Son yıllarda toplumumuzda karşılaştığımız en büyük sorun sanırım tepkisizliktir. Uygulanan politikalara, olaylara, sorunlara ve yaşananlara karşı bir tepkisizlik hali mevcut. Tepkisizlikten bahsederken bunu sadece sessiz kalmak, susmak, itiraz etmemek anlamında kullanmıyorum. Tepkisizliği iki farklı şekilde anlamak mümkün; aktif ve pasif tepkisizlik hali.
Pasif tepkisizlik dediğimiz zaman ne kast edildiği az çok hepimizin kafasında canlanıyor olmalı. Sessiz kalmak, itiraz etmemek bu anlamda bir tepkisizliktir. Ama bunun sebepleri üzerinde farklı gerekçeler göze çarpabiliyor. Bu yüzden uygulanan politikalara karşı oluşan bu tepkisizlik hallerini farklı sebeplerle açıklamamız gerekiyor.
Öncelikle menfaat örtüşmesini bunun sebeplerinden biri olarak gösterebiliriz. Yani yanlış uygulamalar ferdin menfaatiyle örtüşüyorsa burada sessizlik devreye girerek zımnen onaylanmış olur. Bunun en bariz örneğini iltimasa dayalı liyakatsiz seçme ve atamalara karşı o günün iktidarını destekleyen çevreler tarafından tepkisiz kalınmasında görüyoruz. Çünkü böyle işleyen uygulamalar bu çevrelere ziyadesiyle alan açıyor. Bu şekildeki yanlış uygulamaların aleni olarak eleştirilmesi genişleyen alanı daraltacaktır. Bu yüzden sessiz kalmak ya da fısıltıyla eleştirmek hem vazgeçememenin hem de yanlışı kabullenememenin bir sonucudur.
Bir diğer sebep ise yanlış uygulamaların doğru olduğuna inanılmasıdır. Uygulamaların doğruluğuna inandırılmış insanların bunlara tepki göstermesini bir tarafa bırakalım, hararetle desteklediklerini görürüz. Çünkü aklın ve duyguların yönlendirilmesiyle doğru ile yanlış tersyüz edilmiştir. Medya ayağıyla akıllara gerekçe üretilirken siyasetçinin hamasete başvurmasıyla duygular tatmin edilmektedir.
Aktif tepkisizlik hali yanlış uygulamalara karşı oluşan tepkinin farklı istikamete yönelmesiyle alakalı bir durumdur. Tepkiler farklı özneye gösterildiği gibi yanlış uygulamaların farklı sonuçlarına da gösterilebilir. Böylece tepki, olması gereken yere gösterilmediğinden yanlış uygulamaların öznesi için tepkisizlik hali mevcuttur.
İlk olarak tepkinin yanlış uygulamaların karar vericisine değil de karar alma gücü olmayan uygulayıcılarına ya da olumsuz algının kodlandığı kesimlere yönelmesi özneyi değiştirebilmektedir. Örnek olarak; yanlış ekonomik kararların neticesinde ortaya çıkan olumsuz durum için küresel ölçekte dış güçlerin, içeride belli kesimlerin, yönetim mekanizmasında ise bazı bürokratların sorumlu tutulmasını gösterebiliriz.
İkinci olarak sorumluluğun yanlış uygulamaların ortaya çıkardığı sonuçtan etkilenene ya da sorgulayana yüklenmesi tepkinin farklı istikamete yönelmesiyle neticelenecektir. Böylece asıl özne yanlışın sorumluluğundan kurtulurken mağdur ya da kurtarıcı pozisyonuna bile gelebilmektedir. Son günlerde mültecilere yönelik şiddet eylemleri bunun en bariz örneğidir. Çünkü dış politik tercihlerin yanlışlığından kaynaklı ortaya çıkan mülteci sorununun muhatabı masum insanlar değildir. Tepkinin bu kararları alan ve uygulayan siyasi iradeye değil de mazlum insanlara yönelmesi aslında bir nevi tepkisizliktir. Böylece sorumlular tepkinin yanlış istikamete yönelmesiyle kurtarıcı rolüne bürünebiliyor. Aynı şekilde son günlerde yaşanan orman yangınları resmi olmasa da terörle ilişkilendirilmiştir. Yangınların sebeplerinden bağımsız olarak orman yangınlarının tedbirleri üzerine yapılan sorgulamalar da terörle ilişkilendirilerek tepkinin yönü değiştirilebiliyor.