PKK’nın hemen silah bırakacağını, terörün kısa zamanda sona
ereceğini beklemek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Zaten önceki gün Hakkâri
Çukurca’da bir karakola yönelik saldırı girişimi de bunu gösteriyor. Bir konuda
görüşme demek pazarlık demektir. Pazarlıkta güçlü olabilmeyi çatışmalara
bağlayan terör örgütünün önümüzdeki günlerde tüm gücünü ortaya koyması
şaşırtıcı olmaz. Bu bakımdan terörle mücadelede öncelikli olarak yapılması
gereken terör örgütü militanlarının silahları ile birlikte ya teslim alınması
ya da teslim olmaya zorlanmasıdır. Son yıllarda terörle mücadelede bu yönde
önemli ilerlemeler sağlanmış, mücadele geçmiş yıllara göre daha etkili hale
gelmiş, bu da terörün sona erdirilmesi için yeterli olmamıştır. Peki, silahlı
mücadelede alınamayan sonuç görüşmeler yoluyla alınabilir mi Şu ya da bu yolla
görüşmeler yapılması devletin zaafı olarak nitelendirilebilir mi
Gelinen noktada özellikle de son yıllardaki mücadelede
emniyet güçlerimizin aldığı sonuçlar terör örgütünün önemli kayıplar vermesi,
baskınlarında artık eskisi gibi istediklerini elde edememeleri sonucu vermeye
başlamıştır. Denebilir ki terör örgütü tümüyle olmasa bile bir bölümü ile
müzakereye sıcak bakar noktaya gelmiştir. Ancak, nasıl bir anlaşma sağlanırsa
sağlansın terörü iş edinmiş, bir rant ve geçim kapısı haline getirmiş olanların
ellerindeki silahları hemen bırakmalarını beklemek mümkün olmaz. Buna dış
güçler de izin vermez. Arazide ölmek üzere örgüte katılacak eleman
bulabildikleri sürece terör devam edecektir. Durum budur diye terörü sona
erdirmek için başlatılan bir takım girişimleri vatan hainliği olarak
nitelendirmek de doğru olmaz. Olaya böyle bakıldığı sürece terörle mücadelede
tek yol var demektir. O da kökü kazınana kadar silahlı mücadele. Bu mücadele
zaten 28 yıldır sürdürülüyor. Devletin asli görevi de bu. Buna karşılık devlet
içinde terör örgütü ile birlikte olanları da biliyoruz. Ancak, silahlı mücadele
daha fazla kan ve ölüm anlamına geliyor. Her çatışmanın ardından yurdumuzun
çeşitli illerine gelen şehit cenazeleri toplumda tepkileri tetikliyor. Bunun
yanında her çatışmada öldürülen teröristlerin de birer ailesi olduğunu, çoğu
ailenin çocuğunun dağa çıkmasına taraftar olmadığı da hatırlanırsa silahlı
mücadeleden kısa zamanda sonuç almak gerekiyor.
Bir de terörü sona erdirmek için başlatılan görüşmeleri
vatana ihanet olarak nitelendirenlerin ellerinde kesin çözüm planları varsa
topluma bunu açıklamaları gerekir. Sadece, “Yapılması gereken teröristlerin
tümü silahları ile birlikte teslim olana kadar mücadele edilmesi gerektiğini”
söylemek bir çözüm değildir. Bu sözü söyleyen kim olursa olsun geçmişte
iktidarın ortağı olduklarını, eğer bildikleri bir şey varsa o zaman niçin
hayata geçirmedikleri sorusunun cevabını vermeleri gerekir. Kısacası, terör
siyasi malzeme haline getirilmemelidir. Özellikle bu konuyu vatanseverlik ya da
vatan hainliği noktasına dönüştürmenin zarardan başka kimseye bir faydası
olmaz.
Geçmişte de benzer manzarayı yaşadık. Bir taraf kendisini
vatansever, karşısındakini vatan haini ilan ederek, karşılıklı olarak
Türkiye’yi terk etmeleri istendi. Bu zıtlaşma darbecilere zemin hazırlamadan
başka bir işe yaramadı. Sonuçta öyle bir noktaya gelindi ki, vatanseverler ile
vatan hinleri Moskova’da ya da bir Avrupa ülkesinde birleştiler. Bu bakımdan
vatanseverlik kimsenin inhisarında olamaz. Vatanseverliğin ölçüsü terörü sona
erdirecek teklifi olanların bunu açıklamasıdır. Bunun için de öncelikli olarak
ülkemizde ayrışmanın ortaya çıkışı ve çatışmaların sebebinin doğru tespit edilmesi
gerekiyor. İslam’ı birleştirici unsur olmaktan çıkartıp kavmiyetçiliği
körükleyenlerin gelinen noktadaki sorumluluklarını düşünmeleri gerekir.