Ters istikamettekiler

Abone Ol

El Cezire de Ters Akım (el İtticah el muakis) adıyla bir

program var. Farklı ve zıt iki akım mümessili veya temsilcisi ekrana

çıkartılarak tekeler gibi vuruşturuluyor. Osmanlı dan ilk reddi mirasta bulunan

ülkelerden birisi Türkiye. Başı çekmişti. Osmanlı ile siyasi ve manevi

bağlarını tamamen koparmıştı. Diğer ülkeler de onu izlediler. Medeni kanun

noktasında şimdi Türkiye ile Lübnan ters akımı veya akıntıyı temsil ediyorlar.

Lübnan da millet sistemiyle bağlantılı olan dini medeni hukuk kaldırılmak

istenirken Türkiye de yeni anayasa ile birlikte bu kuralın veya ilkenin

aşınacağı yahut gümbürtüye gideceği ileri sürülüyor. Sözcü gazetesi

Atatürk ün devrim kanunları kalkıyor başlıklı manşetinde veya haberinde

kaldırılırsa ne olur sorusuna şu cevaplar veriliyor: Tekke ve zaviyeler

açılır. Medreseler geri gelir. İmam nikâhı suç olmaktan çıkar. Eğitim birliği

biter Bununla birlikte, Bekir Bozdağ cem evlerinin statüsünü halletmek için

çözüm olarak tekke ve zaviyeler yasağının kaldırılmasına atıfta bulunmuş lakin

vaktin olgunlaşmadığını görerek tasarısını veya düşüncesini geri çekmişti.

Türkiye de yeni bir dini ikilem meydana getirmemenin tek yolu cem evleri

meselesi kültürel zeminde çözüm bulmaktır. Mesele, mezhep değil de meşrep

zemininde, bağlamında çözülürse bu takdirde cem evleri zıtlaşma nedeni olmadan

çözüme ve yasal statüye kavuşmuş olur.

Burada imam nikâhı ifadesi ise meseleyi hafife almaktır.

Elbette ki nikâh bir akittir ve bu akdin resmi çerçevede ve yazılı olması

gerekir. Dolayısıyla kurumsal bir meseledir. Nikâh ne memur nikâhıdır ne de

imam nikâhıdır. Bu mecazi bir ifadedir.

*

Sözcü nün iddiasına göre, Türkiye yeni anayasasıyla

birlikte yeniden şer i nikâha geri dönerken Lübnan da ise bu yöndeki müesses

kural değiştirilmek isteniyor. Türkiye de imam nikâhı meselesi yeni anayasa

ile yeniden gündeme gelirken, Lübnan da ise dini nikâhtan laik medeni hukuka

dönüş anayasa ihlali anlamına geliyor. Türkiye den farklı olarak Lübnan da

Osmanlı bakiyesi millet/taifi sistem var. Bu sistem siyasi olarak sekter sistem

olarak anılıyor. Bu sistemin gereği Lübnan da siyasi anlamda topluluklar

arasında kota sistemi uygulanıyor. Nüfus dağılımına göre vekillikler ve postlar

dağıtılıyor. Bu sistemin açılımı şu: Siyasi olarak bir millete ait değilseniz

hiçbir alanda temsilci seçilemezsiniz. Zira temsilcilikler dini dağılıma göre

şekilleniyor. Dolayısıyla dini veya mezhebi topluluklardan birisine ait

değilseniz ferdi makamda seçilme şansına sahip değilsiniz. Dini aidiyet

üzerinden siyasi aidiyetiniz şekilleniyor. Siyasi kariyer dini aidiyete bağlı

olarak gelişiyor. Bu sistemde bir Sünni olarak cumhurbaşkanı olma şansınız yok.

Bir Hıristiyan veya Şii olarak da başbakan olma şansınız yok. Bir Sünni olarak

Sünniliğinizi deklare etmezseniz, siz de başbakan olamazsınız. Sistem böyle

işliyor.

*

Sıkıntı şurada: Bugün Lübnan da bazıları kendilerini

geldikleri topluma ait hissetmiyorlar. Hıristiyan ise kendini Hıristiyan olarak

tanımlamıyor ve dolayısıyla nikâhını dini dairelerde kıydırmak istemiyor.

Katoliklerin boşanması ve yeniden evlenmesi meselesi gibi. Bu mesele nasıl

çözülecektir Formül nedir Cumhurbaşkanı Michael Süleyman, Saad Hariri gibi

bazı siyasiler ve bakanlar bu projeye destek veriyorlar. Bununla birlikte dini

nikâhı millet sisteminden ayırmak denildiği gibi sistemden veya duvarından bir

tuğla çekmeye benzer ve duvar yıkılır. Bundan dolayı kiliseler ve Sünni meşihat

veya müftülük bu projeye karşı duruyor. Lakin 1910 yılından beri laik kesimler

Ye cüc Me cüc taifesi gibi duvarda bir gedik açmaya çalışıyorlar. 1910 yılında

bir Lübnan gazetesi laik medeni hukuku gündeme getiriyor. Lakin püskürtülüyor.

1926 yılında Fransız manda idaresi meseleyi tekrar gündeme getiriyor. Bütün

milletler tepki gösteriyor. 1951 yılında mesele yeniden Avukatlar Sendikası

tarafından temcit pilavı gibi yeniden ısıtılıyor. 1960 yılında bazı laik

kesimler tarafından girişim yeniden tazeleniyor. Lakin çabalar nafile düzeyde

kalıyor. Halkın tasvibine mazhar olamıyor. 1971 yılında umutsuz bir biçimde

Demokrat Parti yeniden meseleyi gündeme sürüyor. İlk ciddi girişim ise İlyas

Hrawi tarafından 1998 yılında gündeme getiriliyor. Bakanlar kurulu onaylıyor lakin

geniş tepkiler üzerine proje rafa kaldırılıyor. Özellikle din adamları büyük

tepki gösteriyor. Tekrar Michael Süleyman tarafından ihtiyari/isteğe bağlı

olarak proje raftan indiriliyor. Lübnan ve Türkiye de aksi istikamette 100

yılık gecikmeli veya ertelemeli bir kavga yaşanıyor.