Başlığa bakarak yanlış bir anlaşılma olmasın, sakın!
Temizlik işçiliği de, alın teri akıtılan tüm diğer alanlar kadar ehemmiyetli ve bir o kadar değerlidir.
Başka bir durumdan bahsetmek istiyorum...
Düşünebiliyor musunuz; imam-hatip adayları açılan sınava giriyor, il müftülüklerinde mülakattan geçiyor, sınavı kazanıyor, geçici imam-hatiplik ataması yapılıyor ve göreve başlıyor.
Ama o da ne!
Ataması yapılan bu imam-hatiplerin Diyanet kadrosundan değil de İş-Kur vasıtasıyla görevlendirildikleri ortaya çıkıyor. İl müftülük görevlileri de bu bilgiyi teyid ediyor.
“Olmaz, olamaz!” demeyin, oldu bile…
Daha da vahimi şu; bu imam-hatiplerin İş-Kur’da “temizlik görevlisi” kadrosundan gösterildikleri de iddia ediliyor.
Bana ulaşan çok sayıda imam-hatip bu şekilde aktardı…
Siz söyleyin, böyle bir uygulama doğru bir uygulama mıdır?
***
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, “İki yıl imam-hatip ataması yapmayacağız!” açıklaması, bence yerinde bir açıklama değil! Bunu daha önce de yazdım.
Bekir bey, Diyanet’te kadro verilecek imam ve müezzinlerin dört dörtlük eğitimden sonra atamalarının yapılması gerektiğini açıkladı, geçenlerde.
Bu açıklama imam ve müezzinlerin toplum içindeki yerleri ile ilgiliydi, hiç kuşkusuz.
İmam-hatiplerin, İş-Kur vasıtası ile görevlendirilmeleri, Başbakan Yardımcısı’nın bu açıklamaları ile de hiç ama hiç örtüşmüyor.
Benden uyarması…
BANA GELEN MEKTUPLAR
* “Bizler 4995 kişi olarak Ramazan ayından önce Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve il müftülüklerinin yayınlamış olduğu sınav ilanına istinaden eski işlerimizi bırakıp mülakata girdik.”
* “Sınavda muvaffak olup köylerde imam-hatip olarak vazifeye başladık. Fakat 12 gün sonra bizleri müftülüklere çağırıp İş-Kur’a yönlendirdiklerini söylediler.”
* “Alım ilanında kesinlikle İş-Kur ibaresi yoktu. Zaten köylere evlerimizi ve ailelerimizi taşıdığımız ve eski işlerimizi bıraktığımız için mecburen göreve devam ettik.”
* “İş-Kur şartlarına göre 5 Aralık 2017 tarihinde vazifemiz sona eriyor. Bu durum düzeltilmezse 4995 arkadaşımız kış günü aileleri ile köylerde çaresiz bir şekilde ortada kalacaklar. Çocuklarımızın okulları yarım kalacak.”
* “İş-Kur olunca resmiyette temizlik görevlisi olduğumuzu öğrendik. Hal böyle olunca 1.404 TL maaş aldık, evliler 50-100 TL fazla alıyorlar. Temizlik görevlisi gibi görünüp imamlık yapıyoruz. Resmi evraklara yetkili olarak imza atamıyoruz (... Cami imam-hatibi diye) fakat para tutanaklarına imza atıyoruz.”
* “Cumhurbaşkanımızın bu durumdan ve bizlerden haberi olmasını istirham ediyoruz.”
ERBAKAN HOCA HABERİNİ YAPAN GAZETECİDEN MESAJ VAR!
Geçen yazımda, Erbakan Hoca’nın İTÜ’de “yerli ve milli otomobil” hakkında verdiği konferanstan söz etmiş, bir gazete kupürüne yer vermiştim.
Erbakan Hoca’nın konferansını takip eden ve o haberi yapan gazeteci-yazar Lütfü Akdoğan’dan son derece nazik bir mesaj aldım. Şöyle diyor Lütfü Bey;
“Aziz Kardeşim Adnan Bey,
Aradan 47 yıl geçmiş olmasına rağmen cımbızla beni nereden kopartıp çıkardınız bilmiyorum.
Ancak dikkatimi çeken bir şey oldu; bu yazı yazılırken siz henüz 6 yaşındaydınız. Yıllar sonra bu yazıyı kamuoyuna sunmanız sizin ne kadar kıymetli bir araştırmacı gazeteci olduğunuzu göstermektedir. Oysa benim bütün ümitlerim sönmüştü; zira artık Türkiye’de gazeteci bulunmadığı inancına varmıştım.
Beni umutlandırdığınız için teşekkür eder, gözlerinizden öperim. Lütfü Akdoğan.”
***
Bizim kuşak belki çok fazla aşina olmayabilir ama Lütfü Akdoğan, yıllarca aktif gazetecilik yapan bir duayen.
Türkiye’nin ilk savaş muhabiri.
Ortadoğu’da tam 10 savaş, 20 ihtilal görmüş, hakkında “vur emri” çıkarılmış, 8 defa ölümle burun buruna gelmiş bir meslektaş.
Gazetecilik hayatı süresince 60’a yakın kral ve devlet başkanı ile görüşmüş, birçoğu ile de yakın dostluklar kurmuş, mesleğinde unutulmaz ilklere imza atmış bir gazeteci.
Çok sayıda kitabın da yazarı.
Bunlardan sadece birinden söz etmek istiyorum; “Molla Mustafa Barzani Anlatıyor”.
Kitap, Kürdistan Demokratik Partisi’nin kurucusu Molla Mustafa Barzani’nin 1970 yılında gazeteci Lütfü Akdoğan’a verdiği röportajdan oluşuyor.
Kitabın, Kürtlerin yakın tarihine ışık tuttuğunu söylemek abartılı olmaz. Bağımsızlık referandumu ile şimşekleri üzerine çeken Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin şu cümleleri, güncel olduğu için de son derece dikkat çekici:
“Bazı kişiler var… Bunlar kitap basar, harita çıkarır; Türkiye ve İran ’ı içine alan muhtar bir Kürt devletinden bahseder. Ben hayatımda böyle bir teşebbüsün içine girmedim. Girmem de… Biz, hiçbir tahrike kapılmayacağız. Türkiye’ye karşı, Türk milletine karşı sevgi ve saygımız sonsuzdur. Türk milletine selam ve hürmetlerimi iletin!”
***
Nereden nereye geldik…
Erbakan Hoca haberine imza atan gazeteci-yazar Lütfü Akdoğan, 24 Temmuz 1930 Antakya doğumlu, 87 yaşında. Bir dönem siyasetin içinde de yer alan ve 1965–1969 yılları arası Adalet Partisi Konya milletvekilliği yapan Akdoğan, ilerlemiş yaşına rağmen koşturmaya devam ediyor.
BEKLE BİZİ İSTANBUL!
Bostancı Gösteri Merkezi’nde Saadet Partisi İstanbul İl Teşkilatı’nın düzenlediği, “2019 hamle -Bekle bizi İstanbul- programı” vardı.
Program samimi, coşkulu, heyecanlı ve canlıydı.
Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Abdullah Sevim, zengin içerikli bir konuşma gerçekleştirdi.
Telekonferansla programa bağlanan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ’nun, “Milli Görüş prensipleri sadece slogan olarak kalırsa hedeflerimize ulaşamayız. Söylediklerimizi hayata geçirmek sorumluluğundayız. Bütün dünyada barış ve huzuru tesis etmek zorundayız.” mesajı anlamlıydı.
Programda, Saadet Partisi’ne katılanlara rozetleri Abdullah Bey tarafından takıldı.
***
Program, her yönü ile mükemmeldi…
Anlatılacak çok sahne var ama özellikle birini aktarmak istiyorum:
Üsküdar teşkilatından Mustafa Bozoklu’yu hatırlayacaksınız. Milli Gazete’ye manşet olmuştu, kısa süre önce. Hasta haliyle programlara katılması vesilesiyle… Bozoklu’yu yine engeller durduramadı. Nefes almasına yardımcı oksijen tüpüyle “2019 Hamle Programı” için o da Bostancı’daydı… Buradan “iyi ki varsın” diyorum…
***
Saadet Partisi İstanbul İl Teşkilatı, programın hatasız gerçekleşmesi için adeta Bostancı Gösteri Merkezi’nde sabahladı.
Programın sosyal medya tanıtımları beni taa 1994’lü yıllara aldı götürdü; o dönem mahalli seçimler öncesinde bu türden tanıtım ve afişler çok etkili olmuş, Refah Partisi İstanbul ve Ankara başta olmak üzere mahalli seçimleri kazanmıştı. Propaganda ekibini candan tebrik ediyorum.
***
Öyle anlaşılıyor ki, daha çok konuşulacak bu program… Yankılarını yine bu köşede aktarmayı sürdüreceğiz, inşallah…
Muhabiriniz iş başında… Takibe devam…