Terör yoluyla Türkiye ABD isteklerini kabule mi zorlandı?

Abone Ol

YILLARDIR ülkemizde PKK terörünün son bulacağı yönünde hava estirildi. Bunun da çözüm süreci adı verilen bir dizi temaslar sonunda sağlanacağına toplum inandırılmaya çalışıldı. Elbette, çözüm sürecini başlatan iktidarın iyi niyetinden şüphe etmemek gerekir. Ancak, özellikle uluslararası desteğe sahip terör örgütlerinin silah bırakması, teröristler isteseler de topluma karışma, teröre son verme iradesine sahip olmadıklarını bilmek gerekiyor. Böyle olunca da ülkemizde siyasi iradenin terörü sona erdirmek için başlattığı çözüm süreci konusunda niyetinin sorgulanması doğru olmaz. Ne var ki, pek çok konuda sadece iyi niyetli olmak istenen sonucu almak için tek başına yeterli olmuyor.

Çözüm sürecinin geçmişi hatırlanacak olursa özellikle Kandil’den yapılan açıklamalardan bir uzlaşma sağlamaktan çok isteklerinin itirazsız kabul edilmesini istedikleri anlaşılıyordu. Sadece açıklamalarla değil aynı zamanda silahların bırakılması ya da silahlı militanların ülkeyi terk etmesi çağrıları ya duymazdan gelindi ya da dikkate alınmadı. Bunun da ötesinde özellikle ABD ve koalisyon ortakları Türkiye’yi Irak ve Suriye’deki çatışmalara çekmek için ısrarlı bir tavır sergiledi. Türkiye bu ısrarlı taleplere direndi. Hatta, çözüm sürecini sona erdirmemek için devlet teröristlerin sergilediği bazı saldırı ve bölgede devlet gücünü zayıflatacak tavırlarına karşı sert tepki vermemeyi tercih etti. Ne var ki Türkiye’nin tüm bu çabaları sonuç vermedi. Sadece Kandil değil HDP sözcüleri de zaman zaman öylesine açıklamalar yaptılar ki, bir yandan barıştan söz ettiler bir yandan da bölge halkı tahrik edildi. Bu tahrikler sonucunda yaşanan olaylarda pek çok insanımız katledildi. Yani, çözüm süreci terör örgütü ve yandaşları tarafından sona erdirilmişti. Bugün Kandil ve HDP sözcülerinin yaptıkları çözüm sürecinin sona erdiği açıklamaları toplumu kandırmaya yönelik olmaktan öte gitmiyor. Yani çözüm süreci TSK’nın IŞİD ve PKK ‘ya yönelik hava saldırıları ile sona ermiş değildi. TSK çözüm süreci sona erdirildiği, asker, polis ve sivillere yönelik saldırıların ardından iç güvenliği sağlamak adına hava harekâtını başlatmış bulunuyor. Bu gerçeği dikkatten kaçırırsak terör örgütünün oyununa gelinmiş olur.

Bu noktada ABD ile görüşmeler sonunda İncirlik üssünün açılması ve bundan böyle teröre yönelik birlikte hareket edileceğinin açıklanması üzerinde durmak istiyorum. Yani, Türkiye’nin IŞİD ve PKK’ya yönelik operasyonlarının ABD ile anlaşmasının ardından gelmesi ve anlaşmanın İncirlik üssünün açılmasına dayandığını göz önünde tutmak gerekiyor. Denebilir ki, ABD terör yoluyla Türkiye’yi İncirlik üssünü kullanıma açmaya zorlamış görünüyor. Bu noktada ABD’de yayınlanan Wall Street Journal gazetesindeki haberde  IŞİD’le mücadelede YPG’nin ABD’nin kara gücü  haline getirildiğinin belirtilmesi dikkat çekicidir.Bu arada,Türkiye’nin ABD ile sağladığı mutabakatın ardından başlatılan hava harekatının PKK’nın Kuzey Irak’taki merkezleri ile Suriye’deki IŞİD toplanma noktaları ile sınırlı kalması da üzerinde durulması gerekiyor. Çünkü, iktidar sözcüleri uzunca süre YPGnin  PKK’nın Suriye kolu olduğunu belirtilmiştir. Hatta, IŞİD ile YPG’nin paslaştığı, IŞİD’in ele geçirdiği yerleşim merkezlerini bir süre sonra YPG’ye bıraktığı söylendi ve yazıldı. Bu değerlendirmelerin aslında Kuzey Irak’tan sonra Kuzey Suriye’de de bir Kürt  bölgesi oluşturmak ve bu hususta ABD ve koalisyon güçlerinin YPG’ye destek verdiği anlamına geliyordu. Böyle olunca da PKK ve IŞİD’e yönelik hareket devam ederken YPG’nin adeta dokunulmaz bir hal sergilenmesi insanın aklına Türkiye terör olayları ile ABD isteklerini kabule mi zorlandı sorusunu akla getiriyor.