Temiz dilli olmak

Abone Ol

Temiz bir dil sahibi olmanın insandaki karşılığı dışa yansıyan haliyle kendini belli eder. Belli mekân ve çevrelerin insan üzerinde doğrudan etkisi olur. Bu, haneden haneye, köyden köye, kasabadan şehre kadar kendisini belli eder. Bir beldenin, şehrin dili ve naifliği insanlardan yansır.

Kimi durumlarda insanlarda sosyal olayların, eylem ve eğlencelerin oluşunda bile kendini belli eder. Spor alanında takımdan takıma, şehirden şehre belli yansımaları olur. Birbirlerine rakip olanların davranışlarından okunabilen bir durumdur bu.

Bunu sadece spor alanında değil hemen bütün alanlarda görmek olası. Bir medeniyet dairesinde Yunus’unuz, Mevlana’nız, Fuzuli’niz, Nasreddin Hoca’nız, Hacı Bektaş’ınız, Mimar Sinan’ınız ve daha niceleri var ise o toplumda incelikler olur. Şairin bir dizesi, bir dörtlüğü, yüzyıllar o toplumun semasında bir yıldız gibi ışıldamaya devam eder. Bir mimarın minaresi, kubbesi, eserin bütünü insan ruhunda yer eden bir anıta dönüşüverir. Bir şaka, bir dokunuş bir toplumda kalıcı olur.

Devletleri yönetenler, kitleleri peşinden götürenlerin dilleri, bulundukları toplumun ruhunu bir bakıma yansıtırlar. İncelikleri olanlar ince ruhlu olurlar. Büyük medeniyetin insanları kendilerini belli ederler. Ya da yozlaşanlar, sanat ve düşünceden nasiplenmeyenler, bulundukları toplumun kabalıklarını yansıtırlar.

İnsandan insana değişen bir durum var. Aile kültürü, bir başka deyişle ocağı, okulu, kültür ve düşünce çevresi de kendini belli eder. Kim hangi ocaktan yetişmiştir, hangi kültür ve düşünce dairesi içindedir, o da kendini belli eder.

Mizahın kabalıklarında gezinenler ancak onun yansıtıcısı olurlar.

İnsana değer verme, umursama bu inceliklerden doğar. Her adımına, sözüne, davranışına özen gösterenler, doğal halleriyle olurlar. Onların, yapmacık ya da rol gereği davranış ve tutumları bir maskedir. Yeri ve zamanı gelince konumuna ve koşullarına göre değişebilir.

Yazı ve düşünce hayatında ilk başlangıcından sonuna kadar olan tarz ve üslubu bellidir. Nasıl başlamışsa öyle devam eder. Alayı, aşağılamayı, hakaret etmeyi kendisine tarz seçenler bu huylarından asla vazgeçmezler. Hep o gözle bakarlar. Kendilerine özgü bakışı olmayanlar renkten renge, hâlden hâle girerler.

İnsanların kusurlarını gözetleyenler güzellikleri görmeye niyetleri olmaz. Ne yapar ederler, kişinin eksiklerini yakalama çabasında olurlar. Eleştiri denen olgu bir karalamadan ibaret olur. Hele ki kibir ve kendini bilmişlikle yapanlar ise söyleyecekleri olmadığından onu buna ziftlerini sıçratırlar. Şeytanların dillerine sahip olanların türlü yolları olur. Her türlü olumsuzluk ondan beklenir.

Temiz dilli olmak, insanın doğası gereğidir. Büyük bir düşünürden, sanatçıdan beklenen değil olması doğal olanı gerçekleştirir.

Sapma ya da sapkınlık bulunduğu ortam ve çevre belirliyorsa o zaman o kimse kendisi bile değildir. İnsanı incitmeye, kırmaya, dökmeye teşne olanlar huylarından asla vazgeçmezler. Zamana, koşullara ve durumlara göre yaşarlar. Tarzları böyledir.

Alkole müptela ve ayyaş olan artık yaşadığı o hayatın doğası içinde olur. Ondan ayık olmadığı zamanlarda nasıl olması gerekiyorsa öyledir. Bu, onun normal zamanıdır. Bu durum; kirli, kaba, mağrur olanda da görülür. Bu da onun doğası gereğidir. Ruhuna ve kalbine zift bulaşmışsa dilinden akan, gözlerinden yansıyan da odur. Kapkaradır, insanı iğrendirir.

Dil, hâldir, sözdür, eylemdir, aşktır. Gönlü zengin olmanın bir sonucudur.

Dili ve gönlü güzel olanın eseri güzellikler bırakır. İnci gibi dizilmiş sözleri kalıcıdır. Güneşin altında parıldar sürekli. Ne çöpler, ne çamurlar, çirkefler onu değersiz kılar. Bir idealin, düşüncenin içinde olan güzellikleriyle var olur.

İnsan, insan olarak kalınca güzeldir.