Terör örgütü hangi hakların peşinde?

Abone Ol

YAZIMIN başlığında dile getirdiğim sorumun muhatabının

terör örgütü ve Kandil olmadığını öncelikli olarak belirtmek istiyorum. Çünkü

terör örgütünün 30 yılı aşkın bir süredir yürüttüğü silahlı mücadelenin

hedefinin gasp edilmiş bir takım temel insan haklarının elde edilmesi

olmadığını düşünüyorum. Bu sorumun cevabını siyasi mücadele verdiklerini

söyleyen HDP yönetiminden bekliyorum. Çünkü birkaç gün önce sokağa çıkma yasağı

ilan edilen Sur da emniyet güçlerinin karşısına çıkıp, teröristleri toplama

operasyonunu engellemeye çalışırken bir HDP milletvekilinin bağıra bağıra

söylediği ve ekranlara yansıyan, teröristleri, Verilmeyen hakların mücadelesi

veren insanlar olarak nitelendirmesi bu soruyu aklıma getirdi. Artık tarafların

karnından konuşmaya son vermesi gerekiyor. Toplum önüne çıkıldığında hak

mücadelesinden söz edenlerin, şehirlerin işgali, hendekler kazılarak

patlayıcılar yerleştirerek hangi hakları elde etmek istediklerini açıklamaları

gerekir. Bu arada özellikle de uzunca bir süre bir takım merkezlerle varılan

mutabakat sonucu sürdürülen ama içi ya doldurulmadığı ya da topluma

açıklanmasında sakınca görüldüğü için çözüm sürecinin terör örgütünün özellikle

şehirlerde yapılanmasına zemin hazırladığı bugün görülüyor. Hâlbuki daha işin

başında masaya oturulurken çözüm sürecinin içi doldurulmuş olsaydı sanıyorum

böylesine uzun süre konu ortada kalmaz, terör örgütüne de yığınak yapma imkânı

verilmemiş olurdu. Geriye dönüp aynı konuyu yeniden tartışmanın yararı yok ama

artık hükümet tavrını net bir şekilde ortaya koymalı, HDP de toplumu terör

örgütünün hedefini verilmemiş bir takım hakların elde edilmesi mücadelesi

olarak göstermekten vazgeçmelidir. Mesele verilmemiş haklar ise bunlar topuma

açıklanmalıdır. Aksi halde toplum enayi yerine konulmuş oluyor.

Kaldı ki terör sorunu sadece iktidar ile HDP nin meselesi

değildir. Tüm siyasi partilerin ve toplumun sorunudur. Atılacak adımlar,

sürdürülecek görüşmeler toplum ile paylaşılmalıdır. Çünkü ciddi bir mücadele

söz konusudur ve her gün iki taraftan da insanlar hayatını kaybetmekte,

yurdumuzun çeşitli köşelerinde gözyaşı dökülmektedir. Kaldı ki, eğer HDP

milletvekilinin söylediği gibi mesele verilmeyen hakların elde edilmesi

mücadelesi olsa bunun için silahlı mücadeleye gerek yoktur. Demokratik insan

haklarının teminat altına alınacağı yeni bir anayasa için iktidar partisine

destek verirler olur biter. Bu ülkede zaman zaman toplumun çeşitli kesimleri

haksızlığa uğramıştır. Özellikle laik Kemalist anlayışın sahiplerinin dayatması

sonucu insanlar inançları sebebiyle kamudan soyutlanma yoluna gidilmiştir.

Gelinen noktada artık çağ dışı yaklaşımın geride kalması,

toplumun hiçbir kesiminin temel insan haklarının sınırlandırılması gerektiği

hususunda toplumun büyük bir kesiminde mutabakat oluşmuş durumdadır. Uzun

yıllardan beri seçim yoluyla alamadıkları iktidarı asker-sivil bürokrasi ile

ellerinde bulunduran kesimlerin bu imkânı kaçırmış olmanın telaşı içinde

oldukları da bir gerçektir. Bugüne kadar yeni bir özgürlükçü anayasa yapılamamış

ise, halkın vermediği iktidara darbe anayasaları yoluyla iktidarı ellerinde

bulunduranlar bu imkânı kaçırmak istemedikleri için direnmektedirler. Buna

karşılık iktidar sahipleri de var olan yetkileri ile yetinmeyerek ülkemizin bir

numaralı meselesini başkanlık sistemi olarak takdim ediyorlar. Cumhurbaşkanının

yanında bir de başbakanın olmasını iki başlılık gibi göstererek yeni anayasanın

hazırlanmasını geciktiriyorlar.

Gelinen noktada HDP hukuki bir zeminde siyaset yapmaya

gerçekten inanıyorsa, güvenlik güçlerine saldıranları özgürlük mücadelesi veren

insanlar gibi takdim etmekten vazgeçmeli, ellerinden alınmış haklarının neler

olduğuna inanıyorlarsa bunun adını koymalıdırlar. Aksi halde, kazılan çukurları

kapatmak, yerleşim merkezlerini patlayıcılardan temizlemek kısacası kurtarılmış

bölgelere son vermek için çaba gösteren emniyet güçlerini düşman, teröristleri

hak arayan insanlar olarak takdim etmenin dayanağı da faydası da olmaz.