Tevhid ve tefrika

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

Müslüman; Cenab-ı Allah’ın ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (S.A.S.) emir ve yasaklarına teslim olmuş kimsedir. İslam, tevhit dinidir. Cenab-ı Allah birdir. O’ndan başka yaratan, yaşatan, rızası gözetilecek, yardım istenecek, kullukta bulunulacak, emir ve yasaklarına uyulacak, hak ve adalet ölçüsü koyacak başka ikinci bir ilah yoktur. ENBİYA 22: “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti…” Yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı kâinatta fesat olur, düzen bozulurdu. Kitabımız Kur’an, tek hak kitaptır. O’ndan önce gönderilmiş bütün kitaplar, hak kitap olma özelliklerini kaybetmişlerdir.  YUSUF 111: “… (Bu Kur’an)  uydurulabilecek bir söz değildir. Ancak o, kendinden önce inen ilahi kitapları tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.” Kur’an’ı Kerim; insanların dünya ve ahiret saadetini ilgilendiren her şeyin esasını açıklamıştır. Peygamberimiz en son hak peygamberdir. O’na iman bütün peygamberlere iman, inkârı ise bütün peygamberleri inkârdır. ALİ İMRAN 144: “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski din ve düzeninize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah’a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır…” Allah, Peygamberimizi âlemlere rahmet olarak göndermiştir. İslam, bütün peygamberlerin insanlığa tebliğ ettiği tek hak dindir. Allah katında, İslam’dan başka hak bir din yoktur. BAKARA 132: “İbrahim, bunu (İslam’ı) kendi oğullarına vasiyet etti, Yakup da, ‘Oğullarım, Allah sizin için bu dini (İslam’ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz’ dedi.” İslam’ın Allah katında tek hak din olduğunun delillerinden birisi de şudur. ALİ İMRAN 19: “Allah nezdinde hak din İslam’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.” İslam her insan için kayıtsız, şartsız mecburi istikamettir. ALİ İMRAN 85: “Kim,  İslam’dan başka bir din (düzen) ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din ve düzen) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” Cenabı Hakkın hükmünde çelişki olmaz.

TEVHİT

Tevhit; birlemek ve birlik demektir. Allah birdir. Kitap ve Peygamber haktır. İslam tek hak dindir. Bütün bunlara inanan bir toplum ise tek bir ümmettir. İnsanın hem inanç hayatında ve hem de düşünce dünyasında mükemmel bir alt yapıyı oluşturan tevhid inancı, inananların “tek bir ümmet” halinde örgütlenmesini şart koşar. ALİ İMRAN 103: “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın…” Şartlar ne olursa olsun İslam’da ittifak eden tek bir ümmet olmak bir tercih değil emirdir. Ümmet; “Adil Bir Düzen” kurmak için bir lider etrafında kenetlenmiş şuurlu bir topluluk olmaktır. Ümmetin iki değil tek bir lideri olur. Bu liderlik iddia ile olmaz, ancak hidayet, feraset ve dirayet ile olur. Bir şehirde tek bir vali, bir köyde tek bir muhtar olur. İki muhtar veya iki vali olursa işler karışır. Köyün ve ilin işleri bozulur. Müslümanlar, işlerini arzulara göre değil Kur’an’a, Sünnete ve salim fıkha uygun olarak çözerler. “Siz yoldan çıktınız” gibi herhangi bir esasa dayanmayan iddialar ile kendisini ümmetten ayıranlar, sonunda azap görürler. Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır esası unutulmamalıdır.

TEFRİKA

Tefrika; ayrı baş çekmektir. Tefrika; “siz bu işi yapamıyorsunuz, ben sizden daha iyi yapacağım” diyerek ayrılıp başka bir teşkilat kurmaktır. Tefrika, Müslümanların siyasi ittifakını bölmek ve parçalamaktır. Böyle bir bölünmeye sebep olmak haramdır. ALİ İMRAN 105: “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” Gaye aynı ise, bu gayeye birlikte ulaşmanın önünde ne gibi engeller olabilir ki…  Tefrikanın haram olduğunu ortaya koyan ayetlerden birisi de şudur. ENAM 159: “Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.” “Dinlerini parça parça edenler” ifadesi, dinin bazı hükümlerini batıl arzuları onaylatıcı bir tarzda okumak, işine gelmediği için bazı hükümleri tanımamak veya Allah’ın ayetlerini manevi tahrife giderek arzularına alet etmek anlamına gelir. “Gruplara ayıranlar” tabiri ise, her biri ayrı bir lidere uyarak vahye değil de bir sapma vesilesi olan arzulara taraftarlık ederek tefrikaya düşenler manasınadır. Tefrika kesinlikle bir Müslümanlık tavrı olamaz. Tefrikayı doğuran sebeplerin başında lider olmak hevesi gelir. Bir başka sebep ise zihniyet değişikliğidir. Adam “faiz haramdır derken, birden dünya gerçeğidir” derse elbette ki sizinle yollarını ayıracaktır. Bir diğeri de mal mülk hırsıdır.

DOĞRU TOPLULUK

Doğru topluluğa “Fırka-i Naciye” denir. Bunlar; insanları hayra çağıran, iyilikleri hâkim, kötülükleri engellemeye çalışan, inandıkları gibi yaşamak arzusunda bulunan bir topluluk olmaktır ki bugün bu topluluğu Milli Görüş-Saadet Partisi temsil etmektedir. Erbakan Hocamızın “Saadet Partisi son imtihanı kazananların partisidir” sözü bu hakkı teslim etmek için söylenmiştir. Saadet Partisi’ni yöneten kadroların tamamı hocamızın çevresinde kenetlenmiş kadrolardır. Dışarıda kalanlar ise, hocamız hayatta iken de sıkıntılı olan kimselerdir. O gün Hocamızın yaptığı teklifi reddedenler, bugün benzer teklifi kabul etmişlerdir. Niçin? Selam hidayete ve saadete tabi olanlara…