Temel!

Abone Ol

Kars merkeze bağlı Çağlayan Köyü’nde, Yusuf Efendi ile Ayşe Hanım’ın evladı olarak dünyaya geldi.

Soy isimleri “Temel” olan aile, çocuklarına sanki bununla bütünleşen bir isim verdi; Kemal.

Terbiyeli bir çocuktu. Yaramazlıkları yoktu.

Çocukluğunda babasının ona kızmasını bile gerektirecek herhangi bir davranışı görülmedi.

Safiyet içinde ve ağırbaşlıydı.

Bu özelliklerini bir ömür bozmadan muhafaza etti.

Ailesine son derece bağlıydı. Anne ve babasına hürmetini hiç eksik etmedi. Çocukluğunda en çok sevdiği iki şey vardı; Birincisi oyuncak yapmak, diğeri ise yalnız kalmaktı.

***

Eğitimci, ilahiyatçı Kemal Temel’den bahsediyorum…

Kemal Temel, Erzincan İmam-Hatip Lisesi’nden öğretmenimdi.

Çok genç yaşta, elim bir trafik kazasında kaybettik kendisini… O meş’um trafik kazasını ve o anları anlatacağım ama öncelikle, bizlere rehber olan, örnek olan, hayatı bir bakıma mükteza-i hal (hal dili) ile öğreten öğretmenim Kemal Temel hakkında biraz daha ayrıntı vermek istiyorum.

Öğrenim hayatına köyündeki ilkokulda başladı. Ardından Kars Alparslan Lisesi’nde öğrenimine devam etti. Liseyi memleketinde bitirdikten sonra Hava Harp Okulu’na girdi. Ancak ortamdaki emir-komuta anlayışına gönül veremediği için oradan ayrıldı. Osmanlı’nın son dönemlerinde Gürcistan’ın Tiflis şehrinden Kars’a göç eden alim dedesinin yolundan gitmeye karar verdi. İslami ilimleri öğrenme ve insanlara bu yoldan faydalı olma yolunu tercih etti. Bunun için 1967’de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne kayıt yaptırdı ve 1971 yılında mezun oldu. Fakültede okurken başkent Ankara’da hareketli bir ortam vardı ama Kemal Temel faydasına olmayacak davranışlardan hep uzak durdu.

TAKVAYI, SAMİMİYETİ, HASBİLİĞİ KUŞANAN BİR ÖRNEK OLDU

Kemal Temel, üniversite eğitiminin ardından farklı illerde öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundu.

Geç denebilecek bir yaşta evlendi. Takdir-i ilahi, çocuğu olmadı. Ama öğrencilerini çocuğu gibi severdi, öğrencilere merhametli ve şefkatliydi. Varını yoğunu öğrencilere hasretti, vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirdi. “Sen varlığını ver yokluğa, sende hakiki varlık doğar.” sözü, âdeta onun yaşantısını özetler mahiyetteydi. 

Kendisini hiçbir zaman ön plana çıkarmadı; daima mütevazı, nazik, nezih ve hizmet ehli biri olmaya gayret etti.

Ömrü ilimle geçti. Hep edeb ile mesaj verdi. Oturduğu koltuğun hakkını fazlasıyla verdi. Çok yönlüydü. İyiye, doğruya, güzele yönlendirdi. Tavizsiz bir duruşu vardı. İdeal bir insan, ideal bir yönetici idi. Hal dili ile konuştu. Hayatını inandığı değerlere adadı. Dünyada bir ‘yolcu’ gibiydi. Helale, harama azami dikkat etti. Kamu malının kullanımında büyük hassasiyeti vardı. “Sıradan biri olmayın” derdi. Yeri geldi okulda yerleri paspasladı. Sık sık pansiyonda talebelerin üstünü örtüp uyurken kontrol ederdi. İsrafa karşı çok hassastı. Öğrencilerin harçlıkları en büyük dertlerinden biriydi…

18 Haziran 1988’de ‘kemal yaşı’ olarak kabul edilen 40 yaşında, Kayseri yolunda geçirdiği trafik kazası sonucu rahmeti rahmana kavuştu. Cenaze namazı Erzincan’da kılındı. Yakın dostlarının Erzincan’a defnedilmesi hususundaki ısrarlı çabalarına rağmen cenazesi, Kars’ın Çağlayan Köyü’ndeki aile kabristanına defnedildi.

Hayatının her anında örnek bir kişilik sergileyen Kemal Temel, vefatıyla da kendisinden sonraki nesillerde derin izler bıraktı. Peygamberimizin (S.A.V.) sünnetine uygun bir hayatın nasıl olması gerektiğini tüm enstrümanları ile gösterdi. İmanı, salih amelle süsleyen, dünyaya kapılmayan; bilinci, takvayı, samimiyeti, hasbiliği kuşanan bir örnek oldu.

BİR CÜMLE YAZDI, HEPİMİZ KIPKIRMIZI OLDUK!

Yıl; 1983 veya 1984...

İmam Hatip Lisesi ya son sınıf ya da bir alt sınıftayım…

Meslek dersinden sınavımız var.

Dersin öğretmeni Kemal Temel.

Hepimizin hayallerini iyi bir üniversite süslerken ve o yaşlarda aklımız bir karış havada da olsa, zaten, hepimizin dikkatini celbeden bir öğretmendi, Kemal bey. Normal şartlarda derslerimize girdiğinde de öyle pek yaramazlık, haylazlık yap(a)mazdık! Öyle çok kopya çeken bir sınıf da değildik, hani!

Neyse… Hepimizin sınav kağıtları masada hazır... Kemal Temel hocanın, “Soru bir…” demesini beklerken o eline pembe renkli tebeşiri aldı ve karatahtaya Arapça bir cümle yazdı. Kısa bir cümleydi... İçeriğini siz de merak ettiniz, biliyorum!  O cümlede, “Hırsızlığın çok fena ve kötü bir haslet olduğu…” ifade ediliyordu. Kemal bey, o cümleden sonra soruları sordu ve “kopya çeken öğrenci var mı, birbirlerine bakıyorlar mı?” endişelerini bir kenara bırakarak, masasına geçti ve sandalyeye öylece oturdu, bir kitaba daldı...

Peki, biz ne yaptık? Adeta mum olduk! Sınıfta bilinen o malum haylaz arkadaşlarımız da dahil, bir anda hepimiz kıpkırmızı kesildik! Değil kopya çekmek, yanımızdaki sıra arkadaşımızla bile konuşamadık! 

***

Kemal Temel hocanın bir özelliğinden daha bahsetmek istiyorum.

Kemal bey, bütün bu hasletlerinin yanı sıra aynı zamanda bir hak aşığı ve Allah (C.C.) dostlarının sohbetlerinde bulunan bir dervişti. Abdürrahim Reyhan Erzincani (K.S.) Hazretlerinden feyz alanlardan biriydi. Kemal hocanın vefatı kendisine haber verildiğinde gözyaşına boğuldu. O ağladı, yanında bulunan yüzlerce insan da ağladı. Hazreti şimdiye kadar kimse böyle görmemişti. Buyurdu ki; “Hayatımda bundan daha büyük bir acı yaşamadım.”

Her ikisine de rahmet diliyorum…

İMAM HATİP NESLİNDE İZ BIRAKAN ÖĞRETMENLER

YEKDER Yayınları arasında çıkan ve Hafsa Nur Aslanoğlu ile Sedat Özgür’ün kaleme aldığı, “İmam Hatip Neslinde İz Bırakan Öğretmenler” kitabını okuyunca çok eskilere daldım, gittim. Kitapta bir bölüm de merhum Kemal Temel’e ayrılmış. Ali Nar, Cemal Nar, Fevzi Kuruköse, Hasan Gümüş, Mustafa Bozoğlu ve Sabahattin Öztürk diğer isimler… Hararetle tavsiye ediyorum. (YEKDER Yayınları. Tel: 0216 4602550)