Diriliş’in tek yaprak gazete olarak neşredildiği yıllarda, rahmetli Sezai Karakoç ağabeyin anılarından bazı bölümlerin hafızamdaki muhafazası, siyasi pozisyonları fotoğraf kareleri gibi yansıtmasından olabilir. Bugünlerde seçimler vaktinde mi yapılacak, öne mi alınacak tartışmaları reytingler yükseltirken, iktidar propagandistlerinin dikkat çekmeye çalıştıkları bir tarih var: 14 Mayıs.
“Artık Yeter” sloganıyla yola çıkan Demokrat Parti’nin, iktidarı devraldığı işte bu 14 Mayıs’ın öncesindeki yıllarda, Maraş’ta ortaokul öğrencisi olan Sezai Karakoç’un gözlemlediği o sahnelerde, halkın, Kazım Karabekir’e bakışıydı hafızamda saklanan. Maraşlının, yerinde ve doğru tespit ettiğine inandığım bu değerlendirmelerine, paralel anılara rastlayacağım umudu da hep içimde oldu.
İktidar propagandistlerinin beklentilerinin aksine, o 14 Mayıs’ı tekrar yaşayacaktır Türkiye diyorum.
“Paralel” kelimesinin rantını siyasi kazanç hanesine yazdıranların Kazım Karabekir’i, varsa kim; Sayın Bahçeli’nin, Sayın Erdoğan gibi söylersek irapta mahalli, hesapta yeri var mı, gibi sualleri zekaları sorunsuz sosyologlarımıza bırakarak, rahmetli Üstad Sezai Karakoç ağabeyin, 14 Mayıs’a ışık tutan bir paragraflık anısını okuyalım, “Hatıralar I” kitabından.
Bir başka sayfadaki “Karabekir Paşa, bende, temiz yürekli, vakarlı, yurtsever bir insan etkisi bırakmıştı. Ancak fazla bir derinlik ifadesi bulamamıştım.” Şeklindeki anlatımı da dikkatlerde olsun.
“Bir 12 Şubat törenine de Kâzım Karabekir geldi. O zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanıydı. Törende, belediye binasının balkonundan görevlilerle göründüğünde çok az alkışlandı. Halkın bu davranışı, çok sevdikleri ve millî bir kahraman olarak gördükleri Kâzım Karabekir’in Millet Meclisi başkanlığını kabul etmesinden ileri geliyordu. İsmet Paşa, Fevzi Çakmak’ı emekli etmişti. Demokrat Parti yeni kurulmuştu. Kâzım Karabekir’i muhalefete kaptırmamak için onu milletvekili, daha sonra meclis reisi yaptırmıştı İsmet İnönü. Oysa, belki yirmi yıl göz hapsinde kalmıştı Kâzım Karabekir. Bu göz hapsi kalkıyor ve birden Meclis Başkanı oluyordu. İsmet Paşa, herhalde en çok ondan çekiniyordu. Kâzım Karabekir’in bu teklifi kabul etmesini halk tasvip etmemişti. Bunu o gün çok net şekilde gördük. Kâzım Karabekir, balkondan görününce, meydandaki birkaç memurdan başka kimse alkışlamadı. Öte taraftan, muhalif milletvekili olarak Refik Koraltan ve birkaç arkadaşı yoldan geçtiler; onlar resmî korteje dahil edilmemiş, balkona alınmamışlardı. Sıradan insanlar, halktan kimseler gibi geçiyorlardı. Halk, öğrenciler ve hatta bir kısım asker onları alkışladı. Sonra halkın onların arabasını havaya kaldırdıklarını söylediler.”
Kâzım Karabekir Paşa’nın böyle anlatılması, takip ettiği siyasi hattı bilmeme rağmen, hayalimdeki canlılığında hasarlar oluşturmuştu. İşte bu yüzdendi, paralel anılara rastlayacağım umudum.
Maraş halkının hazmedemediği, Fevzi Çakmak’ı emekli eden İsmet Paşa’nın başbakan iken 20 yıl göz hapsinde tutulmuş Kâzım Karabekir Paşa’yı milletvekili ve Meclis Başkanı yapması değildi elbette; Kâzım Karabekir Paşa’nın “Evet”iydi.
İsmet Paşa’nın yaptığı kendisinden beklenendi. Zira o, Demokrat Parti’nin yarışta olduğu ikinci seçim 14 Mayıs’ta iktidarını muhafaza etmek istiyordu. Dolayısıyla halk, Kâzım Karabekir Paşa’nın İsmet Paşa’ya katılımını 946 seçimlerinin “açık oy–gizli sayım” baskısına paralel bir hal olarak görmüştü. Fakat gerçek böyle midir sorusu da çok canlıdır.
“Kâzım Karabekir’i muhalefete kaptırmamak için...” ve
“İsmet Paşa herhalde ondan çok çekiniyordu” fikirlerini kanaatimizce Sezai Karakoç ağabey o çocukluk yıllarında değil, anılarını yazarken yahut sonradan oluşturmuştur. Çünkü rastladığımız ve paraleldir dediğimiz anılarda durumun izahı başkadır.
BİRBİRİNİ ÇEKENLER BİRBİRİNDEN ÇEKİNİR Mİ?
Bir Fransız gazeteci, ki daha önceki bir yazımızda da hatıralarından alıntılar yapmıştık; “Berthe Georges-Gaulis” anlatıyor: “Mustafa Kemal’in ve paşaların varlığı tarafından çekilen bütün Ankara burada bulunuyordu. Taşacak şekilde dolmuş olan Bursa geçici bir başkent gibi görünüyordu.”
Zafer’den hemen sonra, Lozan’dan hemen önce.
“Biraz sora masadaydık. Sağımda İsmet Paşa, solumda Kâzım Karabekir Paşa vardı. Yemeğin başlangıcından itibaren o konulardan uzaklaşılmıştı. Mustafa Kemal sağ yanımı işaret ederek: ‘İsmet Paşayı tanıyorsunuz ordularımızın kumandanı. Size diğer bir İsmet Paşa tanıtıyorum: Dışişleri Bakanı Lozan Konferansı birinci üyesi’ şaşkınlık ifademe cevap vererek: ‘Tayin tarihi bugün’ dedi.
İsmet Paşa gülmüyordu. Yeni yükü, günlük tarzını tamamiyle değiştirmişti. İlk defa olarak onu kederli görüyordum; oysa savaşın en şiddetli anında bile tebessümünü muhafaza ediyordu.
Mustafa Kemal, solumdaki konukları bana tanıtmaya devam ediyordu. Bu kez: ‘Ve işte Kâzım Karabekir. Doğu cephemizin şefi. Ününü bilirsiniz, fakat belki hikâyesini değil; şimdi size anlatacağım. Önce size bütün çevrenizdekilerin kimler olduğunu açıklayacağım.’
Konuşan yine Mustafa Kemal’dir.
“Millet Meclisi ona tam güven besliyor. Türkiye büyük cesareti ve büyük değeri olan generallere sahiptir; hepsi sıkıca birbirine bağlıdır, İsmet Paşa’nın yüksek fazileti, onların hepsi için, onu arkadaşların en iyisi yapmaktadır.
Onun en büyük dostu Kâzım Karabekir’dir ve ben kendim, mücadelenin ilk saatlerinde, benimle buluşacakları Erzurum’a gelmelerinden çok önce bu iki kuvvetin Türk halkının ve Türk vatanının mutluluğunu sağlayacağını biliyordum. Bunu bildiğimden kendime güvenim vardı, enerjim bir misli artmıştı.”
Gazeteci Georges-Gaulis yazılarının çoğu yerinde, İsmet Paşa–Kazım Karabekir vurgularını Mustafa Kemal’in, özellikle not ediyor.
“İsmet Paşa kadar kimse, dostu Kazım Karabekir tarafından vatana ve hükümete yapılmış olan pek büyük hizmetleri değerlendiremedi.”
“Size arkadaşlarımın adlarından söz ettim. Önünüzde İsmet Paşa’ya ondan ne beklendiğini, Kazım Karabekir’in ondan ne beklediğini söyledim.”
KARABEKİR DEĞİL SADE BEKİR
Fransız gazeteci Georges-Gaulis’in anılarından yola çıkarak, alfabenin son harfine konuşlandırılan gençliğin ‘’Kanka’’ bağlılığına ulaşılır mı; İsmet Paşa-Kazım Karabekir birlikteliğini değerlendirmede, bilmiyorum.
İsmet Paşa, Kazım Karabekir’i yanına almıştı.
Sayın Erdoğan’ın Bozdağ Bekir’i hep yanındadır.
‘’(Muhalefet) resmi korteje dahil edilmemiş, balkona alınmamışlardı. Sıradan insanlar, halktan kimseler gibi geçiyorlardı. Halk, öğrenciler ve hatta bir kısım asker onları alkışladı.’’
O günkü Maraş, bugünkü Türkiye!