Eğitimde köklü çözüm için dershanelerin kapatılması
yetmedi. Tam tersine gerçek problemin ne olduğunu su yüzüne çıkardı. Demek ki
bu zamana kadar ortalık temiz gözüksün diye ne var ne yok halının altına
süpürmüşüz. Dershanelerin kapanma lafı daha duyulur duyulmaz dershane lobisi
hemen kolları sıvadı ve sistemin açıklarından yararlanarak gemisini yüzdürecek
yeni sular keşfetti. Üniversiteye giriş sınavı olduğu sürece dershaneleri
kapatsanız bile dershanecilik bir şekilde sürecektir. Nerdeyse son kırk yılın
kuşağı dershane kuşağıdır. Test çözme usulüyle şekillenen başarı bir tarafı
eksik insanların sayısını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır.
Kırk yılın test kuşağı ortalama olarak sonuç alma
üzerine odaklanmıştır. Hayata bakış açısı da sonuç alma eksenlidir bu yüzden.
Hakikat adına çoktan seçmeli bir hayatın doğru şıkkını işaretleyip sonra kendi
köşesine çekilir test kuşağı. Dokunup geçer sadece. İşine yarayanı alıp
yaramayanı es geçer. Dolaylı bir yaşam tarzı empozesidir bir bakıma bu yaklaşım
şekli. Doğruyu özümsemeksizin işaretler. Yanlışı bir yanılış olarak görür ve
tahripkâr tarafıyla hiç ilgilenmez. Kırk yıllık test kuşağının başka ne
özellikte kuşaklar oluşturduğunu toplumsal mizacımıza bakarak anlayabiliriz.
Bunu geçelim. Öğretmenlere, okul yöneticilerine ve de
velilere kulak verelim biraz da. Konuştuğum eğitimcilerin ve velilerin
neredeyse hepsi gelinen noktanın tam bir karmaşa ve çıkmaz olduğunu
söylüyorlar. Öğrenciler lise 2.sınıftan itibaren kayıtlarını alarak üniversite
sınavı yoğunluklu özel okullara ve Temel Liselere kayıyorlar. Parası olan
veliler için bu bir çözüm yolu, ya parası olmayanlar Onlar da kendi
liselerinde üniversite sınavına nasıl hazırlanacakları konusunda kara kara
düşünüyorlar. Okul yöneticilerinin de bu konuda herhangi bir alternatif
programları ya da hazır somut çözümleri yok. Olsa bile okul şartlarında bunu
yürütmek öğrenciler nezdinde pek gerçekçi sayılmıyor.
Görüldüğü gibi ortada hem bir haksız rekabet hem fırsat
eşitliği sorunu hem de toparlanmayan bir dağınıklık söz konusu. Anadolu
Liselerinin dengesi şaşmıştır. Meslek Liselerini seçenlerin çoğu hâlâ bilinçli
tercihle bu okullara girmediğinden bu okullar da bir hedefsizlik ve yönlendirme
sorunu yaşıyor. İmam Hatip Liseleri nin iftihar edilecek bir geçmişi olmamış
olsaydı şimdiki kemiyet sorununu görmezden gelebilirdik. Oysa İmam Hatip
ortaokul ve liseleri hem okul hem de öğrenci sayısı olarak belirgin bir artış
göstermesine rağmen aynı şeyi ileride daha iyi olacak ümidi açısından- nitelik
ve misyon noktasında göremiyoruz.
Her şeyden evvel İmam Hatip ler bir iddia okulu olmaktan
çıkarılmalı Türkiye nin gelişen zihnine ve genişleyen göğsüne uygun ilim irfan
yuvaları haline gelmelidir. Dünkü İmam Hatiplerin belirgin başarısında açık
uçlu zihin yapısı nı da hiç göz ardı etmemek gerekir. Bu zihin yapısı sayesinde
İmam Hatip kuşağı önemli ölçüde test kuşağı karakterinden kurtulmuştur. Ne de
olsa hayat ve hayatın işaret ettiği her şey gibi problemleri de açık uçludur.
İnsan açık uçlu yaşar, test usulü ölür. Çünkü ölmek fazla
söze hacet bırakmayan -140 karaktere bile ihtiyaç hissettirmeyen bir kelimelik hakikattir.
Bu hayatın içini ya doldurursunuz ya da boş bırakıp gidersiniz.
Türkiye de çocukların ve gençlerin kitap okumamaları,
sanattan edebiyattan uzak durmaları, soyut değerler yerine itibari değerleri
önemsemelerinin altında yatan gerçek üniversiteye girme sınavları ve bu uğurda
harcanan vakit ve enerjidir. Öğrenciler bu beladan bir şekilde kurtarılmadığı
sürece ne yapılırsa yapılsın göstermelik olacaktır. Üniversiteye giriş
sınavları gençlerin nerdeyse yaşam gayeleri temel amaçları haline gelmiştir ki
bu bile tek başına gençlere değersizlik aşılamak açısından yetip artar. Kendi
ellerimizle çocuklarımızı tahrip ediyoruz da farkında değiliz. Bir an önce
gençlerin zihinsel öncelikleri değişmeli ve kafalarındaki hayati önem
sıralaması yer değiştirmelidir. Üniversiteye hazırlama mahiyetli liseler yarayı
daha bir derinleştirecektir. Pragmatizm yegâne değer yargısı olarak başköşede
yerini alacak, aynı okulda okumanın kolektif bilinci, hatıra değeri, eğitsel
birlikteliği, değer paylaşımı berhava olacaktır. Bu çocukları sıkmayın, biraz
kendi hallerine bırakın, emin olun aslına rucu edecek, fıtratlarına uygun
davranacaklardır.
Geçtiğimiz hafta Ankara Milli Eğitim müdürü Sayın Erol
Bozkurt un davetlisi olarak Ankara Lise ve Ortaokul Şiir Okuma yarışmasında jüri
olarak yer aldım. Erol Bozkurt Bey in de altını çizerek ifade ettiği gibi şiir
okuma ve yazma yarışmasına en fazla ilgi ve alâka meslek lisesi öğrencilerinden
gelmişti. Yarışmaya katılanların kahir ekseriyeti meslek lisesi öğrencileriydi.
Katıldığım okul söyleşilerinde de bunu gördüm. Meslek lisesi öğrencileri
düşünceye, şiire ve edebiyata hem daha yakın hem de daha ilgili duruyorlardı.
Hiç şüphesiz bunda açık uçlu bir zihin yapısına sahip olmalarının ve zanaat
becerileriyle birlikte hayatın kıyısında değil orta yerinde bulunmalarının
büyük etkisi vardı. Emsalleri gibi test ile tost arasına sıkışmamışlardı. O
halde çözüm bellidir; abartılı gelecek kaygısından gençleri kurtarıp saatlerini
yeniden ayarlamalarını sağlayabiliriz.