Tek Sorumlu Ev Sahipleri mi?

Abone Ol

Kiralardaki artış, ülkemizin en kısa zamanda çözüm bulunması gereken sorunu haline geldi. Eğer, olaya bu açıdan bakmaz da kira artışlarını ev sahiplerinin insafsızlığı ile izah etmeyi sürdürürseniz sorunun giderek daha da ağırlaşacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü iki sene önce birden bire hayatımızı altüst eden ev kiralarındaki izahı mümkün olmayan artış yöneticiler tarafından genellikle ev sahiplerinin vicdansızlığı ile izah ediliyor, yani kira artışlarının tek sorumlusu olarak ev sahipleri gösteriliyor. Halbuki kimin suçlu olduğundan önce sorunun neden kaynaklandığının tespiti gerekiyor ki, doğru bir çözüm bulunabilsin. Hemen belirteyim ki, olayın sadece ev sahiplerinin vicdanına havale edilmesi 20 seneyi aşkın bir süreden beri bu ülkeyi yönetenler sanki sütten çıkmış ak kaşık misali bir değerlendirmeye tabi tutulduğu sürece sorunu çözmek zorunda olanları sorumluluktan kurtarmayacaktır.

Soruna çözüm bulmak hususunda idareciler aldıkları bir kararla kira artışlarını yüzde 25 ile sınırlandırdıklarını ilan ettiler. Buna rağmen söz konusu sınırlandırmanın üzerinden 2 yıla yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen kiralarda bir gerileme söz konusu değil. Yani bu sınırlandırma, bir yıl daha uzatılacağı haberleri de soruna çözüm olmadı.  Bu arada kira artışlarının yüzde 25 ile sınırlandırılmasının tek başına çözüm olmayacağı da görüldü. Çünkü serbest piyasa ekonomilerinde fiyatları genellikle arz ve talep belirler. Yani, üretim talebi karşılamıyorsa fiyatlarda artış meydana gelir. Bunun yanında konut kiralarında ortaya çıkan daralmanın da talimatla önlenmesinin mümkün olmadığı ortada.

Bu arada unutulmaması gerekir ki, enflasyonun son iki yıl içinde yüzde 60 ile yüzde 100’lerde olduğu bir ortamda kira artışlarının yüzde 25 ile sınırlandırılması ev sahiplerini cezalandırmak anlamına gelmez mi? Yani,  idarecilerin kendi plansızlıklarının ve görevlerinin sorunlar yaşanmadan tedbir almak olduğunu unutmuş olanlar sorumluluğu ev sahiplerinin üzerine yıkarak sorumluktan kurtulmaları mümkün olabilir mi? Çünkü soruna çözüm bulmanın belli yolları var. İlk yol kiralık yeni konutlar üretmek ya da üretilmiş olanların devlet tarafından beli ücretlerle kiraya verilmesi.

Deprem sebebiyle büyük oranda konutun yıkılmış olması ile uğraşırken, bir de ortaya kiralardaki anormal artış çıkınca sorumlular gelişmeleri sadece seyretmekle yetiniyorlar. Sorunu seyretmek ise çözüme katkı sağlamadığı gibi, sorun her geçen gün daha da içinden çıkılmaz hale geliyor. Bu arada kiracıların desteklenmesi de soruna az da olsa çözüm getirebilir. Bunun için ülkenin her köşesinde kiraların devlet tarafından belirlenerek dar gelirlilere şartlara göre değişik oranlarda kira yardımı yapılabilir. Bu uygulama uzun yıllar önce bazı iş yerlerinde geçerliydi. Söz gelimi İstanbul’da 1980’li yıllarda çalıştığım iş yerinde maaşıma ilave olarak bir kira desteği verilirdi. Bu uygulama sadece benim için geçerli değil, çalıştığım kurumdaki tüm çalışanlar için geçerliydi. Tüm bu tedbirler bir kenara itilerek fahiş kiraya, çıkartılacak bir yasa ile 1-3 yıl hapis cezası verilmesinin gündeme getirilmesi sanıyorum doğru bir uygulama olmayacaktır.

Bu noktada kiralardaki ve konut fiyatlarındaki anormal artış sadece hapis cezası ile korkutmak soruna çözüm olmayacaktır. Bu bakımdan kiracılar elbette korunmalı ama bunun yolu ev sahiplerini hapse atmak, enflasyon neredeyse yüzde yüzlerde iken yüzde 25 artış ile idare edin demek haksızlık değil midir? Çünkü ülkemizde acil çözüm bulunması gereken bir konut sorunu vardır. Bu konut sorunu hem kiralardaki artış hem de konut fiyatlarındaki hızlı yükselişle ilgili. Bu ülkede 30-40 yıl önce bir işçi ya da memur bir yandan kirasını öderken, bir yandan da kurdukları kooperatif yoluyla ev sahibi olabilmekteydiler. Şimdi öyle bir noktaya geldik ki, artık bir işçinin bu yolla ev sahibi olması imkânsız. Meseleye bu açıdan bakıldığında ülkemiz konut meselesi konusunda 40 yıl önceki durumdan çok daha kötü bir noktada.