Bir genel başkanın bu kadar kısa bir süre içerisinde siyaseti böylesine etkileyebildiği pek görülmüş bir şey değil. Önce analizleriyle, tahlilleriyle, yorumlarıyla, çağrılarıyla dikkat çekti. Birçok çevreler kayıkçı kavgası güdüyordu. O ise farklı şeyler konuşuyordu. Sanat diyordu, proje diyordu, üretim diyordu, teknoloji diyordu… Çok değil 1,5 yıl içerisinde herkesin kulak kesildiği bir isim oldu Temel Karamollaoğlu.
Siyaset sahnemize göz kamaştıran kimi isimler çıkmadı mı?.. Elbette çıktı.
Umut bağlanan başka isimler olmadı mı?.. Elbette oldu.
İnsanları, kitleleri heyecanlandıran isimler ara ara kendisini hissettirmedi mi?.. Elbette hissettirdi…
Kimi “gençliği” ile, kimi “hitabet”iyle, kimi başarılı piar çalışmalarıyla, kimi de sermaye gücüyle siyaset tarihimize “dönemsel notlar” düşebilmişti. Hızlı yükselmişler, aniden parlamışlar, ama sonra neredeyse hatırlanamaz olmuşlardı. Saman alevi misali parlayıp söndü çoğu.
MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERİN AĞABEYİYDİ, ŞİMDİ TÜRKİYE’NİN AĞABEYİ OLDU…
Temel Karamollaoğlu’nun gelişi bambaşka izler taşıyor…
“Sahici” bir gelişle siyaset yolunu adımlıyor.
Sadece Saadet Partililere seslenmiyor…
Sadece kendi tabanını değil, sadece kendi partisinin potansiyel seçmenini değil…
Bütün kesimleri etkileyerek geliyor. İktidarıyla muhalefetiyle, sağcısıyla solcusuyla, muhafazakârıyla Atatürkçüsüyle, fakiriyle zenginiyle herkesin üzerinde pozitif etkiler bırakarak geliyor. “Dip dalga” dediğimiz şey tam da bu işte.
Daha dün sadece Saadet Partililerin, Milli Görüşçülerin Temel ağabeyiydi; bugünse fikri, görüşü, partisi ne olursa olsun siyasetin ağabeyi oldu. Türkiye’nin ağabeyi oldu…
KORKUTULMUŞ, SİNDİRİLMİŞ DÜŞÜNCEYİ CESARETLENDİRİYOR
“Bi düşün” diye başladı yolculuğa… Düşünmeye, düşündürtmeye odaklanıyor günlerdir.
Kabul edelim ki, dünyanın en zor işlerinden birine soyundu…
Neredeyse bir elmanın tam ortasından ikiye bölündüğü gibi bölünmüş, kutuplaşmış, kamplaşmış hatta birbirine düşmanlaşmakta olan insanların ülkesinde “bi’ düşünün” çağrısı hiç de kolay iş değil.
Gerçekten de fanatizmin, partizanlığın geçer akçe kılındığı bir zeminde haklıyla haksızı ayırmak, iyiyle kötüyü ayıklamak, adaleti istemek cesaret ister. Siyasetçilerin ülke meselelerini bile oturup konuşmayı unuttuğu bir yerde… Genel başkanların yan yana gelmesinden, el sıkışmasından bile rahatsız olunan bir yerde… Troll’lüğün meslekleştiği bir yerde “düşünün” demek kolay bir iş mi!?.
Temel Karamollaoğlu; sindirilmiş düşünceyi, korkak düşünceyi, korkutulmuş düşünceyi cesaretlendirmeye çalışıyor. Ona kulak kesilen, kulak kabartanlar da giderek artıyor. Türkiye onu dinledikçe “düşünmeye” çalışıyor.
“PROMTER”DAN KONUŞMUYOR, SÖYLEYECEĞİNİ YÜREKTEN SÖYLÜYOR
Yazılı metinleri yok…
Promterdan konuşmuyor…
Sağına, soluna, karşısına yerleştirilmiş cam levhalardan okumuyor söyleyeceğini.
Söyleyeceğini yürekten söylüyor, tecrübe pınarından söylüyor.
Konuşmalarında hakikatli meselelere değiniyor; dokunulmamış, dokunulması adeta yasak addedilmiş ne varsa hepsinin üzerine titizlikle, hassasiyetle ve de özellikle gidiyor.
Duymadım, görmedim, bilmiyorum demiyor; meseleleri kesinlikle mesele ediniyor.
“Gündem olayım”, “gündem belirleyeyim”, “şık cümle kurayım”, “çok alkış alayım” diye çıkmıyor sahneye… İnsanlar coşsun diye başvurduğu şiirleri de yok repertuarında. Takdimleri hamasetten, duygu istismarından uzak. Mikrofonu ele aldığında gündemi sarsmak gibi bir niyeti hiç yok… Ama sarsıyor. Siyaset dilinde, kimseye haddini bildirmek yoktur. Televizyonlar beni konuşsun, gazeteler beni yazsın diye bir çabası da yoktur.
Hayatında hiçbir “sun’i”lik yok.
Şeffaf… Herkes biliyor ki, ne düşünüyorsa onu aynen söylüyor.
EN BÜYÜK GÜCÜ SAMİMİYET VE İHLASI
Onu böylesine bir umutla topluma taşıyan özelliği ihlası ve samimiyeti.
Temel Karamollaoğlu’nun onlarca televizyonu, onlarca gazetesi yok.
Hazine yardımı da yok.
Ama büyük bir gücü var: Samimiyet ve ihlası…
“Size niçin Bilge Başkan diyorlar” diye soruluyor; “Yaşlı diyemedikleri için” diyebiliyor.
* Üçü-beşi konuşmuyor… Bilimden bahsediyor… Sanattan konuşuyor. Teknoloji diyor…
İnsana dair her ne varsa “millet” bütünlüğü, “adalet ve hak” anlayışıyla anlatıyor, rakamlarla değil. Alışılmış ittifak arayışlarında artılarla eksiler, kaçacaklarla gelecekler üzerine hesaplar yapılırken, Temel Karamollaoğlu; toplama, çıkarma, bölme, çarpma işlemlerinden uzak duruyor... Oy değil, “ilke” diyor, “adalet olsun” diyor. İlkeler ittifakı diyor. İlkeler derken de; Türkiye’de bir değişimin öncüsü olduğunu herkese hissettiriyor.
* Kibirli değil… “Sadece ben doğruyu söylüyorum” demiyor. “Kanaatimce” diyor… “Kanaatim odur ki” diyor… “Şahsen ben böyle düşünüyorum” diyor… Mütevazılık yapıyor…
* Kimseyi hedef göstermiyor, kimseyi alaya almıyor… Fakat öyle okkalı cümleler kuruyor ki, altında kalacaklar kalıyor...
* Ötekisi yok… Sözünde de yok, siyasetinde de. Onun dindarlığında, dindarlık ötekileştirmiyor… Siyasetin insana hükmetmesini değil, hürmet etmesini istiyor.
* Sadece günü konuşmuyor… Günü konuşurken bile bir yol açıyor; hiçbir konuya düğüm atmıyor
* Güzel bir dil ile siyaset yapıyor… Naif, şık bir üslupla etkin muhalefet yapılabileceğinin kanıtı olarak siyasette üslup arayanları umutlandırıyor.
* Rahatını, konforunu düşünmüyor. Sessiz kalmanın keyfini sürmeyi tercih etmiyor… Sorumluluktan kaçmıyor…
* Üstelik bitmez tükenmez bir enerjiyle çabalıyor… İlk genel başkan olduğunda Saadet Partililere ‘neden daha genç bir genel başkan bulmadınız’ diyenleri de utandırıyor. Gençler bile onun hızına yetişmekte zorlanıyor.
* Bütün yaşlara hitap ediyor. İlginçtir; gençlerle güçlü köprüler kuruyor... Her konuşmasında, her sosyal medya paylaşımında müthiş bir etkileşim var. Daha çok gençlerle etkileşime giriyor.
* İltifatlara bakmıyor… Kendisi namına yaptıklarının daha iyisini arıyor… Düzeltilmesi gerekeni söyleyene değer veriyor.
* Fikrini dayatmayı değil, müzakereyi tercih ediyor. Herkesle bir araya gelmeye, herkesi dinlemeye özellikle dikkat ediyor. Bu konuda mahalle baskısı gibi “baskın” yaklaşımları da göğüsleyerek bunu yapabiliyor.
* Korku ve endişe siyasetinin yerine, müzakere istiyor… Siyasette müzakere kültürünün yeniden yeşermesi için büyük fedakârlıklar yapıyor… Aslında Türkiye’nin yeniden normalleşmesinin adımlarını atıyor.
“BUGÜNE KADAR NEREDEYDİNİZ?” SORUSUNA MUHATAP BİR LİDER…
Bir istişare toplantısına kendisine söylediğimiz bir cümleyi yeri gelmişken bu sütunlarda da yazmakta beis görmüyorum… “Ne yaşınız ne de başka bir şey… Sizin genel başkanlığınızın tek bir zorluğu olacaktır… Gazeteci meslektaşlarımız, televizyon yorumcuları sizi konuşurken soyadınızı söylemekte, telaffuz etmekte zorlanacaklardır” demiştik. Haddimizi aşarak latife etmiştik. “Karamollaoğlu” soyadı haftalardır ekranlarda o kadar çok konuşuldu ki, bugün herkesin diline yerleşmiş ve bu zorluğu bile aşmış görünüyor.
Hülasa-i kelam…
Kimle karşılaşırsa karşılaşsın “Bugüne kadar neredeydiniz?” sorusunun muhatabı haline gelmiş bir lider Temel Karamollaoğlu. Doğal bir siyaset yürüyüşü yapıyor. Kendisini susturmayı hedef alan hiçbir iftira girişimi hedefine varmıyor. Çünkü doğal bir siyaset yürüyüşü yapıyor.
Değersiz olan her neyse o şeyler parlatılmaya, cilalanmaya muhtaçmış… Kıymetli olansa parlatılmaya ihtiyaç duymazmış ya hani…
Temel Karamollaoğlu, bir “kıymet” olarak siyasetimizde bugün büyük bir adım attı.
Şimdi sıra millette…