Küreselleşen dünyada Müslüman imajını zedeleyen, çağdaş değer yargılarıyla çatışma arz eden ve bizi ele güne karşı zor durumlara sokan şu hadisleri ne yapalım En sahih olarak tanıdığımız el-Buhârî ve Müslim in Sahih lerinde bile "problemli" rivayetler var. Hatta İmam el-Gazzâlî, el-Müstesfâ da1 Efendimiz (s.a.v) in, Abdullah b. Übeyy b. Selûl ün cenazesi için istiğfar ettiğini bildiren rivayete2 birkaç açıdan cevap verileceğini söyler. Önce "Haber-i vahid dir, lugatta delil olmaz" der. Ardından da şöyle devam eder: "Daha açığı, bu haber sahih değildir. Çünkü Efendimiz (s.a.v) kelamın manalarını insanların en iyi bilenidir "
İmam el-Gazzâlî gibi birisi bile el-Buhârî ve Müslim gibi Hadis imamlarının naklettiği bir rivayeti "sahih değildir" demişse, burada durup düşünmemiz gerekmez mi
Evet ilk bakışta bu yaklaşım insana doğru gibi geliyor. Ama bizim meselemiz "ilk bakış" aşamasındaki "yüzeysellik" ile çözülemeyecek kadar ciddi. Bu sebeple, "ilk bakış" ile yetinenleri mazur göremeyiz. O halde meseleye gereken ciddiyeti gösterelim ve örnek olayımızı biraz daha yakından tahlil edelim:
İmam el-Gazzâlî nin bu tavrını bahse konu edinen Tâcuddîn es-Sübkî nin tesbiti şöyle: "el-Gazzâlî nin bu sözü, İmamu l-Haremeyn den alınmadır. Zira o, bu rivayet hakkında, "Ehl-i Hadis bu rivayeti sahih bulmamıştır" demiştir. İmamu l-Haremeyn de bu tesbiti Kadı Ebû Bekr (el-Bâkıllânî) den almıştır. Zira o, Muhtasaru t-Takrîb de, "Bu zayıf bir hadistir. Sahih hadis mecmualarında yer bulmamıştır" der. Oysa bu söz batıldır. Zira mezkûr hadis sahihtir, el-Buhârî ve Müslim in Sahih lerinde yer almıştır."3
es-Sübkî nin İmamu l-Haremeyn den yaptığı nakil, onun el-Bürhân ında geçiyor.4 el-Bâkıllânî ise bu meseleye et-Takrîb de değinmiştir. Acak es-Sübkî nin yukarıda ona atfettiği ifade bu eserde mevcut değildir. el-Bâkıllânî nin orada söylediği şudur: "Bu, sübutu (tam olarak) bilinmeyen haber-i ahad cümlesindendir. Dolayısıyla onda hüccet (olma özelliği) yoktur."5
Ancak es-Sübkî, doğrudan et-Takrîb den değil, onun "muhtasar"ından alıntı yapmaktadır. Bu eseri ihtisar eden ise yine İmamu l-Haremeyn dir ve el-Aynî nin bu tasrihatla yaptığı iktibas ki es-Sübkî nin naklettiği cümlenin aynısıdır meseleyi vuzuha kavuşturmaktadır.6
Görünen o ki, İmam el-Gazzâlî bu meseleyi işlerken kısmen el-Bâkıllânî den, ama daha ziyade hocası İmamu l-Haremeyn den istifade etmiştir. el-Gazzâlî nin el-Müstesfâ da konuyu işleyiş biçimi hemen aynıyla bu iki müelliften alınmış gibidir.
İşte bu nokta son derece önemlidir. el-Kevserî merhumun nefis tesbitiyle söyleyecek olursak, bir ilim dalında otorite olan nice alim vardır ki, bir başka ilim dalında talebe seviyesindedir. Bu sebeple her ilim, sahasında mütehassıs olan ulemadan alınır.
Bu bağlamda gerek İmamu l-Haremeyn, gerekse İmam el-Gazzâlî, Hadis ilminde otoritesine başvurulacak ulemadan değildir. İmamu l-Haremeyn, yukarıdaki hatalı tesbiti yanında, bu alanda başka tartışmalı tesbitlerde de bulunmuştur. İçtihad bahsinde meşhur "Mu âz (r.a) hadisi"nin "Sahih" adıyla bilinen hadis kitaplarında tahriç edildiğini söylemesi bir örnektir.7 İmam el-Gazzâlî ye gelince, "Hadis ilminde birikimim azdır" sözü onundur.8 Dolayısıyla Hadis ilminde temayüz etmemiş alimlerin hadisler hakkındaki değerlendirmelerine daima ihtiyatla yaklaşmak gerektiği kuralını hatırdan çıkarmamak durumundayız.