Sakin bir Ankara akşamı...
Ekim ayının ilk haftası...
Gökyüzü lacivertimsi bir renk cümbüşü içinde ve biraz da serin...
Geniş caddenin sağında ve solundaki ağaçlardan düşen yapraklar ‘erken uyarıcı’lar, âdeta.
1994 ara seçimleri öncesi…
Az sonra yıllarını siyasete ve mekik diplomasisine vermiş, Türk politikasında önemli bir yer edinen yaşlı bir ‘kurt’la görüşeceğim...
Tandoğan’da çok da fazla bilinmeyen bir mekan...
Yaşlı ‘kurt’un önemli misafirlerini ağırladığı ve belli bir saatten sonra buraya geçerek daha çok ülke meselelerine yoğunlaştığı bir konut…
Ankara’da ‘terör’ belasının üstesinden nasıl geliriz sorusuna kafa yorulduğu bir dönemdi…
Aynen bugün olduğu gibi…
1994 mahalli seçimlerine girecek partilerden birisi de Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) idi.
Birazdan görüşeceğim yaşlı ‘kurt’ ise MHP Genel Başkanı, Alparslan Türkeş…
Türkeş’le, oldukça sade döşenmiş ve küçük bir odada görüştüm.
Yıllardır yanında bulunan koruma müdürüne bir el hareketiyle dışarı çıkmasını emretti.
‘OF THE RECORD’ ÇÖZÜMLER
Türkeş’le bu görüşmede mahalli seçimlerle birlikte ağırlıklı olarak teröre çözümü konuştum...
Peki, ne dedi Türkeş
Türkeş bu görüşmede ‘of the record’ yani ‘yazılmamak’ kaydıyla , Türkiye’nin o günkü şartları içinde gündeminde önemli bir yer edinen bölücü terör örgütü PKK’ya yönelik olarak ilginç çözüm önerilerinde bulundu.
Şöyle demişti Türkeş:
“Bugünkü PKK terörünün bitmesi için alınması gereken yegâne önlem, Türkiye’de fazla vakit geçirmeden 100 bin kişilik “özel bir kuvvet” kurmaktır.
Bu kuvvetin 50 bini iç istihbaratta, 50 bini de dış istihbaratta görevli olacak. Ve bunların işi gücü bu terör belasıyla uğraşmak olacak.
Bunların gizli görev yapmaları ve önlerindeki engellerin kaldırılması ve mümkün olduğu kadar da rahat çalışabilmeleri sağlanacak.
Ben iddia ediyorum ki böyle bir teşekkül oluştuğunda, 1984’ten beri başımıza bela olan ve büyük oranda dış destek görerek faaliyetlerine devam eden PKK kısa sürede bitme noktasına gelecek.
Zaten, oluşturulacak 100 bin kişilik özel kuvvetin yarısının dışarda kullanılmasının ana gerekçesi de budur. Yani terörün dış desteğinin ana kaynaklarını kurutmaktır. Bu elli bin kişinin dışarda işi gücü bu olacaktır. Aksi takdirde, bu terör yıllarca devam edecek ve Türkiye’nin kaynaklarını sömürmeye devam edecektir. Ne zaman duracağı da belirsizdir. Hemen ama acilen önlem alınmalıdır...”
Türkeş bu ilginç açıklamasında başka bazı ayrıntılar da paylaşmıştı;
“Buna özel ordu demiyoruz. Yanlış yansıtılmasın. Özel bir örgüt lazım diyoruz. Bu örgütün içinde psikoloji, siyaset, ekonomi uzmanları olmalı. Sivil-asker karışımı bir örgüt bu. Gerilla savaşına karşı bir hukuk devletinin, hukukun kuralları içinde kalarak mücadele etmesi çok zordur. Çünkü, düşman kendi halkımızın kılığındadır. Gündüz külahlı, gece silahlı cinsten. Kurunun yanında yaş da yanabiliyor zaman zaman. Masum insanlar da zarar görsün dersek o zaman düşmanın ekmeğine yağ süreriz. Kendi halkımızı kaybetmeden, yanımıza çekerek düşmanı yok etmeliyiz. Bundan başka tekliflerimiz de var, projelerimiz de...
Ancak bunları konuşma sırası şimdi değil. PKK’nın yurtdışında o kadar çok ayakları var ki... Atina’da, Kıbrıs Rum Kesimi’nde, Bekaa Vadisi’nde İsveç’te var. Siz biliyor musunuz, Finlandiya’da Abdullah Öcalan’ın çiftlikleri var. Bunları dış güçler besliyor, özellikle Yunanlılar...”
Türkeş’in önerisi gerçekten de ilginçti.
O dönem zaten bilindiği kadarıyla terör bölgelerinde PKK ile Türk askeri birlikte mücadele eden özel harekat birlikleri mevcuttu. Ve bunlar da alanlarında son derece başarılı elemanlardı. Attıklarını vuran cinslerdendi. Türkeş bunu bilmesine karşılık niçin ayrıca 100 bin kişilik özel bir güvenlik birimi kurulmasını istiyordu
Bu soru o gün bugündür hâlâ esrarını koruyor.
Ancak 1994 yılında Amerikan Dışişleri Bakanının terörle ilgili Cumhurbaşkanı Demirel’e yazdığı bir mektubu ilginç bir şekilde ‘ti’ye almıştı, merhum; “Herkes kalkıp bize akıl veriyor. Amerikan Dışişleri Bakanı bizim Cumhurbaşkanına bir mektup yollamış. Cumhurbaşkanı da biz parti liderlerine verdi bunu. ‘Silahla mücadeleyi bırakın siyasi çözüme gidin’ diyorlar bize. Bu terör çeteleriyle nasıl bir siyasi çözüme gideceğiz Beyaz bayrak teslim bayrağı çekip ‘Gel buraya Abdullah (Apo) paşa, hangi vilayetleri versem acaba gönlün hoş olur ’ bunu mu diyeceğiz Olur mu ”
Çok iyi hatırlıyorum;
O görüşmede Türkeş’le, eski Başbakan Necmettin Erbakan’ı da konuştuk.
Neticede Erbakan, Türkeş ve arkadaşlarını Refah Partisi listelerinden TBMM’ye taşıyan isimdi.
Türkeş, Erbakan hakkında övgü dolu sözler sarfetti:
“Sayın Erbakan mülayim tabiatlı ama düşündüğünden de asla geri adım atmaz.”
…VE GELDİK GÜNÜMÜZE; ÇÖZÜM NE
Türkeş, 1994’te Amerikan Dışişleri Bakanının, Cumhurbaşkanı Demirel’e yazdığı “Teröre siyasi çözüm bulun!” şeklindeki mektubunu yerden yere vurmuştu..
Peki, bugünlerde tartışılan formül ne
Devletin en tepesinde yer alan isimler, terör örgütü PKK’ya ve İmralı’da mahpus teröristbaşı için nasıl bir formül hazırlığı içindeler
Gelinen nokta şu:
“MİT-İmralı, İmralı-BDP temaslarından sonra “Tek bir kişinin bile hayatını kaybetmemesi “ önceliği korunarak, teröristlere silah bıraktırmaya dönük görüşmeler Avrupa ve Kandil’le sürdürülecek.”
Yani “siyasi” çözüm…
İyi de o zaman o ‘devlet aklı’na sormak gerekmiyor mu;
Madem, dönüp dolaşıp aynı yere gelecektiniz, yıllardır verdiğimiz şehitler ne olacak
NOT: Bugün 7 Ocak 2013, Pazartesi. İktidar, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Du bakali n’olacak Takipçisiyiz…