TERÖR VE SOSYO-POLİTİK YAKLAŞIMLAR

Abone Ol

1984’ten beri kendine özgü siyasi kuramıyla, hodbin merkezli jiroskopik hareketle, kendi açısal momentumu etrafında dönmeyi yeğleyen PKK, Güneydoğu’da önceden belirlediği stratejik noktaları, barış süreci içerisinde ‘demokratik öz yönetim’ fikrini uygulamak üzere, silah ve milis güçleriyle tahkim ederek, bu yolla oradaki masum insanları da belirsizliğe ve yeise mahkûm etmiştir.

Batı’da ise, son olaylardan sonra, galeyana gelen kalabalıkların öfke dolu haykırışları ve akla kara arasında kalan milyonlarca Kürt ve Doğulu insanının adeta bunun bedelinden sorumlu tutulmaya çalışılmaları, sürecin ulaştığı psiko-sosyal boyutun tehlikeli uzantısını göstermesi bakımından  en önemli ve en ders alıcı işaret olsa gerek.

Eskilerin deyimiyle, ‘levs ül katl’den müttehem, insanlara duyulan öfke ile aynı etnisiteye mensup diğer insanların töhmet altında tutularak, terör faaliyetlerinden sorumlu tutulmaya çalışılmaları ve aynı düzlem içerisinde, bunlarda da zahir düşmanlık ve karinelerinin aranması akla ziyan bir yaklaşım şeklidir.

Aklıselim bir yaklaşım ile hareket edilemediği ve bu masum ve suçsuz insanların dışlayıcı ve ötekileştirici yaklaşımlara tabi tutulmaları durumunda, hiç şüphesiz bu masum insanların, örgütün meflûç politikalarına kurban edilmeleri kaçınılmaz olacak ve bu yolla, onların haksız yere ‘pestenkerani’ düşüncelere hizmet etmeleri sağlanacaktır.

Türkiye, stratejik önemi ve güçlü potansiyeli ile bölgedeki konumunu aynen muhafaza edebilmesi için, bizleri yüzyıllardır aynı birlik ve beraberlik altında tutan ‘İbrahim’i Milli Görüş’ şemsiyesi yeniden büyük önem kazanmaktadır.

Aksi takdirde, Avrupa Birliği’nin, ‘Kopenhag Kriterleri’ bağlamında, ‘Topluluk Müktesebatına Uyum Kriteri’ doğrultusunda Türkiye’de, “Kürt azınlık” oluşturma çabasının ön plana çıkması beraberinde yeni tehlikeleri de ortaya çıkaracaktır.

Yüzyıllardır bir arada yaşamakta olan Kürt, Türk, Arap, Çerkez, Boşnak ve diğer etnisitelere mensup insanlar arasında ayrıştırıcı politikalara prim vermek veya çanak tutmak hiç kimseye fayda sağlamayacaktır. Türkiye, eşit hak ve hukuk bağlamında, bütüncül bir politika ile ayrışmaları tetikleyebilecek her türlü politikanın önüne geçerek kucaklayıcı bir yaklaşım izlemekle, diğer unsurların ve Türkiye üzerinde emel beslemekte olan diğer devletlerin payandası olan zararlı akımların da önünün kesilmesine vesile olacaktır.

Manipulatif yaklaşımlarla, ‘tehdit ve tecrit’ uygulamalarla, Kürtleri ayrıştırmaya ve dar bir alana sıkıştırmaya yönelik azınlık statüsü güden politikaların hiç kimseye fayda getirmeyeceği gayet sarih şekilde ortadadır. Bugün, Türkiye’nin Batı’sında daha yoğun ölçekte Kürt nüfusu yer almaktadır. Bu nüfusun büyük çoğunluğu, terör ve şiddet olaylarından kaynaklı uygulamalardan dolayı Batı’ya zorunlu göç etmiştir.

Türkiye’de etnik ayrıştırmacı politikalarla ‘Balkanlaştırma’ hamlelerini püskürtebilmek, birliğimizi ve dirliğimizi aynen muhafaza edebilmek için birbirimizi kucaklaştırıcı politikalara önem vermemiz kaçınılmaz bir olgudur.