Müslümanların başındaki terör belâsı bir sarmala dönüştü.
Kimin elini kim tutuyor, kim kimin arkasında, bu olaylar neden salt
Müslümanların yaşadığı coğrafyada .. Bütün bunlar üzerinde ayrıntıyla
durulmalı. Müslümanlar kendi aralarında bir çözüm üretmeli. Bunlar arzulanan
şeyler. Ne ki, insanların bütünlüğünü sağlayacak asıl güç devrede değil.
Müslüman’ız, İslâm’ın özünden ve ruhundan uzağız. Batı
düşüncesine bulaşmış, onun ruhundan kapmış ruhu bulandırmış melez bir milletiz
ne yazık ki. Bu melezlik bizi karmaşık düşünce ve duygulara itiyor. Güven,
inanç ve dayanışma gücümüzü zayıflatıyor.
Türkiye, başını terörden kaldıramıyor. Her dönem yeni bir
şey mutlaka bulunuyor. Koşullar hazırlanıyor. Yıllarca; ilerici-gerici,
sağ-sol, milliyetçi-anti milliyetçi, Türk-Kürt, laik-anti laik, Sünni-alevi…
Bunlar zamanla giderek daha da çeşitlenebilir. Salt bizim coğrafyamızla sınırlı
gibi, ama değil. Araplarla olan gerilim geçen yüz yılın başlarında
belirginleşti. Müslüman kardeşler birbirine düşman ve hasım hâle getirildi.
Buna tav olanlar öncülük yaptılar. Şimdi ise içinden çıkılamaz bir sürece
dönüştü.
Benzer durum diğer coğrafyalarla da ilgili. Müslümanlar
arasındaki çatışmaları hızlandıracak sayısız neden var şimdilerde.
Hiç kimse bu oluşların arka planını irdelemiyor. Asıl
nedenler üzerinde durmuyor. Aralarındaki küçük husumetleri söndürmeyi bilmiyor,
düşünmüyor. Öngörüsüzlük başını almış gidiyor.
Şu son Suriye olayını bir kangrene dönüştüren nedenler ve
asıl arka plan kurcalanmıyor. Gücü ve takati bitmiş olan bir Beşar Esad
yenilmez bir armada olarak ortada duruyor gibi. Oysa bu gücün ötesindeki
güçlerin varlığı üzerinde asla durulmuyor. Bölgede fink atan ajanlar, servisler
göz ardı ediliyor. 11 Eylül olaylarının başlatıcısı kimse, bugün Cilvegözü
Sınır Kapısı’ndaki patlamaları yapanlar aynı güçler. Uludere’de geçinmek için
kaçakçılık yapan köylüler üzerine bombalar yağdırtan, yanlış ve yalan servis
yapanlar dikkate alınmıyor asla. Oysa istihbarat başka güçlerin ellerinde.
Onlar istedikleri gibi kitleleri yönlendiriyorlar. Ellerinde güçlü bir medya
var.
Kürtlerin nefretini artırtan her adım belli odaklardan
körükleniyor. Bu, Türkler için de geçerli. Karşılıklı nefret öylesine büyük bir
boyutta ki, bunu gidermek bir o kadar zordur.
Yıkmak çok kolay, yapmak ise bir o kadar zordur.
Müslümanların asıl dinamikleri ortadan kaldırıldı. İçi
boşaltıldı.
Batıya bağımlı hâle gelmiş batıcı aydınlar ile yerli aydınlar
arasında uçurumlar var. Asla bir düzlemde buluşamayacak kadar derinleşmiş
durumda. Batıcı aydınlar kendi milletini küçümser konumda. Asla sıcak bakmıyor.
Alkolün serbestliği veya yasak oluşu bile bir ayrışma nedeni. Yerli aydınların
da onlara olan güvenleri yok.
Terör salt silâhlar ile yapılanı değil. Ruhlarda ve
ortamda çok daha gergin bir tehlike olarak duruyor. Herkes birbirine hasmane
bakıyor.
Akdeniz’e düşürülen uçak hangi istihbari bilgilerle
saptandı, kim tarafından nasıl düşürüldü. Beşar Esad o kadar güçlü istihbari ve
karşı koyucu bilgilere sahipse ülkesine ait tesisler bombalanırken, gücü
zayıflatılırken neden karşı koymuyor, koyamıyor Bu, onun İsrail ile işbirliği
olarak tanımlanabilir mi Bir insan kendi kuyusun bilerek kazar mı İsrail ile
işbirliği içinde olanlar belli. Neden oluyor da insanlar böylesine
çarpıtılabiliyor
Bu soruyu kendimize dönük soramaz mıyız Uludere
köylüleri hakkındaki istihbari bilgilerden yoksun Türkiye kimin tuzağına düştü
Neden bu sorulara karşılık aranmıyor
Türkiye ile Suriye’yi savaştıran güçler, geçmişte Irak
İran savaşını neden akıllarına getirmiyorlar
Müslümanlar bu kadar mı öngörüsüz, yani
basiretsizleştiler
Terörden önce zihinlerdeki çarpıklıkların giderilmesinden
başka bir çözüm yolu var mıdır