Televizyonsuz altı sene

Abone Ol

İnsan kimi şeylerin gereksiz olduğunu hayatından çıkartmadan anlayamıyor. Hayatımızda edindikleri yer bir bağımlılık ya da alışkanlığa dönüşüyor, bu sebeple de ya varlığını kanıksıyor bir parçamız sanıyoruz ya da ondan asla kopamayacağımızı düşünüyoruz. İşin aslı öyle değil.

Tam altı senedir televizyonu olmayan bir evde yaşıyorum. Bu süre içinde bir gün bile “keşke televizyon olsaydı” dediğimi hatırlamıyorum. Onunla geçirdiğim vakitleri biliyorum oysa çocukluğumda sürekli izlediğimi. Bir dönem sadece, liselere giriş sınavlarına hazırlık için televizyonu kapalı tutmuş neredeyse evin içindeyken onu unutmuştuk.

Zararları biz fark edemesek de çok fazla. Çocukların zihinsel ve bilişsel gelişimini yavaşlatan, konuşma sorunları meydana getiren ve beyin hücrelerini sürekli öldüren bir cihaz. Her anlamda insana yutturulan bir afyon. Ne verirse onu alıyorsunuz, düşünme kabiliyetiniz kayboluyor. Olayları haberleri analiz edemiyorsunuz. Oradan ne çıktı ise gerçekmiş gibi hemen inanıyorsunuz. Aile yapısındaki bozulmaların en büyük sebebi olarak onu gösterirken izlemekten vazgeçememek de büyük çelişki.

Hayatımıza neleri alıp neleri almayacağımız bizim elimizde. Teknolojinin nimetlerini gerekli gereksiz avuçlamak değil mühim olan. Aslolan işe yarayan kısımlarını alıp yaramayanlarını atmak. Ben televizyonu attım mesela. Bunu ne zamana kadar sağlayabilirim mevcut durumu hangi vakte kadar koruyabilirim bilmiyorum ama bu süre ne kadar uzun olursa elde ettiğim kâr o nispette fazla olur. Ayrıca bu durum bir alışkanlık geliştirdiğinden günün birinde televizyon evime gelse de ona çocukluk yıllarımın bağlılığını göstermem mümkün olmaz.

Hazır alışkanlık demişken güzel alışkanlıklar edinmek de bizim elimizde. Hayatımızı renklendiren tecrübelendiren her anlamda bizi donanımlı hâle getiren alışkanlıklarımız olsun. Eski zamanlarda aileler her akşam toplanır belli bir saatte sohbet eder, okumalar yapar birbirlerini aydınlatırlardı. Belki bunu yeniden sağlayabiliriz. Her hafta en azından yeni bir şey öğrenip ailemizle bunu paylaşabiliriz. Çocuklarımızı böyle sıcak ortamlarda yetiştirerek konuşma kabiliyetlerini, soru sorma becerilerini dil hazinelerini arttırabiliriz. Mümkün olmayan hiçbir şey yoktur. Geleceği sağlam ve bilinçli bir nesle bırakmak biraz da bize bağlı. Bize düşen büyük bir sorumluluk var. Yalnızca sosyal hayat, kültür, sanat edebiyat değil, hadis okumaları, ilmihal okumaları yapmak bizi bileyler. Unutulan bilgileri tazelemek bilinmeyenleri öğrenmek ve böylece çoklu kazanç elde etmek.

En azından Ramazan ayında bunu deneyelim. Bu ay boyunca televizyonu unutalım ve okumalarla geçirilen akşamları getirelim. Her anlamda bir arınma yaşayalım. Zihnimizi ve kalbimizi Ramazan’ın cilalamasına izin verelim ve bu süreci en güzel şekilde değerlendirelim. Yalnızca midemizin değil gönlümüzün de dinlendiği bir ay olsun bu. Belki de ruhsal bir terapi, içimizi sıkan bizi bunaltan ne kadar ruhi hastalık varsa hepsinden kurtulmak için açılan bir kapı. Kalbe genişliğin gelebileceği yegâne ay ve çok kısa… Geçip gittiğinde anlıyoruz bunu, Ramazan bize Allah’ın en güzel hediyesi. Bu hediyeyi doyasıya yaşamak için televizyondan kopsak fena mı olur Hayırlı Ramazanlar efendim.