Hemen her hafta yeni bir operasyon gündeme geliyor. Bu operasyonların
arkasından da Seçime ayarla paralel taarruz , Bize karşı linç girişimi ,
Yeni bir komplo gibi karşı açıklamalar geliyor. Bu arada emniyette başlayıp,
yargı ile devam eden ardından değişik bakanlıkları da içine alan yer değiştirme
ve görevden almalar devam ediyor. Toplum olarak karşılıklı hamleleri izliyoruz.
Daha doğrusu izlemeye mahkûm edildik.
Kafa karışıklığı da her geçen gün biraz daha içinden
çıkılmaz hâl alıyor. Medya bu karşılıklı hamlelerde ikiye ayrılmış durumda.
Karşılıklı olarak suçlamalar havada uçuşuyor. Belli ki, iki tarafta yeri
geldiğinde birbirine karşı kullanmak üzere el altında tuttukları bir takım
bilgi ve belgeleri medyaya servis ediyor, onlar da manşete taşıyor. Bu arada
mektuplar ve mektup taşıyıcıları gelişmelerdeki yerini alıyor. Böylece
sahnelenen oyun biraz daha ilgi çekici hale getiriliyor. Sözün özü bir kirli
oyun sahneleniyor.
Hemen belirteyim ki, karşılıklı suçlama ve ithamların ne
kadarı doğru, ne kadarı yanlış olayları dışarıdan seyredenler için meçhul. Söz gelimi
gündeme gelen operasyonlardaki yolsuzluk ve rüşvet iddialarının ne kadar
doğrudur, ne kadarı yanlış ya da tümü mü yanlış toplumun bilmesi ve anlaması
mümkün değil. Kısacası Tencere dibin kara, seninki benden kara yarışı
sürüyor. Dileğimiz kimsenin karası olmasın. Çünkü temiz toplumu öylesine
özledik ve buna o kadar çok ihtiyacımız var ki. Yıllardan beri seçilmişlere
yönelik atanmışların komplolarından bıktık usandık. Toplum olarak seçilmişleri
indirecekse millet indirsin istedik ve bu hususta toplumun büyük bir bölümünde
mutabakat hâsıl olmuştu. Ne var ki, gelişmeler bu mutabakatın gerçek olmadığını
ortaya koydu.
Bir yandan yolsuzluk ve rüşvet operasyonları devam
ederken öbür yandan görevden almalara ilaveten yasal düzenlemeler de gündeme
gelmeye başladı. Mesela, HSYK ya bugünkü şeklini veren anayasal düzenleme AK
Parti iktidarı tarafından yapılmıştı. Şimdi o düzenlemeyi yanlış yaptıklarını
söyleyerek Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) na yeni bir şekil verilmek
isteniyor. Peki, verilecek bu yeni şekil son olacak mı Bir süre sonra Bunda
da yanılmışız denirse ne olacak
Operasyonlarla gündeme getirilen yolsuzluk ve rüşvet
iddialarının gönlüm doğru olmamasını arzu eder. Bunun için de iddiaların gerçek
dışı olduğunun yargı yoluyla ortaya konulması gerekir. Ama gelinen noktada
yargıya da güven kalmamış, yargının da en azından bir bölümünün komplonun
içinde olduğu düşünülüyorsa o zaman tüm iddialar ortada kalacak, işin aslını
öğrenmek mümkün olmayacaktır. Bu bakımdan yargının siyasetin bir parçası haline
getirilmemesi, bundan özellikle siyasilerin kaçınması gerekir. Çünkü iddiaların
doğru ya da yanlışlığına yargı karar verecektir. Yargı dışındaki tüm kesimlerin
iddiaları sadece kafa karışıklığını artırır/artırıyor. İşte bu noktada
sanıyorum esas üzerinde durulması gereken husus, yargıyı bir takım kesimlerin
ele geçirme çabalarının önünün bugüne kadar niçin kesilememiş olduğudur. Bu
soruya doğru cevabı bulup toplumda bir mutabakat oluşturmak gerekiyor. Ne var
ki, toplumda her görüşten insan lafa gelince yargının bağımsızlığı ve
tarafsızlığını, yargının siyasallaştırılmaması gerektiğini savunuyor ama aynı
zamanda Benim yargım oluşsun çabalarını sürdürüyorlar. Görünen o ki, hemen
her alanda olduğu gibi yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını da içselleştirememiş
(benimsememiş, özümsememiş) durumdayız. Aynen demokrasi ve özgürlükler
konusunda olduğu gibi. Demokrasi ve özgürlükleri her kesim kendi taraftarları
için istiyor olduğu sürece işler böyle devam edip gideceğe benziyor. Kısacası
adalet herkese lazım, öyle ise herkes için adalet anlayışına nasıl gelinebilir
buna kafa yormamızda yarar var. Bunun temelini de inancımız oluşturuyor. Başka
sistemlerin peşinden giderek toplumda adaleti sağlamak mümkün olmaz/olmuyor.