Sakarya Üniversitesi (SAÜ), Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Musa Taşdelen, sosyal, ekonomik, kültürel şartlar nedeniyle gerilime giren insanların şiddete başvurmalarının kolaylaştığını belirterek, ‘‘Şiddet eğilimi olan insanlar, toplumda yaşanan şiddet olaylarından çok çabuk etkileniyorlar‘‘ dedi. Taşdelen, öğrenilebilir bir olgu olan şiddetin, sosyal çevreden, aileden, modern toplumlarda ise okuldan, arkadaş gruplarından ve medyadan öğrenildiğini bildirdi.
Televizyon gibi iletişim araçlarının şiddetin öğrenilmesinde en önemli kaynaklardan biri olduğunu ifade eden Taşdelen, şunları söyledi: ‘‘Bir sosyalleşme ajansı olarak görev yapıyor. Dolayısıyla bunun tedbirini almak lazım. Tabii ki hiçbir dizide hiçbir şiddet olayı olmasın demiyoruz. Fakat bunu elden geldiğince sınırlamak gerekir. Medya şiddet olaylarını verirken, bütün görüntüleriyle değil insanları tahrik etmeyecek şekilde vermeli. Şiddet öğreniliyor, köprüden atlama gibi. Hele kitle iletişim araçları da buna zemin hazırlıyor. Adamın içinde zaten bir suç işleme potansiyeli var. Öğrendikçe, suça dönüşüyor‘‘ diye konuştu.
Toplum mutsuz
Psikiyatr Hanefi Aliosmanoğlu ise sosyal ve ekonomik şartların insanların olaylara karşı dayanma gücünü azalttığını belirtti. İnsanların gelecek kaygısı yaşadığını ifade eden Aliosmanoğlu, şunları söyledi: ‘‘Toplum olarak mutsuzuz. Zenginin çok zengin, fakirin de çok fakir olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Gelir dağılımı adil değil. Mutlu olmayan, gelecekten ümitsiz, her an gelecek kaygısı yaşayan insanlar şiddet olaylara başvuruyorlar. Son çare olarak ya kendine ya da sevdiklerine zarar vermeyi görüyorlar. Bu tür olayların önüne eğitimle, sosyal ekonomik şartların iyileştirilmesiyle geçilebilir. Özellikle okullarımızda dayanışmanın ve sevginin daha da işlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Okullarımızda mutlaka bir tane psikolog olmalı ve bu psikologlar psikiyatrlar tarafından yönlendirilmeli.‘‘
‘‘Vicdan duygusu‘‘
Şiddet olaylarından çabuk etkileniyorlar. Çeşitli şiddet davranışlarını görüyorlar ve uyguluyorlar. Uygun bir ortamda çevreden gördüklerini uyguluyorlar. Bu olaylar burada bitmez, son değil, devam da edebilir. Bunların önüne nasıl geçileceği konusunda gerekli yasal düzenlemeyi yapmak lazım. Eğitim sistemini de gözden geçirmek lazım. Şiddeti değil, daha çok dayanışmayı yardımlaşmayı, sevgiyi öne çıkaran değerlerin aktarımına önem vermeli. Her insanda şiddet eğilimi vardır, önemli olan bunu kontrol etmektir. İnsanda hiç şiddet, hiç sinir, hiç öfke yok diyemeyiz, bunu vicdan duygusunu geliştirerek kontrol altına alırız. Herkese büyük görev düşüyor.‘‘