Tesettürün Merhaleleri

Abone Ol

GEÇEN yazımızda “Haremlik-Selamlık” mevzuuna girizgâh yapmıştık. Bu mühim konuda ilerleyebilmek için “Tesettürün Merhaleleri”ne bakalım. İslâm’da tesettürle (hicabla) ilgili şer’î hükümler ve yaşayış şekli dört merhalede nâzil olmuştur. Şöyle ki:

Birinci Merhalede: Cenab-ı Hak (cc) Ahzab Sûresin’nin  33. âyet-i kerimesini inzal buyurmuştur. Bu âyette meâlen şöyle buyrulmaktadır:

“Ey Nebî (asm)’ın hanımları ve Müslüman hanımları! Hânelerinizde [evlerinizde] karar kılın [oturun] ve kendinizi süsleyerek sokakta erkekler içine karışıp câhiliye-i ûlâda olduğu gibi açılıp saçılmayın.” (Ahzab / 33)

Bu âyet-i kerimede geçen, “câhiliye-i ûlâ” tabiri, bir görüşe göre; İbrâhim (asm)’ın velâdetleri devri olmakla; o zaman kadınlar elbiselerini çeşitli süslerle donatarak başları, yüzleri, boyun ve bacakları açık şekilde erkekler arasında gezerlerdi. Ahzab Sûresi 33. âyet-i kerime ile kadınların böylece dışarı çıkmaları yasaklanmış ve yuvalarında oturmaları emredilmiştir.

“Cahiliye-i uhrâ” ise; Hz. Îsâ (as) ile Peygamber Efendimiz (asm) arasındaki devredir. Bu devirde ise, kadınların baş, bacak ve kolları örtülü olup üzerlerinde başörtüleri ve elbiseleri vardı. Sâdece yüzleri, boyunları ve göğüsleri açıktı ve zînetleri görünüyordu.

Şu hususa açıklık getirelim. Tarihte hiçbir zaman, günümüzde olduğu gibi, kadınlar için açık-saçık gezme mevzubahis değildi. İnsanlık tarihinde yalnızca iki idareci (Nemrut ile Konstantin) başörtüsünü yasaklamıştır. Onun haricinde her devirde kadınların noksan da olsa örtüleri ve başörtüleri mevcuttu. Tevrat’ta ve İncil’de de kadınların örtüsünün “çarşaf” olduğu belirtilmişti. Bu hükme asırlar boyunca uyuldu.

İkinci Merhalede; Nûr Sûresi’nin 31. âyeti ile Cenab-ı Hak, kadınların yüz, boyun ve göğüslerinin de zinet olduğunu ve bunların da örtülmesi gerektiğini emretti. Âyet-i kerimede meâlen şöyle buyrulmaktadır:

“Ve (kadınlar) zînetlerini izhâr etmesinler. Onlardan zâhir olanı müstesna. Ve başörtülerini yakaları üzerine sarkıtsınlar ve zînetlerini açmasınlar.” (Nur / 31)

Üçüncü Merhalede; Ahzab sûresi’nin 59. âyet-i kerimesi ile hanımların ne şekilde örtünmeleri gerektiği gayet net ve berrak şekilde ferman buyrulmuştur. Âyet-i kerime meâlen şöyledir:

“Ya Muhammed! Zevcelerine ve kızlarına ve mü’minlerin zevcelerine söyle ki; sokağa çıktıklarında çarşaflarını üzerlerine örtsünler.” (Ahzab / 59)

Nâzil olan bu “cilbâb” âyeti ile de kadınların nâmahrem erkeklere karşı çarşafla baştan ayağa kadar kapanmaları farz kılınmış ve zînetten sayılan başörtülerini ve elbiselerini de örtmeleri emredilmiştir. Böylece bu âyet-i kerime ile kadınların başörtülerini ve elbiselerini yabancı erkeklere göstermeleri yasaklanmıştır.

Dördüncü Merhalede; Ahzâb Sûresi’nin 53. âyet-i kerimesi nâzil olmuştur. Şöyle ki (meâlen]:

“Peygamber (asm)’in zevcelerinden bir şey istediğinizde, onu perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalbleriniz için de, onların kalbleri için de daha temizdir.” (Ahzab / 53)

Müçtehidler, bu âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere dayanarak belirtmişlerdir ki; Mü’mine kadınlar evlerinden dışarıya çıkınca çarşaf giyeceklerdir.

Ekser müçtehidler, Ahzab sûresi’nin 53. âyet-i kerimesinin Peygamber efendimizin (asm) zevcelerine has olmadığını,  Mü’mine kadınların ev içindeki hicaplarını beyan ettiğini söylemişlerdir. Bu görüşe göre, kadınlar, evin içinde nâmahrem erkeklerle ancak bir perde veya duvar veyahut kapı arkasından konuşabilirler. Böyle bir hicab olmadan evin içinde erkeklerle karşılıklı konuşamazlar.  Âlem-i İslâm’ın tatbikatı asırlarca bu halde devam edegelmiştir.