Farkında mısınız? Kendi ülkesinden milyonlarca kilometre uzakta faaliyet gösteren tek ülke ABD’dir. Neden ve niçin; ABD yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin olduğu her yerde? ABD kurmuş olduğu küreselleşmeyi bir örümcek ağı gibi örmekte ve terörizmle mücadele altında, aslında küreleşmenin güvenliğini sağlamaktadır. Küreselleşmeye karşı çıkan her dinamik potansiyel ya da ülke tehdit ve terörist olarak damgalanıyor ve yok edilmesi için çalışılıyor. İkincisi ise, terörist devlet argümanına dayanarak dünyanın toprak bakımından yeniden paylaşması için projeler yürütmektedir. Bu stratejinin iki boyutu da ABD’nin ulusal çıkarlarını korumak, genişletmek içindir.
İslam topraklarında, küresel kapitalizm varlığını sürdürebilmesi için geliştirdiği yüzyılımızdaki yegâne projesi “İslam’a karşı İslam” savaşı stratejisidir. İslam’ı İslam’la kırdırmak. Ortadoğu bunun örnekleriyle doludur.
ABD bu stratejisini üç temel ayak üzerine kurmuştur:
1-İslam’ın terörle özdeşleştirilmesi ve İslamofobi (Radikal İslam’a karşı Ilımlı İslam’ın önünün açılması). Ilımlı İslam projesi: Paralel din icat ederek İslam’ın genetiğiyle, Müslümanların genleriyle oynayarak İslâm’ı sekülerleştirmek, Protestan İslam oluşturmak ve bütün evrensel iddialarını yok etmek!
2-Coğrafyaya karşı coğrafya
3-Ehl’i sünnet omurganın çökertilmesi (mezhebi ve meşrebi çizgilerde kamplara ayrılacak ya da Mezhebe karşı mezhep). Yapay bir Sünnî-Şiî çatışması icat ederek bunu adım adım hayata geçirmek.
1980’lerde Margaret Thatcher’in gelişiyle Soğuk Savaş sona erdi. Fakat NATO kendine yeni bir düşman buldu. Dönemin NATO Genel Sekreteri Willy Cleas tarafından, “Küresel sistemin önündeki en büyük tehdit, İslam’dır” denilerek yeni düşmanın İSLAM olduğu ilan edildi. 1989’da Soğuk Savaş’ın bitirilmesinden bu yana, “İSLAM’A KARŞI İSLAM PROJESİ” adım adım uygulanmaktadır. FETÖ-PKK terör örgütleri bu projenin enstrümanlarından sadece biridir. Ülkemizde bu oyun hâlâ farklı enstrümanlarla yürütülmektedir.
Proje; bizim ülkemiz dışında da İslam dünyasında hızlı bir şekilde hayata geçiriliyor. Mısır’da Seçimle iş başına gelen ve çoğunlukla İhvan üyelerinin desteklediği Mursi’ye karşı askeri darbe yapılıyor ve bu askeri darbe sonrasında İhvan mensuplarına karşı öldürmeler başlıyor. Sonuç olarak Mısır’da Müslümanlar Müslümanları iktidardan indiriyor ve katlediyor.
Bangladeş’te de benzer olaylar yaşanıyordu. Müslüman muhalefet yine Müslüman iktidar tarafından en ağır cezalara çarptırılıyor. Tunus’ta Nahda Hareketi karşısına “Selefi” grupların yaptığı olaylar çıkarılıyor, ülkede muhalefet lideri öldürülüyor, %43 oy almış olan Nahda Hareketi’ne iktidar verilmiyordu. Müslümanların bir kısmı gerek Fransa adına olsun, gerek eski rejim kalıntılarının uzantısı olarak yine Müslümanlara karşı konumlanıyordu. “Seyyid Malboro” gibi karakterler Batı’nın istediği görüntüleri Tunus’ta veriyordu. Libya’da aşiretler yine kendi aralarında yönetime karşı savaşıyordu. Müslüman’ın Müslüman’a karşı muhalefet olarak oluşturulduğu bu ülkede yine iktidar oyunuyla birbirine düşürülen aşiretler birbiriyle savaşmaya devam ediyordu.
Somali’de ise; Müslümanların Müslümanlarla savaşı devam ederken, bir yandan Somali açlığa mahkûm olmuş bir halde perişanlık yaşamaya devam ediyor. Medrese eğitimi ve kültürü ile ortaya çıkan ve asırlardır devam eden “Duksi” eğitim sistemi günden güne zayıflıyor. Duksi eğitim sistemi, Somalilerin İslam’la en büyük psikolojik bağını oluşturuyor. İslam coğrafyası, bu oyunun bozulması için Türkiye’nin ayağa kalkmasını ve lider olmasını bekliyor. Bekliyor beklemesine, Türkiye neyi bekliyor onu anlamış değilim!