BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM;
1960’lı yıllar… Türkiye manevî kuraklık dönemini yaşıyordu. Gönül dünyamızın çölleştiği bir dönemde ruhlara su serpen bir ses yükseldi. İnsanları, hayat veren İslâmî yaşantıya, kadınları da İslâm’ı müşahhaslaştıran başörtüye davet etti. Osmanlı sonrası tesettürde büyük bir çığır açtı. Kararlı duruşuyla silinmez izler bıraktı. Yazılarıyla etkiledi; konferanslarıyla gönülleri fethetti. O nasipli bacımız Şûle Yüksel Şenler’di.
İlginç bir hayat öyküsü var Şûle Hanım’ın. Kıbrıs kökenli. 1938’de doğmuş. 6 çocuklu ailenin 3. evlâdı. Çocuk yaşta gelmişler İstanbul’a. Babası küçük bir memur; annesi Mihriban Ümran Hanım, Şûle Yüksel’in ifadesiyle, “Manikürlü, pedikürlü modern bir hanım.” Ortaokul 2. sınıfta okurken babasının ekonomisi, annesinin sağlığı kötü gitmiş. Okulu bırakmış, Ermeni asıllı bir terzinin yanında işe girmiş.
Terziyken başlamış merakı başörtüsüne ve çizimlerine. Okulu bırakmış, ama okumayı asla! Çok okumuş. 22 yaşında başlamış gazeteciliğe. Yelpaze dergisi ve Kadın gazetesinde yayınlanmış ilk yazıları. Ağabeyi Özer’in tavsiyesiyle kadın ve namaz konusunu araştırmış. Tesettür farzını yerine getirmeye başlamış.
Yeni İstiklâl, Bugün, Hür Söz gazetelerinde yazdı. Yazdıkları ilgi gördü. Okunan bir yazar haline geldi. Dînî duyarlılığa, tesettüre teşvik için Seher Vakti dergisini çıkardılar. Seher Vakti’nde özendirici anlatımla başörtüsü, kadın elbisesi resim ve çizimleri yer alıyordu. Dergi ve kitapları elden ele dolaştı. Genç kızlar hızla tesettür farzını yerine getirmeye koştu.
ANADOLU’YU DOLAŞTI
ŞÛLE Yüksel’e Anadolu’dan konferans talepleri başladı. Daha çok Özer Ağabeyi ile talepleri karşılamaya çalıştılar. Başörtüsü mücadelesi dava haline geldi. Dalga dalga Anadolu’ya yayıldı. Genç bir kızın samimi ve güven veren mücadelesi insanları etkiledi; gönüllere su serpti.
1968’de Denizli’ye de geldi. Yeni Cami’de hanımlara konuştu. Kapalı Spor Salonu’na kablo çekilerek konuşması aynı anda erkeklerce de dinlendi. Anlattıkları toplumda yankılandı. Aylarca konuşuldu. Geleneksel örtü yerine, İslâm’a uygun tesettür şuuru uyanmaya başladı.
Şûle Hanım, tesettür ve İslâmî hassasiyet şuuru oluşturmak için İdealist Kadınlar Derneği’ni kurdu. Üniversiteli sosyetik kızla, muhafazakâr delikanlının aşkının hidayetle noktalanmasını anlatan Huzur Sokağı romanını yazdı. Roman önce Millî Gazete’de tefrika edildi. Kitaplaştırıldıktan sonra “en çok okunan kitaplar” arasına girdi. Defalarca baskısı yapıldı; 1 milyondan fazla satışa ulaştı.
Kitaba duyulan ilgi Yücel Çakmaklı’nın dikkatini çekti. Senaryolaştırarak “Birleşen Yollar” filmini çekti. Şûle Hanım dînî sahnelerin çekiminde menajerlik yaptı. Filmin başrol oyuncusu Türkân Şoray’ın çekimden etkilenişini şöyle anlatır:
“Şoray’ın namaz sahnesi vardı. Ellerini açmış dua ederken kendisini öylesine kaptırdı ki; çekim bitti, herkesi dışarı çıkardı. O, ‘Anam, mahşer günü ellerim yakandadır, anam! Beni bu yollara sen sürükledin!’ diyerek hıçkırıklarla ağlıyordu. Bağıra bağıra ağlamasını, söylediklerini an be an duyan gazeteciler tek satır yazmadılar. Rolünden etkilenişini gizlediler.”
MİLLÎ GAZETE YAZARI
ŞÛLE Yüksel, Millî Gazete’nin yayın hayatına girmesiyle birlikte “Her Şey İslâm İçin” sütununda yazmaya başladı. Bir süre ara verdikten sonra “Duyuşlar” sütunuyla yeniden devam etti yazılarına. Bu yazılar, yazdığı sütun başlığıyla kitaplaştırıldı.
Şûle Hanım’ın işlediği ana konular kadın, tesettür, gençlik ve İslâmî hayatın yaşanması olarak özetlenebilir. Bize Ne Oldu? ve Gençliğin Istırabı adlı eserlerinde gençlerin sorunlarını ortaya koyuyor; sebeplerini sorguluyor; çözümler sunuyordu. İslâm’da ve Günümüzde Kadın adlı eserinde kadının İslâm’daki yeri, günümüz şartlarıyla karşılaştırılıyor; çözümün İslâmî prensipleri yaşamakta olduğu ortaya konuyordu.
Yazıyı hazırlarken Şûle Hanım’la son programlarından birini yapan Selvigül Şahin’le konuştum. Çok okuyan bir kardeşimiz. Maddeci bir hayat yaşarken tanışmış İslâm’la. “Ters okumalarla tanıdım İslâm’ı” diyor. Millî kimliğimizi küçümseyen kitaplar Şûle Yüksel’in mücadelesini tanımaya itmiş onu. Şöyle anlatıyor Şûle Hanım’ı: “Duruşunu ve aktivistliğini önemsiyorum. Bir ekoldü. Toplumda hak ettiği yeri bulamadı.”
Şûle Yüksel, geçirdiği iki başarısız evlilik hayatı ve hastalıkları sebebiyle, son yıllarında, başlangıçtaki üretkenliğini sürdüremedi. Vefatından önceki 8 ayda hastalıkları şiddetlendi. 28 Ağustos 2019’da Hakk’a yürüdü. Eyüp Sultan Mezarlığı’na kondu.
Çileli, fakat temiz bir hayat yaşadı. Yazılarından faydalandık. 2018 Erbakan Ödülleri’nde, Düşünce - Edebiyat Ödülü’ne lâyık görüldü. Mahkeme ve cezaevlerinde fikir çilesi de çeken Şûle Yüksel Ablamıza, Allah büyük dereceler ihsan etsin, diye dua ediyorum.