Paris’teki cinayetlerin tetikçisi olduğu belirtilen bir kişinin tutuklanması cinayetlerle ilgili soruların cevaplandırılması için yeterli değildir. Yapılan açıklamalarda tetikçinin cinayetleri kabullenmediği belirtilirken, nedense medya ağızbirliği etmişçesine olayı, “Paris infazında tetikçi Ömer tutuklandı” şeklinde vermeyi tercih etti. Tutuklanan kişinin tetikçi olduğunun ilan edilmesi aynı zamanda olayın arkasında birilerinin bulunduğunu ifade etmez mi Bu bakımdan tetikçiden çok tetiğin çekilmesini sağlayan örgüt ya da kişiler daha önemli hale gelmez mi Yani tetikçinin yakalanmış ve tutuklanmış olması olayın çözüldüğü anlamına gelir mi
Bu soruya ‘evet’ demenin hem mümkün hem de doğru olmadığını düşünüyorum. Tetiği çekenden çok çektiren/çektirenlerin bilinmesi ve bulunması gerekiyor ki, cinayetlerin hangi hedefe varmak için işlendiği anlaşılabilsin. Önemli olanda sanırım budur. Eğer bazı kişiler, örgüt mensupları ve ülkeler barış için atılmış adımdan rahatsız ise bunların belirlenmesi gerekiyor ki, atılacak adımlarda yanlış yapılmasın.
Aslında Paris’teki infazların hemen arkasından bu köşede bazı endişelerimi dile getirmiş, PKK terör örgütünü tek parça ve tek başlı olarak düşünmenin yanıltıcı olacağına, örgüt içinde barış isteyen bir kesim olabileceği gibi istemeyenlerin de bulunacağını belirmiş, uzun yıllar terörü iş edinmiş olanların dağdan ovaya inmelerini sağlamanın kolay olmayacağına dikkat çekmiştim. Bu arada terör örgütünü ülkemize yönelik baskı unsuru olarak kullanan ülkelerin istihbarat örgütlerinin de boş durmayacağını hatırlatmıştım.
Hemen her kesimden barış sürecinin sabote edilebileceğine dikkat çekilmiş, buna karşı uyanık olunması gerektiği vurgulanmıştı. Gelinen noktada tetikçinin arkasındakilere ulaşılabildiği takdirde sağlıklı adımların atılması mümkün olabilir ama olay sadece bir tetikçinin yakalanması ve tutuklanması ile sonuçlandırılacak olursa bilinmelidir ki, gelecekte de benzer eylemelerle karşılaşabiliriz. Bu noktada tetikçinin arkasındaki elin ortaya çıkmaması için özellikle bazı araştırmaların yarım bırakılması, verilen bilgilerle dünya kamuoyunun yetinmesi istenebilecektir. Bu bakımdan olayın araştırılması tek başına Fransa’ya bırakılmamalı diye düşünüyorum. Çünkü bugüne kadar terör örgütü mensuplarına barınma, çalışma ve finans sağlama imkânı vermiş olan Fransa’dan bu infazlarla ilgili tüm gerçeklerin ortaya çıkartılmasını beklemek gerçekçi olmaz. 30 yıldır terör örgütü mensupları için topraklarını üs haline dönüştürmüş olan Fransa’nın terör örgütünün yok olmasını hedefleyen çalışmalardan memnun olması zordur.
Kısacası ülkemize yönelik terörün sona ermesinin gündeme getiren gelişmeleri sessizce seyretmesi pek mümkün değildir. Terör örgütüne destek veren tek ülke Fransa değil. AB ülkelerinin hemen tamamı olayı terör olarak değil, bir özgürlük mücadelesi olarak kabul edip destek verdiler. Bu arada örgütün kuruluş aşamasından bugüne arkasındaki diğer iki ülke ise ABD ve İsrail olmuştur. Bu gerçekler bilinmesine rağmen teröre destek veren bu ülkelerin örgüte destekleri bugüne kadar kesilebilmiş değildir. Böyle olunca da PKK olarak terörün sona erdirilmesine karar verilmiş olsa bile, bilinmelidir ki böyle bir ihtimale karşı yedekte bekletilen yeni bir örgüt devreye sokulacaktır. Bunu yapacak olanlar da bugüne kadar PKK mensuplarına kol kanat geren ülkeler olacaktır. Bu bakımdan her fırsatta öncelikli olarak terörün arkasındaki ellerin kırılması gerektiğini vurguluyorum.