yakmaya lüzum kalmamıştır. Çünkü harf inkılâbıyla bu hazineler örümceklerin yuva yaptığı raflarda kapanıp kalmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Ancak çok yaşlı hocalar ve ihtiyarlar, onları okumak lüzumunu hissedecektir" sözlerini de ibretle anıyoruz...

   Üç yüz yıldır karanlıktayız denebilir. Batılın karanlığı bizim tevhit nurumuzun ışığının azalmasıyla başladı. "Güneş"imizle aramıza önce "vehn" ve "tefrika" perdesi girdi. Ötekiler şirk/zulüm/cahiliye, tuğyan, ideolojiler perdeler dünyamızı giderek kararttı. Batıl bizi kuşattı. İşin daha da korkunç yönü ise, batılın bu karanlığından şikayetçi olan biz Müslümanlar, karanlığı delmek için birleşmek yerine karanlığa söverek ve birbirimizle çatışarak "yol almaya" çalışıyoruz?!

   "Tevhit okumaları"mızla anlaşılacak, bilinecek ki, tevhit sadece dillerdeki, yazılardaki bir cümle değildir. Tevhit: İmandır, ilimdir, zikirdir, marifettir, nurdur. Şifadır, ahlaktır, adalettir, hukuktur, düzendir, davadır, dini İslam’dır, yoldur (tarik-i müstakim), hayat tarzıdır, üst kimliğimizdir, kulluk sözleşmemizdeki ikrarımız/taahhüdümüzdür, özgürlüğümüzdür, cennetin anahtarıdır, kâinatın direği ve nurudur, Allah-u Teala'ya teslimiyettir... Özetle hakikatin hem çekirdeği/özü, hem de tümü/kendisidir.

Çıkış da, toptan tevbe ile yeniden tevhitte/vahdettedir. Vesselam.