Diyor ki ikinci kızını evlendirdi ama halen bir evi yok. Yaşı altmışa merdiven dayadı bir ev alamadı. Yaşı altmışa dayanmış ama bir evi dahi yok! Peki, bu insan hiç çalışmıyor mu? Çalışmaz olur mu, işsiz kaldığı vaki değil. Peki, çalışıyor da neden bu yaşına kadar bir ev alamamış! Asgari ücretle ev mi alınır diyor. Asgari ücret ve ev! Aldığı maaşın hepsini kenara koysa, hiç yemese içmese, aç çıplak dursa, o para ile yüz sene geçse yine ev alamaz. Bir kere Türkiye’de insan ömrü yüz sene yok. Kaldı ki o insan hiç yemeden içmeden giyinmeden nasıl yaşayacak, yaşayamaz! O zaman soru; bir insanın yaşı altmışa varıp da bir evi dahi yokken diğer insanın apartmanının olması nasıl bir durumdur? Biliyorum bu soruya hemen çalışıp yaptırdım cevabı gelecek veya babamdan atamdan şu kadar miras kaldı onunla aldım vs. Hemen soralım; senin atandan kalıyor da onun atasından niye kalmıyor?
Devleti yönetenler, yolsuzluğu önlemek amacıyla “nerden buldun yasası” çıkarmışlardı. Yasa, yolsuzluğu önlemek amacıyla çıkarılmış ama çarpık ve eksik bir yasa olarak yürürlüktedir. Neden çarpık ve eksik? Çünkü devlet nerden buldun sorusunu sorarken nerden bulamadın yani neden kazanamadın sorusunu sormuyor vatandaşa. Mademki yolsuzluk önlenecek neden kazanamadın sorusunu da sormalıdır devlet. Daha doğrusu bu soruyu vatandaş devlete sormalıdır; neden kazanamadım? Soru bu; kazanamayan vatandaş neden kazanamadı? Devlet bu soruyu çözümlü bir şekilde cevaplamalıdır. Yoksa test usulü cevaplarsa soru cevaplanmış olmaz. Ki her sorunun test usulü kısa cevabı vardır. Ama her soru öyle cevaplanamaz. Devlet, vatandaşının sorduğu ben neden kazanamadım sorusunu yani ben neden ev parası bulamadım sorusunu çözümlü bir şekilde cevaplamalıdır. Ki bu sorunun devlette cevabı var!
Devlet, vatandaşlarına hayat alanı sağlamakla yükümlüdür. Bu alanı devlet al sana hayat alanı açtım diye vatandaşa sunmaz. Devlet vatandaşlarının hayat şartlarını en ince ayrıntısına kadar yasalarla düzenlediği zaman o alan zaten olağan bir şekilde var olur. Vatandaşın neden kazanamadım sorusunu temelden çözmelidir devlet. Bu soru ve cevabı saçma olarak görenlere adalet ve insanlıktan sorsak mangalda kül bırakmayacak şekilde adil olduklarını sabaha kadar anlatacaklardır. Fakat çevrelerindeki adaletsizlikten kaynaklanmış yoksulluğu gidermek için herhangi bir adım atmayacak ve atılacak adımı tarif eden cümleyi de saçma bulacaklardır. Bir insanın apartmanı var ve ikinci apartmanı niye olsun dendiğinde öyle bir ihtiyaç olduğu anlatılacaktır ki bir evi dahi olmayan kimse ona ev almayı düşünmeye başlayacaktır! Sorun şu; bireysel ve sosyal hayatın her alanındaki adaletsizlikler ve insanlık dışı durumlar yani işverenlerin, çalışanların, yönetenlerin ve yönetilenlerin adaletsizlik duygusu, düşüncesi ve uygulamaları kimini apartman sahibi yaparken kimini altmış yaşında dahi ev sahibi olamamış yapıyor. Yani devlet adil hayat şartları ortaya koymadığı için adalet işlemiyor. Devleti bir kenara koyalım bugün değme dindarım diyenler bile adalet duygusundan yoksundur. Bir örnekle somutlaştıralım; diyelim bir kurum bina yapmış taksitle şu özelliği olan kişilere daire satacak. O özelliği olan kişilerden ev sahibi olanlar evi olmayanlardan önce koşuyor daire almak için. Önce evi olmayanlar alsın diyen bir Allah kulu çıkmıyor. Sorsanız hepsi dindar! Mangalda kül bırakmazlar! Evi olanlar, şartlarım tutuyor niye ikinci olmasın diyorlar. Önce evi olmayanlar alsın kalırsa biz de alırız demiyorlar. İhtiyaç diyorlar. Oysa ihtiyaçlar sonsuzdur. Değil iki daire dokuz dairesi olsa insan yine ihtiyaç diyecek! İşte bu adaletsizliği ortadan kaldırmak devletin görevidir. Dahası insanların adalet duygusu kalmadığı için devletin yaptırım gücü devreye girmelidir. Devlet bütün sosyal ve ekonomi hayatını adaletli bir şekilde düzenlemiş olsa, ne dokuz dairesi olan olur ne de hiç evi olmayan kalır!
İnsanın insanlığı bittiği için devletin devreye girmesi gerekiyor!